OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Evimde Araba Alacak Kadar Kitabım Var

14 dakikada okunur

“Benim arabam yok ama evimde araba alacak kadar kitaplarım var. Yaklaşık 20 bin adet armalı Osmanlı fotoğrafı var. Bunları öğrencilik paralarımla aldım. Benim arabam yok.”

Ahmet Dur
Ülkemizin başta sinema ve kültür alanında en yetkin isimlerinin arasında olan Burçak Evren hocayla sinema, arşiv, kütüphane, festivaller, yayıncılık, şehir estetiği alanında sizler için uzun bir söyleşi yaptık.
Gazeteciliğe kitap parası kazanmak için başladım
Hocam sözlerime iyi ki sizi tanımışım diye başlamak istiyorum. İkinci olarak da iyi ki gazeteciliğe ve akabinde yazarlığa ve sinema araştırmalarına başlamışsınız diyorum. Sayenizde hem sinema alanında hem de fotoğraf alanında çok önemli bir arşiv oluştu. Siz hukukçusunuz aslında gazetecilik yazarlık serüveniniz nasıl başladı?
Gazeteciliğe ben hukuk fakültesinde okurken başladım. Sadece kitaplarımı almak, kendi kazancımla ayakta kalabilmek içindi. Büyük gazeteci olmak, iyi gazeteci olmak gibi bir amacım yoktu. Fakat gazetecilikte bir deyim vardır; ‘Gazetede mürekkebi yalayan bir daha bırakamaz’ diye. Ben de bırakamadım; çünkü başlar başlamaz yazı yazmaya başladım ve yazdığım yazıların tümü de sinemayla ilgiliydi. Gazetecilik benim sinema yazarı olmamı pekiştiren, olgunlaştıran en etkili olgu oldu. Kitaplarımı hiçbir zaman para kazanmak için yazmadım. Hiçbir kitabımda ‘bana kaç para vereceksiniz’ sorusunu da sormadım. Hiçbir şekilde pazarlığa oturmadım.
Bir sinema araştırmacısı olarak sormak istiyorum. Türk sinema tarihinin başlangıcı sizce de 1914 müdür?
Türk sinema tarihinin başlangıcı kabul edilen yapımın 1914 tarihli “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı” filmi değil, yaptığım araştırmalar sonucunda 1911’de başrolünde Sultan Reşad’ın yer aldığı Manaki Kardeşler’in çektiği “Sultan Reşad’ın Rumeli Seyahati”nin filmidir bence.
Ortada olmayan ve hakkında kesin bilgi bulunmayan bir filmle Türk sineması başlatılamaz. Araştırmda Manaki Kardeşler’in çektiği Sultan Reşat’ın Balkan ziyaretinin Türkiye’de Apollon Sineması’nda gösterilmiş iki metrelik ilanını buldum ben.

Sinema müzesine gittiniz mi hocam. Orayı nasıl buldunuz?
İstanbul Sinema Müzesi’nde yerli ve milli herhangi bir obje yok. Dünyanın hangi sinema müzesine giderseniz gidin, o ülkenin sinemasıyla karşılaşırsınız. İngiltere’nin şu an kapanan en büyük sinemasında daha girer girmez Karagöz vardı. Çünkü sinemanın atası gölge oyunudur. Ama bizim bu müzemizde yok.”
Tek istediğim bir ‘Türk Sineması Bilgi, Belge Merkezi’nin açılması
Sinema bilgi belge merkezinin açılması için mücadele veriyorsunuz. Bu konuda bir gelişme var mı hocam?
Uzun yıllardır sinema araştırmacılığı ve yazarlığı yapınca Anadolu’nun neresinde sinema kapanmışsa, depoları bana verdiler. Ben satın aldım. Yüzlerce orijinal senaryo, binlerce afiş var. Artık Bakanlık bir şey olduğunda benden istiyor. Ben severek veriyorum, hizmet ediyorum. Artık yaşlandım. Tek istediğim bir ‘Türk Sineması Bilgi, Belge Merkezi’nin açılması. Bütün dünya ülkelerinden doktora tezi yapan ayda 10, 20 kişi bana müracaat ediyor. Bu yüzden arşivimi bütün dünyaya açmak istiyorum. Yani sinemayla ilgili bir şey yapmak isteyen sadece bir düğmeye basacak. O konuyla ilgili bütün dostları, fotoğrafları alıp gidecek. Ben doktora derslerine de giriyorum. Öğrencinin 3 yılda arayıp, bulamadığının 10 mislini ben 3 dakikada veriyorum.
10 Bakanlıkla görüştüm, anlattıklarıma bayıldılar. En az 20 belediye başkanıyla da görüştüm. Ama hala Türk Sineması Bilgi ve Belge Merkezi açılmadı. Ben bu arşivi bedava veriyorum. Bugün müzayedeyle satsam 3 ev alırım. Ama bu arşiv benim değil. Yılmaz Güney’den, Baha Gelenbevi’ye kadar bana gelenler bunlar.
Siz Osmanlı fotoğraflarını da topladınız hocam değil mi?
Benim arabam yok ama evimde araba alacak kadar kitaplarım var. Yaklaşık 20 bin adet armalı Osmanlı fotoğrafı var. Bunları öğrencilik paralarımla aldım. Benim arabam yok. Hiçbir şeyim yok. Ama evimde bir araba parası kadar kitaplarım var. Bütün Osmanlı gravürlerinin orijinallerini aldım. Bunları satmayıp, bedava veriyorum. Ders verdiğim üniversiteler bile talip olmadı. Sadece doktora tezi yapanlar geliyor. Kimsenin toplamadığını ben satın alıyorum. Benden kendi fotoğrafını isteyen yönetmenler çıkıyor. (burada ikimiz de gülüyoruz)
Hocam siz konferanslar, paneller, festivaller için Anadolu’yu da geziyorsunuz genel olarak belediyelerin kültür politikalarını nasıl buluyorsunuz?
Yerel yönetimlerin hizmet alanlarından biri de hiç kuşku yok ki kültür sanat alanında yaptıkları etkinliklerdir. Kimi belediyeler bu alanda hatırı sayılır hizmetler yaparken, diğerlerinin ise ne yazık ki bu alanı yok ya da gereksiz sayıp ıskaladıkları görülür. Oysa kültür sanat etkinlikleri bir yerel yönetimin başarı karnesinin daha da ötesinde “insana yönelik hizmetlerinin” en somut göstergelerinden biridir. Örneğin Anadolu’nun herhangi bir beldesine yolunuz düştüğünde, sizin o belde ile tanışıklığınızı sağlayan ilk gösterge, kültür sanat adına yapılanların nitelik ve nicelikleri olur. Kimi beldeler, çatala takılı köfte ya da karpuz kavun heykeli gibi bir dizi garipliklerle sizlere “hoş geldiniz” derken, bir diğerleri ise billboard’larına yansıttığı afişlerle o bölgede yapılan kültür-sanat etkinliklerinden sizi haberdar eder. Yine de haksızlık etmeliyim. Günümüzde kimi belediyeler adeta hizmet alanında birbirleriyle yarış halinde. Kültür merkezleri, kütüphaneler açıp, heykeller dikiyor, bir diğer yandan da bir dizi etkinlikleri festivaller adı altında gelenekselleştirip hatırı sayılır değerlerde kitaplar basıyor.
Türk fotoğrafcılığı Ara Güler’le sınırlı değil
Hocam söz arşivden açılmışken devam edelim. Anadolu fotoğrafçılarının ve araştırmacıların kişisel arşivleri ne durumda?
Geçenlerde -adı bizde saklı kalsın- uluslararası üne sahip bol ödüllü bir fotoğraf sanatçımızın tüm fotoğrafları ve de makineleri, deyim yerinde ise pazara çıktı. Sanırım parça parça dağıtılarak alıcılarını bulacak. Bu ve buna benzer birçok örnekte gördüğümüz ve de yaşadığımız gibi, bu önemli görsel malzemeyi bir kurumun ya da bir meraklısının sahip çıkması beklenmiyor… Ya da bir diğer söyleyişle bu coğrafyada her fotoğraf sanatçısı Ara Güler kadar şanslı olmuyor, olamıyor… Ara Güler bile yaşamının son yıllarında ülkemizdeki fotoğraf arşivlerinin ve sanatçıların içine düştüğü durumlardan haberdar olduğundan büyük bir karamsarlığa düşerek kendisiyle yapılan bir söyleşide “arşivimi yakmak lazım, yoksa kiloyla satarlar “ demişti. Ama öyle olmadı… İşin değerini bilenler tarafından sahiplenerek kurtuldu…
Ama Türk fotoğrafçılığı bir Ara Güler ile sınırlı değil. Daha tanıdık ve de tanımadık, bu coğrafyanın görselliği peşinde koşup da, hatırı sayılı arşivlere sahip olan niceleri de var… Tanımadıklarımdan kastım; bir zamanlar en küçük ilçelerde bile varlıklarını sürdüren, ama çektikleriyle bu ülkenin görsel topografyasını ortaya koyan, genel bir tanımlamayla “kasaba”, ya da “taşra” fotoğrafçılarından söz ediyorum.
Esenler Belediyesi’nin düzenlediği ‘Film Günleri’nin’ onur ödülüne layık görüldünüz. Film günleri ve onur ödül hakkında duygu ve düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz hocam?
Yerel yönetimlerin alışılmış rutin görevleri dışında kültür sanata el atarak onu desteklemesi, bu sanata gönül verenleri ödüllendirerek teşvik etmesi elbette ki çok önemlidir. Esenler belediyesinin film festivalinin yanı sıra sinema kurslarıyla da bu alandaki çalışmalara girişmesi kuşkusuz hem kentimiz hem de sinemamız için bir kazanç, bir zenginliktir. Ödülün “bizden olana göre” değil de liyakata göre verilmesi önemlidir. Bu festivali benzerlerinden farklı kılan önemli bir husus ise; onur ödüllerindeki dağıtımda “bizden olana göre” değil de liyakata göre nesnel ölçütü kullanma cesaretidir. Onun için sahsıma verilmesi uygun görülen bu ödül, benim için alışılmış onur ödüllerinin ötesinde farklı anlam ve önem taşımaktadır. Ödülün farklılığı; karşıt düşüncelere saygıdan, önemi ise; bu farklı düşüncelerin bir toplumda farklılık değil de, aksine zenginlik yaratacağı düşüncesinin altını çizmesinden gelmektedir. Çünkü festivallerin birinci amacı, ayrıştırmak değil, bir araya getirmek, tüm fikirlerin bir arada kardeşçe yaşamasını desteklemektir.

Önceki Yazı

Cevabı Gelmeyecek 251 Mektup

Sonraki Yazı

İş Sanat Yeni Sezonu Açtı

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde