En küçük eylem, eylemsizlikten iyidir

//
25 dakikada okunur

Edebiyatçı Elif Özgün Alboshi “Bizler sosyal medyayı kendi yöntemi ile vurmalıyız. Yapabileceğimiz şeyler kısıtlı ama biz hiçbir zaman eylemsizliği tercih etmiyoruz. En küçük eylem bile eylemsizlikten iyidir.

Karpuz deyince aklımıza ilk ne geliyor? Yaz aylarında yenilen bir meyve diye cevap verebiliriz bu soruya. Peki karpuz Filistin halkı için sadece bir meyve mi? 1967 yılından itibaren Filistin için karpuzun tek bir anlamı yok. Karpuz 6 Gün Savaşları’ndan sonra direnişin bir sembolü haline geldi. Bizler için de haftalardır devam eden İsrail kıyımına karşı sosyal medyadaki bir duruşun simgesi oldu. Peki karpuz sosyal medyada nasıl viral oldu? Biz de, o ilk taşı atan Elif Özgün Alboshi’ye  bu paylaşımı ve süreci sorduk. “Bu paylaşımımın viral olacağını düşünmedim. Çünkü ben dünyayı değiştiremesem de elimdeki taşı attım. Nihayetinde bu kadar büyük bir etki uyandıracağını bilemezdim. Elhamdülillah güzel bir şekilde yayıldı ve insanlara umut verdi.” diyen Elif Özgün Alboshi ile Litros Sanat’ın Filistin Özel Sayısı için bir araya geldik.

Sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

Merhaba. Ben Elif Özgün Alboshi. İstanbul’da yaşıyorum. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Kültürel İncelemeler alanında yüksek lisans eğitimi görüyorum. Medya ve göç alanlarında çalışıyorum. Dünyanın her yerinde zulüm çeken halklar olsun, göçmenler olsun toplumsal konularda her zaman için sesimi çıkarmam gerektiğine inanan bir bireyim.

Karpuz deyince topraklarımızda ilk akla gelen yazların vazgeçilmez bir meyvesi olmasıdır. Filistin için ise bu durum pek de öyle değil. Peki Filistin için karpuz neden önemli?

Aslında Filistin tarihine veya oradaki  direnişe ilgi duyan birçok insan karpuz simgesiyle haşır neşirdir diye düşünüyorum. Çünkü Filistin’de belli dönemlerde işgalci İsrail devleti Filistinlilerin, Filistin bayrağı taşımasını yasakladı. Bu yasaklama birden çok dönemde yaşandı. Her dönemde bayrak taşıyamayan Filistinliler yaratıcı çözümler buldular. Önce Filistin bayrağının renklerini içeren çeşitli simgeler üretmeye başladılar. Fakat İsrail devleti bunu da yasakladı. Sonrasında Filistin’de de çok meşhur bir meyve olan karpuz meyvesini protestolarında yanlarında taşımaya başladılar. Karpuz o ülkede çok yetiştiği için o ülkenin bir simgesi olabilir. Ama asıl nedeni karpuzun beyaz, yeşil, kırmızı ve siyah olmak üzere Filistin bayrağındaki renklerin üstünde toplamasıdır. Aslında yanlarında karpuz taşıdıklarında Filistin bayrağındaki  renkleri gösterip onu bir bayrak gibi taşımış oluyorlardı.  Sadece fiziksel olarak da karpuzu gösterilerde taşıyorlardı. Ama onun haricinde karpuz resimleri, illüstrasyonlar, çizimler bunları da çeşitli pankart haline getirerek ya da duvarlara çizerek kendi varlıklarını, kendi bayraklarını temsil ettiler. İsrail devleti bir noktadan sonra bunu fark etti ve artık karpuz taşımayı da yasakladı. Çünkü bu durum Filistin devletinin varlığını ve bir bayrağının olduğunu kanıtlayan bir eylem olarak görülüyordu. Gerçekten bir dönem böyle bir yasak vardı. Şu an mevcut olup olmadığını tekrardan bir kontrol etmek gerekir.

Dünyayı değiştiremesem de elimdeki taşı atacağım

Aslında birçoğumuz sizi Filistin direnişinde, sosyal medya hesaplarının kısıtlandığı, Filistin ile ilgili paylaşımların ana sayfaya düşürülmediği dönemde bir paylaşımınızla tanıdık. Bir karpuz resmi ile bir farkındalık yaratmış oldunuz. Sizden sonra birçok hesap da bu paylaşıma destek çıktı. Bu durumu bir de sizden dinleyebilir miyiz?

Ben sosyal medya hesabımı yıllardır kendi kişisel hesabımı yansıtmanın ötesinde kullanıyorum. Yani çevremde itiraz etmek istediğim bir durum olduğunda yakınım veya uzağım olsun fark etmez bunu sosyal medya hesabımı kullanarak yapıyorum. Çünkü orada belli bir sayıda insana ulaşabiliyorum ve faydam olabileceğini düşünüyorum. Bu durum zaten bende bir alışkanlık hâline geldi. O günde “Filistin’de şu kadar insan öldürüldü. Bu kadarı çocuktu, bu kadarı gazeteciydi” şeklinde istatistiklerin yer aldığı gönderiyi hikâyemde paylaşmıştım. Akşam paylaşımımı kontrol ettiğimde sadece 15 kişinin gördüğünü fark ettim. Biliyorum ki normal zamanlarda sosyal medya paylaşımımı bunun onlarca kat fazlası kişi görüyor. Aynı şekilde eşim de bir hikâye paylaşmıştı, onun hikâyesini de sadece 5 kişi görmüştü. Bu durumu aynı anda fark ettik ve  sonra baktım ki bu durumu yaşayan sadece biz değiliz. Fark ettiğim bu durum bende çok büyük bir sinire yol açtı. Çünkü Filistin’de bir soykırım yaşanıyor ve biz konuşmak istediğimizde engelleniyoruz. Fikir özgürlüğünü öne çıkaran ülkelerde kurulmuş sosyal medya paylaşım platformu Instagram gibi onun ana şirketi Meta gibi şirketler bizim basit paylaşımlarımızı bile kısıtlıyor. Filistin ile ilgili olan paylaşımlarımız algoritmada algılanıp kısıtlanıyor. Ve o an bir çaresizlik hissettim. Ama sonra düşündüm ve dedim ki o kadar da çaresiz değiliz. Nasıl ki Filistinliler bayrakları İsrail’in algoritmasına takıldığı için karpuz ile direnebildiler, bizler de bunu yapabiliriz diye düşündüm. Bu amaçla direkt telefonumu elime aldım. Paylaşımımda yer alan karpuz ve harita görselini ben çizmedim. İnternette gördüğüm, kaynağını bulamadığım bir çizimdi. O çizimin arkasına Filistinlilerin “tatreez” dediği el işlemesinden bir örneği koyarak birleştirdim. Instagram’da bir gönderi paylaştım. Gönderinin altına “Algoritmalar izin vermese de farklı bir yolunu buluruz. Biz ismini anmadan da seni destekleriz. Ey zeytinin ve limonun ülkesi biz her zaman senin yanındayız.” şeklinde bir slogan yazdım. Yazdığım an insanlara bir umut olsun diye düşünmeden paylaştım. Bir daha okumadım. Yaptığım yazım yanlışlarını bile ertesi gün fark edip düzelttim. Bu paylaşımın böyle viral olacağı aklımda yoktu. Ben paylaşır paylaşmaz diğer sosyal medya kullanıcıları arkadaşlarım, beni tanımayan sadece takip eden insanlar paylaşmaya başladı. Ve olay bu şekilde büyümeye başladı. 

Sonrasında Yeni Şafak Gazetesi’nden bir editör ve tasarımcı bana mesaj attı. Kendileri benim paylaşımımdan ilham alıp bir tasarım yapmışlar beni de etiketleyerek paylaşabilir miyiz diyerek izin aldılar. Sonra onlar paylaştı etki alanı daha da büyüdü. Sonra Al Jazeera Türk Canlı hesabının editörleri benimle iletişime geçtiler, onlar da bu görseli paylaştılar. Onlar da paylaşınca Türkiye’den, yurt dışından farklı STK’lar tasarımlar uygulayarak altına da benim sözümü yazarak  paylaşmaya başladılar. Sonra Instagram’da benim tanımadığım kişiler benim gönderimi İngilizceye, Almancaya çevirmiş, sonra ben de paylaşımımı Arapçaya çevirdim. Böyle böyle yayılan bir direniş haline dönüştü. Ben bir taşı atmış oldum. Çünkü ben dünyayı değiştiremesem de elimdeki taşı atmam gerektiğini düşünüyorum ve ben elimdeki taşı attım. Nihayetinde bu kadar büyük bir etki uyandıracağını bilemezdim. Ama Elhamdülillah çok güzel bir şekilde yayıldı ve insanlara umut verdi.

Edebi dil insanları harekete geçiriyor

Sizin de bahsettiğiniz üzere “Biz ismini anmadan da seni destekleriz. Ey zeytinin ve limonun ülkesi, seninleyiz.” cümlesi geçiyor. Direnişe desteği çok zarif bir şekilde anlattığınızı görüyoruz. Edebiyatla yakından bir ilişkiniz olduğunuzu da sosyal medya hesabınıza baktığımızda fark ediyoruz. Toplumsal, sosyal konularda edebiyatın gücünü nasıl tanımlarsınız?

Ben lisansta karşılaştırmalı edebiyat ve sosyoloji bölümünü okudum. Ve bu eğitimleri alırken sosyal olaylarda edebiyatın nasıl yön verici olabileceğini ya da yansıtıcı bir rol oynayabileceğini görmüş oldum. Bu benim her zaman ilgimi çeken bir konuydu çünkü İncil’in ilk ayetinde söz vardır. Ya da Kur’an’ı düşünürsek Allah Hz. Adem’i yarattığında ilk yaptığı şey ona kelimeleri öğretmektir. Söz, kelam ve hâliyle bundan doğan edebiyat, insan doğasının ayrılmaz bir parçası ve insanların hem duygularını hem etrafa dair düşüncelerini yansıtmada en etkili araç. Düz bir şekilde şurada bu oldu, burada bu kadar kişi öldürüldü gibi anlatmak gerçekleri yansıtıyor ama bunu daha edebi duygulara hitap eden bir dille ifade ederseniz insanlar o zaman daha çok etkileniyorlar ve haksızlıklara karşı harekete geçebiliyorlar, seslerini çıkarabiliyorlar. Edebiyat bu açıdan toplumun acılarını, sevinçlerini her yönünü yansıtan ve toplumu yönlendirmede işe yarayacak büyük bir araç.

Hedefim sosyal medyayı kendi yöntemiyle vurmaktı

Instagram geçen gün kısıtlamayı başka bir boyuta taşıyarak Filistin’deki yaşamın görüntülerini paylaşan en büyük hesabı, “eye one palestine” hesabını sildi. Artık sosyal medyada gerçekler paylaşılmaya başlandığı an sansürleniyor. İfade özgürlüğünün lüks kaldığı bu dönemde bu kararı ve buna benzer kararları nasıl protesto edebiliriz?

Evet ben de “eye one palestine” hesabının kapatılmasını ve buna benzer ifade özgürlüğünün kısıtlandığı olayları bir kaygıyla izledim. Ve bu olayları yaşamamız hem çok üzücü hem de haklarımıza ve özgürlüklerimize olan güvenimizin sarsılmasına neden oluyor. Artık yaşadığımız bu dönemde ve düzende ifade özgürlüğümüz lüks kalıyor. Aslında yapabileceğimiz şeyler kısıtlı ama elbette yapabileceğimiz şeyler var. 

Benim karpuz gönderisinde de hedefim buydu. Yani sosyal medyayı kendi yöntemiyle vurmak istedim.  Bu tarz örnekler daha önceki boykot süreçlerinde yaşanmıştı. Bazı insanlar Facebook’a Google Play Store ve App Store üzerinden bir yıldız vererek kullanım puanının çok büyük oranda düşürmüşlerdi. Sosyal medyadaki paylaşımlarda da olabildiğince algoritmayı yedirerek paylaşım yapılabilir. Mesela Doğu Türkistanlılara yapılan zulmü duyurmak için Tiktok üzerinden yabancı bir kullanıcı kendisi makyaj yapıyor ve hızlı bir şekilde Doğu Türkistan’da olanları anlatıyor. Ve haliyle algoritma onun makyaj videosu olduğunu düşünüyor ve onu gözden kaçırıyor. Bu tarz şeyler yaparak belki algoritmaya karşı çıkmaya çalışabiliriz. Ya da simgeler benimseyebiliriz. Çünkü birçok sosyal medya ağında yapay zeka kullanılıyor bu tarz gönderileri engellemek için. Ve tabii ki yapay zeka da bu simgeleri algılayamıyor. Yapabileceğimiz şeyler kısıtlı ama biz hiçbir zaman eylemsizliği tercih etmemeliyiz. En küçük eylem bile eylemsizlikten iyidir. Bir şekilde yolunu bulup Filistin’e desteğimize devam etmeliyiz.

Müslümanlara ön yargı kırılmadı ama azaldı

Bi’ Dünya Haber web sitesinin kurucu ekibindeydiniz. Ve belli bir süre gönüllü  olarak hizmet verdiniz. Burada dünyanın her yerindeki Müslümanların yaptığı güzel işleri aktarıyordunuz. Müslümanlara karşı belki de sosyal medya aracılığı ile oluşan ön yargıyı kırıyordunuz. Peki kırabildik mi bu ön yargıyı?

Bi’ Dünya Haber’de sizin de dediğiniz gibi amacımız, dünyanın her yerindeki  Müslümanlara dair ilham verici ve olumlu haberleri paylaşmaktı. Bunun da amacı dolaylı olarak Müslümanların sürekli zavallı, mazlum, yoksul görüntüsüne dair  ön yargıyı kırmak ve Müslümanların aslında çok çeşitli olduğunu ve  ilham verici büyük çalışmalar, faydalı çalışmalar yaptığını göstermekti. Bizim yaptığımız eylemler her zaman direkt bir çözüm olamayabiliyor. Maalesef biz her haber paylaştığımızda bu önyargıyı kıramıyoruz. Bunu kabul etmek gerekiyor. Ama yine de biz fert fert kendi üzerimize düşeni yapmakla mesulüz. Yani elimizden yazı yazmak mı geliyor, dünyadaki Müslümanlar için ve bunun yanında zulüm altındaki tüm halklar için sesimizi yükseltip yazı yazmamız gerekiyor. Ya da bir podcast mi yapıyoruz, podcastimizde bu konuyu konuşmalıyız. Ya da resim yeteneğimiz mi var bunun için illüstrasyonlar yapmamız gerekiyor. Yani hepimiz inancımız gereği aslında üstümüze düşeni yapmakla sorumluyuz. Ve bunu da yapmaya devam edeceğiz. Müslümanlara dair önyargılar tabii ki kırılmadı ama azaldığını düşünüyorum. Velev ki hiç azalmasa bile bizim bu çalışmaları yapmaya devam etmemiz gerekiyor. Çünkü en azından durumu sabit tutmuş oluyoruz. Bu bile değerli bir şey.

Dertlerimizi günlük eylemlerimizin bir parçası haline getirmeliyiz

Bizlere sürekli engeller çıksa da farklı şekillerde çok güzel bir şekilde inandığımız, savunduğumuz şeyleri destekleyebileceğimizi gösterdiniz. Ama bu maalesef ki yetmiyor. Daha çok okumalı daha çok araştırmalıyız. Sizin burada önereceğiniz noktalar var mı? Başka neler yapılmalı? 

Öncelikle teşekkür ederim sözleriniz için. Evet sürekli olarak okumalı, dinlemeli, izlemeli ve mümkün olan her şekilde kendimizi eğitmeliyiz. Sadece Filistin’de olan olaylar hakkında değil dünyadaki yaşanan tüm olaylar hakkında kendimizi eğitmemiz gerekiyor. Fakat eğitmek çok önemli bir sacayağı olsa da bunun yanında yapılması gereken noktalar da var. Mesela politik bilincimizi canlı tutmak. Yani bizler Müslümanlar olarak ya da herkesi kapsarsam sorumluluk sahibi, vicdanlı insanlar olarak bir problem ucu bana dokunana kadar benim problemim değildir gibi bir bakış açısı benimseyemeyiz. Bunun yerine bizim varoluşumuz gereği aktif ve faal insanlar olmamız gerektiğini ve kolektif hareketlerimizle birlikte dünyadaki bir çok zulmü engelleyebileceğimizin farkına varmamız gerekiyor. Ve bu bilincimizi de sürekli aktif tutmamız gerekiyor. Peki bu bilinci nasıl aktif tutabiliriz, arkadaş ortamlarımızda, ailemizde olabildiğince sıklıkla Filistin’i, Suriye’yi, Afganistan’ı ve dünyanın her yerinde zulüm altında olan toplulukları konuşmalarımızda tutarak, onları hatırlayarak, onlara dair etkinlikler yaparak bu farkındalığı canlı tutabileceğimizi düşünüyorum. Ve bir arkadaşım şöyle bir öneride bulunmuştu. “Bir Filistinli arkadaşım olsaydı nasıl hisserdi?” diye düşünüyorum demişti. Buna sebep olan durumu da şöyle anlatmıştı. Zamanında humus almış ve o humusu Filistinli arkadaşının olduğu ortama götürmüş. Markasına baktıktan sonra İsrailli bir marka olduğunu görmüşler. Filistinli arkadaşı bu kadar bilinçsiz bir şekilde alışveriş yapılmasına gerçekten çok üzülmüş. O yüzden yaptığımız her harekette, boykotlarımızda bunu düşünmeliyiz. Genel olarak empati yapmak, farkındalığı canlı tutmak, gündemimizin bir parçası haline getirmek elzem. Kısacası dertlerimizi günlük eylemlerimizin bir parçası haline getirmeliyiz.

 

Önceki Yazı

İsyankâr bir aşk filmi “Ömer”

Sonraki Yazı

İnsanlık barikatı

Son Yazılar

Burgazada, Sait Faik ve gençler

Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileriyle yazar Sait Faik’in vefatının 70. yılında Burgazada’da birlikteydik. Burgazada

Şiir daima bir fazladır

Şair İhsan Deniz: “Şiir kendi başına vardır, olduğu yerde durur, orda, ancak orada vardır. Tanımlar ne