Eskiden dönüşüm hızı yavaştı

19 dakikada okunur

Dijital sanat denilince akla gelen ilk isimlerden Bager Akbay, NFT için “Kira sözleşmesi NFT”si bile olacak. Bir süre kazıklanacağız belki de. Hepimiz biraz hukuk biraz sözleşme öğreniyoruz.” diyor.

Karşınızda tasarımcı ve eğitmen Bager Akbay… O tam bir “ilk”lerin adamı. Ülkemizin ilk şair robotunu tasarlayan kişi. Bager Akbay ile benim gibi hepinizin merak ettiğine emin olduğum yarının dijital evrenini konuştuk. Metaverse’ten girdik NFT’den çıktık. Bu sebeple sindire sindire birkaç bölümde röportajı okuyabilirsiniz.

Kendinizden, eğitiminizden, sanat ve tasarım ile tanışma hikâyenizden bize bahseder misiniz?
Ben 1976 İstanbul doğumluyum. Ağırlıklı olarak Üsküdar’da büyüdüm, bunun yanında Aksaray’da yaşadım. Matematik ağırlıklı bir eğitimim vardı. Ortaokulu bir Anadolu lisesinde okudum. Liseyi Atatürk Fen Lisesinde okudum. Bir sanat tüketicisiydim. Tiyatroya giderdim, sahaflarda takılırdım, kitap okurdum ve harçlığım yettiğince sinemaya giderdim. Matematik Mühendisliği bölümünü kazandım. Üniversitede kukla oynattım yaklaşık beş sene boyunca. İlk iki sene klasik tiyatro yaptım. O sırada fikrim değişmeye başladı. Sanatçı olur mu bizden, dedim. Çünkü sanat hep aileden geçen bir şey gibiydi. Ailede hiç sanatçı yoksa sanatçı olmak istediğinizi söyleyemezdiniz. O zamanlar pozitif bilimler daha revaçtaydı. Git mühendis ol, doktor ol tutumları vardı. Matematik mühendisliği okurken yavaş yavaş kaydım tasarıma. Sonra tasarım okuyayım bari dedim. Biraz daha kendi paramı kazanmaya başladığımda tasarım bölümüne tam anlamıyla karar verdim ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nde okumaya başladım. Üniversite hayatım uzun sürdü; on yıl kadar. Otuz yaşıma doğru mezun oldum. En son tasarımı bitirdim. Sonra hoca oldum üniversitede. Daha sonra yurtdışına gittim. Sanat üzerine okudum. Aslında hayatım alanlar arasında zıplaya zıplaya geçti. Ama genelde bir yerden sıkıldığım zaman çıktım, keyif aldığım bir şeye doğru döndüm. Hayatıma baktığımda hep odakta; tasarım, eğitim, sanat, yazılım vardı. Genelde böyle geçişken bir hayatım vardı diyebilirim.
Çevrenizi de ikna etmeniz işinizin bir parçası oluyor
İlk eseriniz, ilk projenizi gerçekleştirdiğiniz dönemde yaşadıklarınızdan bize bahseder misiniz? Bu dönemde sizleri kim destekledi?
Otuz küsur yaşındaydım ve yurt dışına sanat okumaya gittim. Sanatçı olabilmek için, sanat okumam gerektiğini düşünüyordum. El verebilecek biri ya da aileden geçen bir şey yoktu. Kariyerimi bırakıp sanat okumaya gittim. Bütün arkadaşlarım, ailem saçma; bu yaştan sonra böyle fantastik şeyler niye yapıyorsun; “Neden risk alıyorsun?” dediler. Ben de onlara denemek zorunda hissettiğimi söyledim ve gittim. Avusturya’da çok zamanım oldu düşünmeye. Bende şu da yoktu; sanat yapmak istiyorum ama resim, heykel, müzik de yapmak istemiyorum. Başka bir şey yapmak istiyorum; hani ne yapacağımı bile bilmiyorum. Farklı örnekleri görmeye fırsatım oldu. Ve orada şunu fark ettim: Bir insan kendini ne ile ifade etmek istiyorsa onun ile ifade edebilir. Hangi enstrümanı biliyorsa onunla sanat yapabilir. Çünkü sanat aslında hissettiğiniz ve gözlemlediklerinizin dışa vurumu. Yemeği yemek için yaparsan o fonksiyonel bir durum ama bir performans olarak yaparsan ben bu yemeği bir eser olarak yaptım dersen o senin deklarasyonun. Tabi insanlar bunu kabul etmeyebilir. Bu sanat değil diyebilirler. Ama bu ayrı bir konu. Sanatçılık biraz da inatçılığı gerektiriyor. Sizin o söylemde inat etmeniz gerekiyor. O yüzden ilk işimi orada çıkardım ve ilk fikri kabul ettiğimde yani ben bunları yapacağım dediğimde çevremdeki on kişiden dokuzu bunu saçmalık olarak gördü ama inat ettikçe, gerçekten sanatçı olduğuna güvendiğim insanların ikna olmaya başladığını gördükçe kendime inanmaya başladım ve orada kabul edildim. Sonra Türkiye’ye döndüğümde kimse orada neler yaşadığımı bilmiyordu. O yüzden hala beni sanat yapan biri olarak görmüyorlardı. Şunu çok iyi hatırlıyorum; artık Türkiye’ye dönmüşüm ve sergilere gidiyorum. Almanya’da, Hollanda’da, Avrupa’da işlerim sergileniyor. Ufak tefek İstanbul’da sergilenmeye başlamıştı. Eşim bir konuşmada çok sevdiğimiz Beral Madra ve Teoman Madra ile aynı masada, Beral Madra eşime Bager sanat ile ilgileniyormuş, sanat yapıyormuş, diyor. Eşim de “evet ya kendi çapında bir şeyler yapıyor” diyor. Daha sonra bunu bana anlattı. Bana çok anlamlı geldi şu açıdan; çevrenizdekileri bile sanat yapmaya ikna etmek zor bir şey. Bu yüzden bir sonraki işime “Ben Sanatçıyım” ismini koydum ve bunu eşime bile göstermem gerektiğini fark ettim. Çevreme de göstermem gerekiyordu tabi. Hayatınızın çoğunu sanat yaparak geçirmeye karar veriyorsanız, çevrenizi de ikna etmeniz işinizin bir parçası oluyor.
Sanatçının kendi sentezini oluşturması gerekiyor
Türkiye’de yeni bir soluk olan dijital sanat hakkında neler düşünüyorsunuz?

Aslında çok basit. Bir çocuk hangi araçlarla, hangi ortamlarda büyüyor ise sanatını orada icra ediyor. Bir insan otuz yaşından sonra resim yapmayı karakalem yapmayı öğreniyorsa onun için o teknolojidir. Ama üç yaşından beri telefon ve tablet kullanan bir çocuğun dijital sanat yapması kadar normal bir şey yoktur. Dijital sanat ayrımını, dijital ile doğmayanların yaptığı bir ayrım olarak görüyorum. Dijitale doğan biri dijitalmiş, analogmuş ayırt etmiyor. Sen kendini nasıl ifade etmek istiyorsun, mesele bu. Sanatın bize bir öğretilme şekli var, sanat böyle yapılır diye. Orada bir ustalık var, külliyat var, yük var aslında. İşte bu yük sanatın temeline çok aykırı baktığınızda. Sanat kendini ifade etmek ise herkes kendini ifade edebilmeli. Sanatçı olmak ayrı. Hayatınızı ondan kazabilirsiniz ama sanat başka; yemek yapabilirim her akşam ama bana aşçı demeyebilirisiniz. Ana işim o olmayabilir. Sanat da böyle bir şey. Herkes sanat yapabilir, bunda hiçbir sakınca yok. Sanatçı olmak ayrı yerde dursun. O sizin ana anılma kavramınız olsun. Geleneksel sanatlara geldiğimizde ise adında bile problem var aslında. Geleneksel dediğimiz anda onu bir kalıba sıkıştırdık artık. Dijitali olur mu bile diyemiyoruz. Oradaki sanatçı; ben geleneksel sanattan esinleniyorum ama kendi doğduğum ve büyüdüğüm araçlarla eserler üretiyorum, diyebilmeli. O yüzden benim esin kaynağım, ilham kaynağım bu ama burada bir gelenek var elbette, diyerek istediği kısımları alıp ama istemediği kısımları da almıyorum demeli ve bunları birleştirerek kendi sentezini oluşturması gerekiyor.
Şimdi fikir ham haliyle pazara sunuluyor
Günümüzün en popüler konularından biri metaverse. Sanal bir dünyaya mı gidiyoruz, sorusunu artık kendimize soramıyoruz. Çünkü cevabı: Evet. Peki sizce bu sanal dünyada bizleri neler bekliyor? Sanal dünyanın parası başka sanatı bile bambaşka. Sizce toplum olarak nasıl ayak uyduracağız bu duruma?
Eskiden dönüşüm hızı yavaştı. On iki yaşında biri, dokuz yaşında birine bu yeni nesil çok başka diyebiliyor artık. Metaverse diye bir şey yok aslında, henüz bir fikir. Öncelerinden fikir olgunlaşır pazara çıkardı ama şimdi fikir ham haliyle pazara sunuluyor. Bu duruma alışkın değiliz! Önemli olan nasıl bir dünya hayal ettiğimizi tutup buraları böyle tasarlamamız gerektiğini düşünüyorum. Dijitalin çok fazla artısı var. Örnek verirsem; sizin elinizdeki kitabı alırsam siz de kitap kalmıyor ama dijital de bunun kopyasını alabilirim artı bir değer. En büyük problem kendinizi kontrol etmek. Çok imkanımız var çünkü.
Metaverse kavramını nasıl özetleriz?
Metaverse’ün teknik tarafına yaklaşıyoruz. İnternetteki dünyanın birleşmesi üzerine bir mantık var. Bir bankanın sitesine giriyorum daha sonra oyun oynuyorum ve mailime giriyorum ama bunların birbirinden haberi yok. Instagram’da gördüğüm bir şeyi oyunda tişört olarak giymeye başladığım zaman bu platformlar birbiri ile haberleşmeye başlıyor. Temel özellik internetin birleşik bir şekilde kullanılabilmesi. Kredinizi her alanda kullanmanız aslında. Twitter’da çok bilenebilirim ama Instagram’da tanınmıyor olabilirim. Ama metaverse bir bütün. Bu tehlikeli bir durum aslında. Burada kamusal alanların tasarlanmış olması lazım. “Sokakta giyinme kurallarımız var metaverse’de olacak mı peki bu?”, “Bu kurallara kim karar verecek?”, “O zaman bir sürü metaverse mi olacak?” bu sorular çok değerli. Bir tane metaverse değil birden çok metaverse olacak yani “multiverse” olacak ve yavaş yavaş evrimleşecek ve biz bunların arasından bazılarını seçebileceğiz bu da daha olası bir gelecek gibi geliyor.
NFT dediğimiz bir sözleşmenin alt türü
Blockcahin denilen terimi son zamanlarda sıklıkla duyuyoruz peki bu nedir?

Blockcahin, akıllı sözleşme ve dağınık otonom topluluklar akışına bakalım. Bir defter var herkesin parasını orada tutmak istiyorum. Herkesin parasını ben bileyim, bana sorun. Bu klasik merkezi sistem. Ama diyorum ki öyle olmasın, herkesin defteri olsun. Herkes defterinde değişiklik yapabilsin. Beraber de karar verelim. Ama sadece ben de olursa manipüle edebilirim. Daha sonra diyoruz ki madem bir defter var, içerisinde sözleşmeleri de ilave edelim. Örneğin; ben sizin evinizi boyayayım siz de bana iki bin lira verin. Sorun olursa da bir arkadaşımıza soracağız ve bunu kod ile yazdık. Kod ile yazdığımız için uygulamak zorundayız. NFT dediğimiz bir sözleşmenin bir alt türü. Bu sözleşmeler üst üste yazıldığı durumda bir yazılım olmaya başlıyor. Örneğin bir kooperatif kurulduğunda kooperatifin nasıl kurulacağının, işletileceğinin, kapanacağının bir tüzüğü ve kuralları vardır. Bu deftere tamamını yazabiliyoruz ve bu kurallar kooperatif defterin üzerinde çalışıyor. Blockcahin’li bir defter oluşuyor artık. Akıllı sözleşmeler ile bütün noter işlerini buraya aktardık ve son olarak yapıları, organizasyonları ve şirketleri bunun içine aktaracağız gibi duruyor. Şu an için akış bu yönde.
Elimizde tutabilecekken neden dijital ortamda bir NFT’ye sahip olmak isteyelim? Sizce bunun mantığı nedir? Nasıl bir komünite NFT dünyası? NFT sanat tarihinde yeni bir çağ mı?
Hikaye merkezi modelden çıkıyor. NFT fikrini çok seviyorum ama henüz emekleme evresinde. NFT bir sözleşme. NFT sanatçısı galeri sanatçısı gibi bir şey. Eser özde aynı. Platform farklı. NFT’de satın aldığın şey eserin sözleşmesi. NFT dijitale orijinal olma hakkını verdi. Şimdi bu bana çok ilginç gelmiyor. Ben dijitalde orijinalin yok olmamasından mutluydum. Ama birçok kişi de dijital olarak yaptığı işlerden para kazanmak değer görmek istiyor buna da saygı duyuyorum.
NFT’yi başka hangi alanlarda kullanabiliriz?
Sanat alanında NFT çok ufak bir pazara sahip; %15’lerde olması lazım. Zamanla %1’leri bile görebilir. Karaborsa olarak bile görebilirsiniz. Otobüs, tiyatro bileti bile olabilir. NFT her türlü sözleşme için kullanılabilir bir şey. Noterin yaptığı birçok hizmeti ortadan kaldırıyor. Ucuz ve basit aslında. Henüz o kadar ucuz değil ama olacak. Kira sözleşmesi NFT’si bile olacak. Bir süre kazıklanacağız belki de. Hepimiz biraz hukuk biraz sözleşme öğreniyoruz.
NFT dünyasına yeni katılanlara neler söylemek istersiniz?
Elimizi kirletmemeliyiz. Büyük beklentilere gerek yok. Büyük paralar kazanacağız diye düşünmeyin. Bir de “Benim eserim niye alınıyor?” üzerine düşünmek lazım.

Önceki Yazı

Rota oluşturuldu: Dijital sergiden klasik müziğe

Sonraki Yazı

Sanata yeni bir alan: Emaar Art Hub

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye