Elveda Rumeli!

5 dakikada okunur

“Türkü benim dünyam, benim gıdam, benim nefesim,
benim oksijenim, her şeyim türkü.
Ayağım yere bastıkça devam edeceğim.
Herkese sevgiler, selamlar olsun.”

(Arif Şentürk)

TRT’nin siyah beyaz dönemlerinden hatırlayacağımız simge bir ses, “bre” deyişinden belli bir Balkan hatırası, henüz 30’larında. Bulut Gelir Seher İle türküsünü okuyor sahnede ve Rumeli’nin hikâyesini anlatıyor, elbette türküleriyle. 15 yaşında çıkıp gelmiş Türkiye’ye. O büyük vatana; anavatana. Üsküp’e 30 kilometre uzaklıktaki Kuman Türklerinin kurduğu bir ova şehirde, Kumanova’da doğmuş, önce Yugoslavya, ardından Makedonya… Halk türkülerine tutunmuş kimliğini unutmamak için kaynak kişi, derleyen ve icracı olarak sesiyle uzun bir köprü kurmuş iki yaka arasına. Notalardan, ağıtlardan, seslerden bir köprü. Tek başına sanki Anadolu Rumeli ses cemiyeti.
Arnavut İsa Bey ile Boşnak Fikriye Hanım’ın oğlu Arif Şentürk; her daim Balkan havalarıyla neşelenen, dertlenen bir adamın fotoğrafı. Arif Aga derler namına, berber Arif, balkan göçmenlerinin sesi ve o bitimsiz soluğu. Rumeli ağzına has gırtlağı, orijinal vurguları ve özgün tonlamalarıyla aslında temsil ettiği geleneğin son süvarilerinden biriydi. Rumeli tavrının icracısı olarak bu türkülerin popülerleşmesinin yanında, derlemeci kimliğiyle kültürel hafızamıza sunduğu katkılarıyla da süvariliğinin hakkını fazlasıyla vermişti. Arif Aga’nın, 1912’de Elveda Rumeli diyerek yalın ayak ayrıldığımız bir coğrafyanın kederli türkülerini duyduğumuz sesine karşı mesafesizliğimizin bir anlamı olmalıydı. O anlam, içimizdeki Rumeli özleminden başka bir şey değildi aslında. Bir asır önce, sokağı sokağımız, dağları dağımız, ahları ahımız olan bir coğrafyanın elveda’sına seslenen bir adam. Kırcaali’den Arda’ya. Ya da aman bre deryalar!
Rumeli kökenli ya da Balkan göçmeni değilim. Ailem Selanik mübadillerinden değil. Rüstem dedem 93 Harbi’yle Kafkaslardan göçmüş bu topraklara. Borçalı diyarından bir Karapapak Türküyüm. Ama ne zaman Arif Şentürk’ün sesini duysam, Rumeli’ye doğru uzun bir ah kanatlanıyor içimde. Evet biraz aksak, pürüzlü, yorgun ve kusurlu bir sesti duyduğumuz. Nihayetinde, haftalarca liste başı olup gazinolardan toplu sünnet törenlerine kadar yankılansa da güçlü, dev bir sesin hikâyesi değildi bu. Ama kendine has karakteriyle, Rumeli havaları için yaratılmış, başka ağızlarda asla onun tavrı edası gibi oturmayacak, kederli ve ümitvar bir avazın sahibiydi Arif Aga. Ortasından böldüğü kelimeleri, “bre”, “mori” deyişleri ve özgün telaffuzuyla, tek başına omuzladığı o güzel Rumeli türkülerinin hatırına gömüldü artık. Geçtiğimiz 15 Şubat’ta 81 yaşında hayata gözlerini yumdu Şentürk.
Elveda Rumeli’nin elveda’sına seslenen simge bir adam, ölümsüz türkülerini hepimize miras bırakarak sonsuzluğa doğru göçtü. Ama Rumeli, yine bize sesleniyor. Elveda şöyle dursun; Aman Bre Deryalar, Bulut Gelir Seher İle, Debreli Hasan, Gostivar Kızları, Çalın Davulları, Rodop Dağları, O Moyemira, Estergon Kalesi, Potininim Tabanı, Yandı Kumanova, Bir Fırtına…
Arif Şentürk’ün ölüm haberi düşünce Balkan ellerine, yandı Kumanova, tutuştu Preşova, Üsküp’ün içinde ölüm ne kadar hovarda. Kırcaali’yle Arda arasından geçip cümle Rumeli diyarında Arif Aga’nın namı söylenir. Aman bre deryalar!

Önceki Yazı

Dijitalleşme kitap fuarlarını öldürmüyor!

Sonraki Yazı

Mutluluğun haritası mutsuzluk anlarında çizilir

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde