“Esenler Film Günleri” festivale dönüşüyor

23 dakikada okunur

Sinema Eleştirmeni Suat Köçer: “Esenler Film Günleri’nin geleceğini çok parlak görüyorum. Bir festivale dönüşüyor olacağını da rahatlıkla söyleyebilirim. Bir sinema eleştirmeni ve bir festivalci olarak Esenler Film Günleri’ni festival olarak görüyorum.”

Son zamanlarda  sinema sektöründe kısa film çalışmaları  değer görmeye başladı. Buna bağlı olarak her geçen gün festivallerin sayısı arttı. Uzun metraj filmlere nazaran dezavantajlı durumda olan kısa filmler son zamanlarda devlet kurumları ve özel sektör tarafından destek görmeye başladı. Esenler Film Günleri bu desteği sağlayan işlerden bir tanesi. Aynı zamanda bu yıl Esenler Film Günleri bünyesine film yapım desteğini  ekleyerek adım adım festival olma yolunda emin adımlarla yol alıyor. Esenler Film Günleri ulusal ve uluslararası bir alana yayıldı.  3. Esenler Film Günleri prestij birçok sinema etkinliğini Esenler’e taşımış oldu. Çünkü herkes tarafından bilinen popüler salonlarının yanında bazı etkinliklerin Esenler’de olması Esenler halkı için çok kıymetli. Bu bağlamda bir ilke adım atılmış olundu. Ulusal ve uluslararası sinemaya emek vermiş birbirinden değerli sanatçılarımız bu etkinlikte yer alacak.  Esenler Film Günleri hazırlıkları son sürat devam ederken biz de sinema eleştirmeni ve Esenler Film Günleri Danışmanı Suat Köçer ile organizasyon kapsamında neler yapıldığını, sinema severleri neler beklediğini, sinema sektöründe kısa filmin önemini, kısa filmin yaşadığı sorunları ve eklenen film yapım desteğinin kısa filmciler tarafından nasıl ilgi gördüğünü konuştuk. 

Esenler Film Günleri kapsamında çeşitli programlar düzenleniyor. Kısa Film Yarışması üç yıldır devam ediyor. Her yıl bir tık daha ileriye giden Esenler Film Günleri’nin hazırlık sürecinde neler yaşanıyor?

Benim baktığım yerden çok keyifli ve eğlenceli gidiyor. Küçük bir organizasyonun adım adım büyüdüğünü görmek çok keyifli.  Kültür İşleri  Müdürü Hüseyin Bey ve sevgili Emre Bey ile Bir Film Günleri yapalım fikrini ortaya attığımız yılları hatırlıyorum. Şimdi geriye dönüp baktığımda bu sene 3’üncüsünü yapıyoruz. Hem duygulanıyorum hem de heyecanlanıyorum. Türkiye’de bu tarz organizasyonları hayata geçirmek, planlamak bu çalışmaları sürdürmek bir taraftan çok değerli ve önemli. Bir taraftan da kendine has zorlukları var. Teknik zorluklar ve konjonktürden kaynaklanan zorluklar var. Çalışmaların iki taraflı olduğunu söylemek gerekir.  Birincisi işin saha kısmı,  teknik kısmı,  filmlerin gösterileceği mekanları hazırlamak,  ödüller ve işin tekniği ile alakalı kısımlar.  Bunlar bir tarafta yürütülüyor aynı zamanda etkinliğin  içeriği  büyüdü, gelişti, zenginleşti. Filmler, konuklar, jüriler ve yeni eklenen bazı bölümlerle ilgili içerik hazırlıkları. Bunlar işi hem yoğunlaştırıyor hem de işi keyifli hale getiriyor. Jürilerimizi ve filmlerimizi belirledik. Etkinliklerimizi büyük oranda belirledik. Salonlar ve görseller hazırlanıyor.  Bu sene katmanlı olduğu için hazırlık diğer yıllara göre biraz daha yoğun ilerliyor. Çünkü yeni bölümlerin de hazırlığı eklendi mevcut bölümlere. Bu işin doğası gereği bazı hazırlıklar etkinliğin başlayacağı  zamana yakın bir anda netleşiyor. Dolayısıyla sunucu sahneye çıkıp 3. Esenler Film Günleri’nin açılışına hoşgeldiniz dediği  ana kadar hazırlıklar devam ediyor. O yüzden bu keyifte devam ediyor.  Umarım hazırlık aşamasındaki gibi keyifli, eğlenceli ve tabi ki bir o kadar verimli ve nitelikli iş ortaya çıkar. 

Filmlerimiz  dünyayı geziyor

Esenler Film Günleri kapsamına bu sene kısa film yapım desteği eklendi. Bu konuyu biraz açabilir misiniz? 

 Türk sineması son yıllarda özellikle son 15-20 yıldır hem kendi içinde hem de yurt dışında çok önemli  başarılar elde etti. Yönetmenlerimiz festivallerden yoğun bir şekilde ödül alıyorlar. Filmlerimiz bütün dünyayı geziyor. Bunlar sinemamız açısından çok değerli ancak beraberinde şöyle bir sorunu da getiriyor. Filmler çekiliyor bu işler yapılıyor ama bunların maddi boyutu var. Şuanda Türkiye’de filmlerin yapım öncesinde ve yapım aşamasında destekleyen bazı önemli fonlar var. Esenler Belediyesi bünyesinde 3’üncüsü yapılacak olan organizasyonda bu fonun da yer almasını çok arzu ettim. Bu fonun da kısa filmcilerimize yönelik olarak düşündüm. Çünkü uzun metraj filmlere nazaran kısa filmciler daha az imkanlara sahipler.  İstedim ki kısa filmcilere burada bir fon açılsın. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve TRT’nin yanı sıra bir kaynak daha oluşsun.  Bu etkinliğe  215 başvuru gerçekleşti. 10 film finale kalacak ve bu 10 finalist film jüri karşısına çıkacak. Jüriye projelerini sunacaklar. Sadece maddi desteği değil bu süreçte Esenler Film Günleri’ndeki eğitimlerinde kısa filmciler için kazanım olduğunu düşünüyorum.  Çünkü 2 önemli isim finalist filmlere 2 ayrı workshopta kendi tecrübelerini deneyimlerini ve fikirlerini aktaracak. Bunlardan birisi sinemamızın önemli yönetmenlerinden Mahmut Fazıl Coşkun diğeri  TRT Sinema Müdürü Faruk Güven olacak. Her iki isimde kendi alanlarının çok çok kıymetli ve değerli isimler. 

Filmler gönüllülük esasına dayalı üretiliyor 

Esenler Kısa Film Yarışması’nda kazanan filmler dışında kalan filmlere bir telif ücreti veriliyor. Telif ücretinin kısa filmciler için önemi nedir?

Kısa filmciler iki konuda zorluk yaşıyorlar. Birisi filmlerini gösterebilmek ikincisi yeni filmler çekebilmek için gerekli finans kaynağı bulabilmek. Her iki bakımdanda uzun metraj filme göre dezavantajlı durumdalar. Çünkü salonlarda, festivallerde önemli ölçüde uzun metraj filmlerin gösterimi üzerine olur. Burada biz Esenler Film Günleri olarak istedik ki kısa filmcilerimizin filmlerini iyi salonlarda uzun metrajlardaki gibi göstermek ve daha nitelikli ortamda onları seyirci ile buluşturmak. İkinci olarak da dereceye giren kısa filmcilerin yanında finalde yarışan filmcilerimizi eli boş göndermemek. Çünkü sonuç itibariyle çok büyük oranda gönüllülük esasına dayalı olarak bu filmler üretiliyor. Bu yüzden de telif uygulaması başlattık. İlk yarışmadan beri bu uygulamayı sürdürüyoruz. İlk üç kişi ödül aldığında salonda kalan diğer arkadaşlarımızı da bir şekilde teselli bulsunlar istedik.  Uzun metraj filmlerin gösteriminde yarışma olsun yada olmasın bir şekilde bir gösterim ücreti ödeniyor. Kısa filmlerde de bu gelenek başlasın, devam etsin arzusundaydık. Gösterim açısındanda bir gelenek oluşsun. Bu yüzden de böyle bir uygulama başlattık. 

 

Sinema hayatın aynasıdır

“Kadın”, “Göç” temalarıyla geçen iki yılın ardından bu senenin teması “çocuk” olarak belirlendi. Film Günleri’nin temalarını belirlerken nelere dikkat ediyorsunuz? Bu sene temasında sinemaseverleri neler bekliyor?

Sinema hayatın aynasıdır. Beyaz perdede hayatta olan biten her şeyin yansıdığı bir pencere dolayısıyla ülkemizde dünyada yaşanan yaşanmış ve yaşanması muhtemel pek çok konu kendine yer buluyor. Bizde Esenler Film Günleri olarak  her yıl ülkemizin dünyanın gidişatına uygun parelel bir biçimde mevzulara yoğunlaşmayı tercih ediyoruz. Geçen sene Göç meselesine fokuslanmıştık. Ülkemiz kendi coğrafyasındaki, yaşanan olumsuzluklar nedeniyle ülkemize göç etmiş insanlara kucak açmış bir ülke.  Bizde  paralel bir şekilde göç hikayelerini ana tema olarak seçmiştik. Bu senede artan teknolojik imkanların dijital süreçlerin ve ne yazık ki zaman zaman medyadan gördüğümüz birtakım üzücü  olaylar neticesinde çocuk meselesinin ön plana çıktığını gördük. Bugünün çocukları yarının büyükleri ve bizim bir şekilde insanların geleceği dünyanın geleceği ve bu bağlamda da onlarla ilgili  atılan her adımın çok değerli olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamda da bu sene hem konjonktüründe  getirdiği bir sonuç olarak hem de sosyal sorumluluk gereği olarak çocuk meselesini başlığa taşıyalım istedik. Bu kapsamda da çocuklarla ilgili çok önemli filmlerimiz var. Hem yerli hem yabancı filmleri  beyaz perdede sinema severlerin ilgisine sunacağız. 

Sinemaya gönül vermiş emektarlar Esenler’de 

Yerel bir bölgeden başlayarak uluslararası alana yayılan bir organizasyon Esenler Film Günleri. Her yıl ulusal ve uluslararası önemli birçok isme onur ödülleri veriliyor. Bu senenin uluslararası onur ödülü de Jim Sheridan’a veriliyor. Onur ödüllerini belirlerken kıstaslarınız neler?

Onur Ödül Film Festivallerinin çok kadim bir geleneği ve temel felsefesi şudur. Sinemaya emek vermiş önemli çalışmalara imza atmış. Bir gönül bağı olarak sinemaya bağlı olan isimlerde olabiliyor. Bu isimleri onure etmek ve sinemaya verdikleri emeklerden dolayı takdir etmek için sürdürülen bir gelenek.  Bu bağlamda da sinemanın ustalarına onur ödülleri takdim ediyoruz. Türk sinemasına hizmet etmiş, gönül vermiş, emek vermiş bir isme sevgili Mevlüt Koçak’a takdim edeceğiz.  Bir diğer önemli isimde Jim Sheridan’dır. Jim Sheridan Türkiye’de Sol Ayağım filmiyle özellikle çok tanınmış  yönetmen.  Oscar başta olmak üzere Dünya’nın en önde gelen önemli festivallerde de boy göstermiş. Dolayısıyla bu sene Esenlerde ağırlıyor olacağımızın heyecanını yaşıyoruz. 

Esenler Film Günleri’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz? İleride bir festival olur mu?

 Bir festivale dönüşüyor olacağını da rahatlıkla söyleyebilirim. Bir sinema eleştirmeni ve bir festivalci olarak Esenler Film Günleri’ni festival olarak görüyorum. İsim bağlamında da önümüzdeki sene Esenler Film Festivali olarak yoluna devam edeceğine inanıyorum. Organizasyonun İstanbul Esenler’de olmasını çok kıymetli buluyorum. Ayrıca filmleri, konukları, güzel organizasyonları oturan sinema severlerin hemen yanı başına getiriyor olmak  çok kıymetli.  Ulusal sinema için değerli olan bu etkinliğin Esenler’de düzenleniyor olmasını yerel yönetimler sosyal belediyecilik ve kültür sanata katkı anlamındada çok ayrı bir kıymetin olduğunu düşünüyorum. 

Sinema estetiğini kaybediyor 

Dijital platformların sinema sektörünün bugününe ve geleceğine dair nasıl bir etkisi var sizce?

 Gelecekte dijital’in mevcut sinema sektörünü etkileyeceği açık. Pandemi süreci bunu hızlandırdı. Dolayısıyla sinema sektörü ve bu sektörü oluşturan bütün aşamasındaki insanlar bir şekilde dijitalin hayatlarını etkileyeceklerini görmeye başladılar. Klasik anlamda bir film üretimi, gösterimi, dağıtılması ve vizyon sonrasında işin  getirisi  kazancı oturmuş bir sistem çerçevesinde yaşanıyordu. Şimdi  dijital platformlar daha bireysel bir ortam getirdi.   Burada film yapan kişilerin doğrudan bir durumla bir kuruluşla bu süreci yürüttükleri yeni bir sistem doğdu. Yapımcıların anlaştıkları dijital platformlar  ve bu dijital platformların üyeleri var. Ancak  bu ara aktörler ne yazık ki ortadan kalktılar. Sinema kültürünün bireyselleşmeye başladığı bir durumla karşı karşıya geldik. İnsanlar filmleri büyük kalabalıklarla değil evlerinde yalnız başlarına yada çevrelerindeki birkaç kişiyle birlikte seyredebilecekleri yeni bir imkan deneyimliyorlar. Öte yandan dijital platformların yoğun bir gösterim ve yapımcılık statüsünün daha kapsamlı olmasıyla daha fazla proje yapılmasını beraberinde getirdi. Böylece yapım sürecinde de yapımcılar, yönetmenler, oyuncular  ve  senaristler içinde büyük bir pasta büyük bir  imkan anlamına geliyor.  Bununla birlikte dünyanın pek çok ülkesinden önemli yönetmenin, akımın, ekolün ürünlerini daha uygun fiyata ve daha yoğun bir biçimde bulma şansı yakaladılar. Ancak dijital platformlar belirli bir takım anlayışların ve eğilimlerin hakim olduğu bir sinema ortamı yarattılar. Dolayısıyla bu sinemanın estetiğini, yaratıcılığını, çok sesliliğini bir bakıma örseleyen ve sınırlayan bir durum yarattı. Seyrettiğinizde bütün filmlerin birbirine benzediği hikayelerin oyunculukların kurguların birbirine benzediği tek sesli bir dünya yarattı dijital platformlar. Diğer taraftan yönetmenlerin ve yapımcıların da tek tip projeler ürettikleri bir dünya oluşturdu. Bununla birlikte Türkiye ulusal sinema anlamında şöyle bir zararı var. Yaptırdıkları senaryoların filmlerin hatta oyunculukların çok uzun yıllar haklarını satın alıp bir tekelleşmeye yol açtılar. 

Özellikle son yıllarda insanların uzun süre bir şeylere odaklanıp izleme tahammülü daha düşük seviyelerde. Bu noktada kısa filmler de eskiye nazaran daha çok ilgi görüyor ve kısa film festivallerin sayısı da her geçen yıl artıyor. Sayısı artan festivallerin kalitesi de artıyor mu?

Bu tablodan memnunum çünkü  kısa filmcilerle  ilgili istihdam arttıkça tabiki enflasyonel etki yaratacaktır.  Bir takım üstünkörü yapılmış filmler çekilecektir. Bu ortamdan iyi filmlerin nitelikli yönetmenlerin çıkacağını ve bununda bir kazanç olduğunu düşünüyorum. Belediyeler, Valilikler, Vakıflar, Dernekler bir takım kurumlar özel resmi pek çok kurumun kısa film yarışması düzenlediklerini görüyoruz. Bunun uzun vadede kısa filmcileri ve sinemaya gönül veren insanların yüreklendirdiğini desteklediğini düşünüyorum. Zaman zaman sinema anlayışından, estetiğinden uzak bir takım uygulamaların olduğunu görüyoruz.  Artan kısa film festivallerinin ve yarışmalarının zaman içerisinde nitelikli isimlerin ve nitelikli filmlerin kazandırılması konusunda önemli vizyon üstleneceğini düşünüyorum. Şuanda da onun artılarını meyvelerini aldığımızı düşünüyorum. Gücü yeten imkanı olanlar düzenlesinler. Seyirci anlamında da kısa film kültürünün gelişmesinde katkıda bulunacağını düşünüyorum. 

 

Önceki Yazı

Fazla beklentinin karşılığı kısır senaryolar!

Sonraki Yazı

Sabır ve sebat olmadan olmaz

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye