Eren’i Canlandırmaktan Onur Duydum

/
18 dakikada okunur

2017 yılında Trabzon’un Maçka ilçesinde PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen Eren Bülbül ile Jandarma Astsubay Başçavuş Ferhat Gedik’in hayatlarını konu alan ‘Kesişme: İyi ki Varsın Eren’ filmi, kısa sürede gişe rekoru kırdı. Filmde Eren’i canlandıran Rahman Başel, “Vatansever, cesur, fedakâr, dürüst bir Karadeniz genci olan Eren’i canlandırmaktan gurur duydum” dedi.

Takvimler 11 Ağustos 2017’yi gösteriyordu. Karadeniz’in dumanlı dağlarında ailesinin geçimine katkıda bulunmak için yükünü sırtlayan Eren, hain terör örgütü PKK’nın kurşunlarıyla oracıkta şehit oldu. Daha 15’indeydi. Eren o gün, hain terör örgütünün erzak çalmak amacıyla bir eve girdiğini görünce hemen güvenlik güçlerine haber vermişti. Onunla beraber Jandarma Astsubay Başçavuş Ferhat Gedik de şahadet şerbetini içti. Tüm Türkiye’yi büyük bir yasa boğan Eren Bülbül ve Ferhat Gedik’in hayatı, TRT ve Dijital Sanatlar’ın ortak yapımı olarak ‘Kesişme: İyi ki Varsın Eren’ adlı sinema filmiyle beyazperdeye taşındı. Özer Feyzioğlu’nun yönettiği filmde, Eren Bülbül’ü Rahman Başel, Jandarma Astsubay Başçavuş Ferhat Gedik’i İsmail Hacıoğlu, Eren’in annesi Ayşe Bülbül’ü ise Mutlunur Lafçı canlandırdı. Biz de Litros Sanat’ın bu sayısında, filmin başrol oyuncusu Rahman Başel ve anne Ayşe Bülbül’e hayat veren Mutlunur Lafçı ile bir araya geldik. Film çekimlerinde duygu dolu anlar yaşadıklarını söyleyen ikili, gerçek karakterlere hayat vermenin hayli zor olduğuna dikkat çekerek sette yaşadıklarını ve Bülbül’ün ailesiyle tanışma hikâyelerini anlattı.

Rahman Başel
Filme dâhil olma süreciniz nasıl gelişti? Bu süreçte neler yaşadınız?
Filmin yapım şirketi Dijital Sanatlar, tüm Karadeniz bölgesinde Eren Bülbül’ü canlandıracak oyuncu arayışına girmişler. Belediyelere, milli eğitime, muhtarlıklara haber bırakmışlar. Oyuncu adayları ve Eren’e benzeyen gençlerle video çekimleri yapmışlar. Eski okulumdan müdürüm beni aradı ve söyledi. Çok mutlu oldum ve ben de bir video çektim. Sonra benim seçildiğimi söylediler. İstanbul’a geldim. Burada Bahar Kerimoğlu’ndan oyunculuk dersleri aldım bir ay boyunca. Sonra çekimler başladı.
Hüzünlü anlar yaşadık
İlk oyunculuk deneyiminizi bu filmle yaşadınız. Neler hissettiniz? Nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?
Benim için Eren Bülbül gibi bir kahramanı canlandırmak büyük onur. Çok heyecanlandım ve mutlu oldum bu rol bana verildiği için. Oyunculuk dersleri aldıktan sonra Antakya’da bir ay boyunca film çekimlerini izledim. Sonra Trabzon Maçka’ya geçtik ve orada benim çekimlerim başladı.
Filmin çekim süreci nasıl geçti? Zorlandığınız anlar oldu mu?
Film çekim aşamalarında Karadeniz’deki coğrafi konum ve iklim değişiklikleri yüzünden zorluklar yaşadık. Aslında ben de Trabzon Tonyalıyım. Ben alışkınım ama filmde devamlılık gerekiyor. Çok zorlu geçti. Bir bakıyorsunuz yağmur yağıyor, yağmur bitiyor sis başlıyor. Onun dışında Eren Bülbül ve babasının mezarı evinin hemen yanında. Biz filmi hep gerçek mekânlarda çektik. Bu yüzden çekim alanına giderken onların kabirlerinin önünden geçiyorduk. Çok hüzünlüydü.
Vatansever, dürüst ve fedakar bir Karadeniz genciydi
Oyunculuk hakkında neler düşünüyorsunuz? İleride oyunculuk yapmayı düşünüyor musunuz?
Oyunculuğu çok sevdim. İleride konservatuar eğitimi alıp oyunculuk yapmayı düşünüyorum.
Şehit Eren Bülbül’e çok benziyorsunuz. Daha öncesinde de benzetenler oldu mu? Neler söylemek istersiniz?
Daha önce de çok benzetenler oluyordu. Evet benziyorum. Karakter olarak Eren ailesine çok düşkün, çok insancıl, yardımsever aşırı fedakâr bir çocuk. Babası öldükten sonra 13 kardeşine, annesine bakmak için yevmiyeye gidiyor. Daha 15 yaşında bir çocuk kalabalık bir ailenin yükünü omuzlarına alıyor. Hem çok fedakâr hem de vatansever bir kahraman Eren Bülbül. Vatansever, cesur, fedakâr, insancıl, dürüst bir Karadeniz genci.
Bu süreçte Eren Bülbül’ün ailesiyle tanışma fırsatı da elde ettiniz. Neler yaşadınız o görüşmede? Bundan sonraki süreçte de görüşmeyi düşünüyor musunuz?
Eren Bülbül’ün bütün ailesiyle tanıştım. Annesi Ayşe teyzeyle ilk tanışmamızda beni Eren’e çok benzetti. Çok üzüntülü anlar yaşadık. Kardeşleri, ablası Yeter hepsini çok sevdim. Onlar da beni sevdiler. Onlarla görüşmeye devam edeceğim. Aynı şehirde oturuyoruz.
Halk filme sahip çıktı
İzleyicinin filme olan ilgisini nasıl değerlendirirsiniz?
Eren Bülbül daha 15 yaşındayken evinin önünde pusu kurularak hain teröristlerin kurşunlarına hedef oldu. Ferhat Gedik onu korumak isterken 41 kurşunla şehit edildi. O ana şahitlik eden polislerimiz halen görev başındalar. Trabzon’da filmi birlikte izledik bu abilerimizle. Gözyaşları içerisinde seyrettiler. O anı yaşadılar. Bu gerçek bir olay, gerçek bir kahramanlık öyküsü o yüzden çok sevildi. Filmin bu kadar ilgi göreceğini tahmin ediyordum. Zira iki kahramanın Eren Bülbül ve Ferhat Gedik’in gerçek yaşam öyküsü. Vatansever iki şehidimizin hikâyesi. Türk milleti, şehitlerini yalnız bırakmaz hiçbir zaman.

Mutlunur Lafçı
Annenin acıları çok taze

“Kesişme: İyi ki Varsın Eren” filminde Şehit Eren Bülbül’ün annesi ‘Ayşe Bülbül’ü canlandırıyorsunuz. Filme dâhil olma sürecinizden bahseder misiniz?
Film bana audition (deneme çekimi) olarak geldi. Bunu çekip yollamam istendi. Zaten daha önceden duymuştum Eren’in filminin yapılacağını. Hangi film olduğunu anladım ve biraz o duyguyla canlandırdım o sahneyi. Sonra senaryo geldi, çok etkilendim senaryodan. Daha sonra Özer hocayla tanıştık ve bu filmde yer almamı çok arzu ettiğini ve deneme çekimini çok beğendiğini söyledi. Bu şekilde tanıştık. Çok da aday varmış. Bu adaylar arasında seçilerek, inanılarak role uygun bulundum. Bu beni çok heyecanlandıran bir iş oldu.
Manevi bir sorumluluğum vardı
Ayşe Bülbül ile tanıştığınızda neler hissettiniz? Sizi en çok neler etkiledi?
Kurmaca bir karakteri canlandırmak yaşayan bir karakteri canlandırmaktan daha kolaydır. Ben büyük bir sorumluluğun altına girdiğimin farkındaydım aslında. Hem manevi bir sorumluluğun hem o kişiye karşı bir sorumluluğum olduğunun farkındaydım. O yüzden film öncesinde aileyle tanışmayı çok istedim. Zaten yönetmenimizle görüştüğümüzde aileyle bir süre vakit geçirip ailenin koşullarını, Ayşe’nin gündelik hayatını vs tatmam gerektiğini söyledi. Eren’in ve Ferhat’ın şehit edildiği günü çok iyi hatırlıyorum. Hepimizi çok yaralayan ve çok üzen bir olaydı. Senaryoyu okuduğumda her şeyin gerçek olduğunu biliyordum ama tanışana kadar çok farkına varamıyormuş insan. Ben aileyle tanışınca anladım olayların nasıl bu kadar gerçek ve etkisinin hala devam ettiğini. Aileyle gerçekten kahvaltıdan hayvanları otlatmaya, televizyon izlemeye kadar gündelik tüm işleri birlikte yaptık. Ayşe’nin acısını nasıl hala ilk günkü gibi devam ettiğini, gündelik işlerini yaparken bile bir anda Eren’in aklına gelip ağıt yaktığını gördüm. Bunları görmek beni aşırı etkiledi. İlk günler gerçekten kötü oldum. Daha çekime başlamamıştık. Maçka’daydım. “Ben napıyorum?” dedim. Biraz psikolojim bozuldu. Oyuncu olarak orada bir görevim vardı ve bu Ayşe’yi canlandırmaktı. Olayın içine o kadar girdim ki oyuncu kimliğimi unutup üzülmeye ve dertlenmeye başladım. Orada büyük bir karmaşa yaşadım. Ayşe, çayları doldururken bir anda Eren’in mezarına bakıp ağıt yakabiliyor. Oğlu aklına gelip bir anısını anlatabiliyor. Bu ilk günler beni çok zorladı. Sonuçta bunu bir avantaja çevirmek, rolümü canlandırmak ve bu anlamda bir vefa borcumuzu ödemek için elimden geleni yapmalıydım. Ailenin hayatı çok zor. Eren zaten çok iyi bir hayat yaşamamış. Bunu fark etmek de beni çok etkiledi. Bu kadar genç yaşta bir çocuğumuzun mutlu anlarının çok az olması beni çok etkiledi. Gerçekten zor bir süreç. Annenin acıları yoğun bir şekilde devam ediyor. Hani biz izliyoruz haberlerde, ülkemizde çok acı, çok dram var. Hepsi için üzülüyoruz ama hayatımıza devam ediyoruz bir noktadan sonra. Yaşayanlar için acılar hiç bitmiyor. Bunu fark etmek beni çok etkiledi.
Çekimler çetin koşullarda geçti
Sette neler yaşadınız? Çekimler nasıl geçti?
Trabzon’da ilk defa bu kadar uzun bir süre kaldım. İki buçuk ay kaldım. Coğrafya gerçekten zor. Hava durumu inanılmaz şaşırtıcı, sürprizli. Çekim ekibi olarak bu sürprizler elbette çok zorladı bizi. Çekim yaparken bir anda güneş çıkabiliyor, bir anda sis vurabiliyor. Biz setteyken sel ve heyelan alarmı verildi. Bu yüzden zordu. Düz bir yol yok, hep eğimli ve kayadan bir ortam. Gerçekten o çetin koşulları sonuna kadar hissettik. Bu da bizim için farklı bir deneyim oldu. Coğrafyanın insanın kişilikleri üzerindeki etkisini de hissetmiş oldum. Karadeniz insanının o mücadeleci, güçlü karakterlerini bu coğrafyadan aldıklarını görmüş oldum. Koşullar gerçekten çok çetindi. Setteki arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum. Hepsi alın terleriyle çok güzel çalıştılar ve bana çok destek oldular.
Bebeğin ellerimden kayıp gideceğini bilmek…
Sizi en çok hangi sahne etkiledi?
Filmdeki son sahne hepimizi çok etkiledi ama ben çekerken en çok bebek Eren’i kucağıma aldığım sahneden etkilendim. Anne bebeği eve getiriyor ve kardeşleriyle tanıştırıyor. Şimdi ben 34 yaşındayım ve canlandırdığım karakter 44 ile 56 yaş aralığında. Bu da aslında bir riskti benim için. 13 çocuklu bir kadını canlandırdım. O yüzden Bebek Eren’i kucağıma aldığımda baktım ve “Bu çocuk hayatını kaybedecek. Kucağıma aldığım bebeğin ölüm sahnesini çekeceğiz” dedim. Onun genç yaşta hayatını kaybedeceğini hissetmek gerçekten tarifsiz bir acı verdi bana. O yüzden o sahneden çok etkilendim. Filmi kronolojik bir şekilde çektik. Daha Rahman’la tanışmadan çektiğimiz bir sahneydi. Bebeğin ellerimden kayıp gideceğini bilmek çok acayip bir duyguydu.
Film gişede büyük bir başarı elde etti. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
İki yıldır acı bir süreçten geçiyoruz. Kaç yıldır tiyatro yapamadım. İnsanlar hayatlarından oldular, işlerinden oldular. Biz birbirimizden çok uzaklaştık. Birbirimizi öpemez, sarılamaz olduk. O yüzden vizyona girdiğimizde şartlar nasıl olacak diye endişelenmiştim. Halkımız gerçekten filme sahip çıktı. Yani bunu izlemenin Eren ve Ferhat özelinde bir anma olduğunun ve onlara bir vefa olduğunu hissettiler. Onların hayatlarını görme fırsatını değerlendirdiler. Çok iyi bir gişeyle girdik. O yüzden bu anlamda çok mutluyum. Herkesin bir şekilde bu filmi izlemesini isterim. Ortak duyguları bir arada yaşamak önemlidir. O yüzden sinema ve tiyatro çok kıymetlidir. Bizim filmimiz için de bu değerli. İzleyicilerimize de çok teşekkür ediyorum. Bizlere çok güzel mesajlar gönderdiler.

Önceki Yazı

Hüzün, Sevinç, Yepyeni Heyecanlar…

Sonraki Yazı

Düşülen Klişeler Batağı Hep Aynı

Son Yazılar

Burgazada, Sait Faik ve gençler

Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileriyle yazar Sait Faik’in vefatının 70. yılında Burgazada’da birlikteydik. Burgazada

Şiir daima bir fazladır

Şair İhsan Deniz: “Şiir kendi başına vardır, olduğu yerde durur, orda, ancak orada vardır. Tanımlar ne