Elly hakkında konuşalım mı?

9 dakikada okunur

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde “Elly Hakkında” filmiyle aldığı En İyi Yönetmen ödülü sonrası uluslararası sinema dünyasında adından söz ettirmeye başlamıştı. 2011 yılında “Bir Ayrılık” filmiyle daha da büyük bir başarıya imza atan yönetmen hem Berlin’den hem de Oscar’dan ödülle döndü. Dünya çapında adından sıkça söz ettiren yönetmen, “Geçmiş”, “Satıcı” ve “Herkes Biliyor” filmleriyle kariyer basamaklarını tırmanmaya ve Cannes gibi daha nice festivallerde boy göstermeye devam etti.  Son filmi “Kahraman”ın Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapmasının ardından filmin senaryosunun çalıntı olduğu iddialarıyla karşı karşıya kalan Asghar Farhadi, 2010’lu yıllarda asistanlığını yapan eski öğrencisi Azadeh Mesihzadeh tarafından dava edildi. “Kahraman”ın senaryosunun 2014 yılında çektiği bir belgeselle birebir aynı olduğunu savunan Mesihzadeh, mahkeme tarafından haksız bulundu. 

Kötü bir son mu, sonsuz bir mutsuzluk mu?

“Elly Hakkında”, yönetmenin kendine has sinema dilini oturtmaya başladığı ve kendisinden sonra çekilen birçok filme ilham veren bir yapıt. Başrolü Golshifteh Farahani, Shahab Hosseini ve Taraneh Alidoosti gibi dünyaca ünlü oyuncuların paylaştığı film, hafta sonunu deniz kenarında geçirmek için bir ev kiralayan birkaç aile dostunun çıktığı bu kısa tatile yoğunlaşıyor. Üniversiteden beri dostluklarını sürdüren bu çiftlerin arasında Sepideh ile Amir’in çocuklarının İngilizce öğretmeni Elly ve yakın zamanda evliliğini sonlandırıp Almanya’dan ülkesine dönen Ahmed de var. Tüm grubun da Elly’nin gelmesiyle anladığı üzere, bu tatil planının asıl amacı Sepideh’nin Ahmed ve Elly’yi tanıştırmak, aralarını yapmak istemesi aslında. 

Filmin ilk sahnelerinde, bu arkadaş grubunun yola çıkış anlarına birbirleriyle şakalaşıp eğlenmelerine tanık oluyoruz. Başta tutacakları evin uygun olmaması gibi ufak aksaklıklar yaşansa da herkesin keyfi yerinde, yüzler gülüyor ve şarkılar söylenip oyunlar oynanmaya devam ediyor. Artık tüm grup durumdan haberdar olduğu için herkes Ahmed ve Elly’yi baş başa bırakma çabasında, çok geçmeden bunu başarıyorlar da. Telefonun çektiği bir yer bulabilmek için Ahmed ve Elly birlikte kısa bir araba yolculuğuna çıkıyor. Bu yolculukta ettikleri sohbette Elly’nin Ahmed’e eşinden neden ayrıldığını sorması üzerine filmin alt metnini anlıyoruz. Acı bir son yaşamak, sonsuz bir acıyla yaşamaktan iyidir… Velhasıl, tatilin ilk günü güle oynaya sonlanırken ikinci gün Elly artık annesi kendisini merak edeceği için Tahran’a dönmek istediğini söylüyor. Fakat Sepideh’nin ısrarları üzerine dönemiyor. Bu sahnenin sonrasında, deniz kenarında oynayan çocukları Elly’ye emanet ettikten sonra kendi hallerinde bir yerlere dağılan grup, çocuklardan birinin denizde çırpındığını anlayıp onu kurtarmak için deniz kenarında toplanıyorlar. Nitekim denizde çırpınan oğlan kurtarılıyor, fakat kısa bir süre sonra Elly’nin ortadan kaybolduğu anlaşılıyor. 

Farhadi sinemasında kadın ya da kadının toplumdaki yeri

Çocuklardan birinin denizde çırpındığı sahneden sonra, film sıcak renklerini bir anda yitiriyor. Fakat olay örgüsündeki geçişler renk skalasında olduğu kadar keskin değil, aksine gerilimin sabit bir hızda ve insanın tüylerini diken diken edecek bir etkiyle artışına saniye saniye tanıklık ediyoruz. Sabit kamera hareketlerinin bir anda hareketli bir hal alması, zaman zaman denizin altına girip çıkan kadraj ve arkada bize devamlı eşlik eden dalga sesleri yönetmenin bu gerilimi ustaca bir kontrolle artırdığını gösteriyor. Elly’ye tam olarak ne olduğunu kimsenin bilmemesi ve birbiri ardına sıralanan yalanlar, saklanan sırlar, tansiyonu sürekli yüksek tutmak için senaryoya özenle yerleştirilmiş unsurlar arasında yer alıyor. 

Teknik anlamda yapılan tercihlerle senaryoyu en iyi haliyle sunan Farhadi, bununla kalmayıp tek bir olay ekseninde değindiği tüm toplumsal konularla ve yaptığı eleştirilerle de filmi çok daha dikkat çekici bir hale getiriyor. Ortada kaybolan bir kadın varken herkesin kadının akıbeti hakkında değil de yaptığı tercihler hakkında fikir yürütmesi, bir şey söylemeden kaçıp gitmiş olma ihtimali üzerinden onu yargılayıp ‘namus’ kavramını eşelemeleri filmin olay örgüsüne öyle iyi yedirilmiş ki, filmi izlerken bizi bu sorgulamalara doğrudan götüren hiçbir şey olmasa da üzerine biraz düşündüğümüzde aslında ne kadar sıkıntılı bir durum olduğunu görebiliyoruz. İzlediğimiz film bir anda “Elly Hakkında” olmaktan çıkıp, Elly’nin ahlaki değerleri, toplumdaki yeri, insanların onu nasıl konumlandırdıkları, yaptıklarıyla ve yapmadıklarıyla onun aslında nasıl bir kadın olduğuyla ilgili bir filme dönüşüyor. Hem de aslında kimsenin gerçek adını dahi bilmediği, kimsenin aslında tanımadığı Elly ortada bile yokken. 

Eski bir Roma imparatoru Gallus’un da dediği gibi, “Kaçınılmaz bir belaya birden katlanmak, uzun süre korku azapları çekmekten yeğdir.”. Farhadi’nin filmi ise bize Elly Hakkında, Elly’nin uzun süre korku azapları çekmenin sonucu olarak kaçınılmaz bir belaya katlandığını gösteriyor. Bunu yaparken de sınıf ayrımı, kadının toplumdaki yeri, küçük beyaz yalanların nasıl büyüyüp bir çığ halini alabileceğini göstermekten geri durmuyor. İzlerken hem görsel bir şöleni deneyimleyeceğiniz hem de sert bir toplum eleştirisiyle sarsılacağınız bu film, yakın zamandır Mubi’de gösterimde. Hazır yönetmen üzerindeki asılsız suçlamalar da düşmüşken, bu filmi izlemeden geçmeyin deriz! 

 

Önceki Yazı

İçinden melodi geçen kitaplar

Sonraki Yazı

Kısa caz tarihi 

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı