Festival gibi değilsen nasıl katılayım?

9 dakikada okunur

Festival kavramının sözlük anlamının ne olduğu çok mühim değil. Sinema söz konusu olduğu için filmle dolu, sektör temsilcilerinin bir araya geldiği, söyleşi ve panellerle sorun ve çözüm önerilerinin masaya yatırıldığı, ödüllendirme ile marifetin iltifata tabi tutulduğu, özellikle ticari olmayan yapımlara yaşam alanı sunulan organizasyon bütününden bahsetmiş oluyoruz.

Uzun metraj filmlerin festival dışında vizyon görmesi ve dijital mecra ya da televizyon yayın imkanı olması bir avantaj. Kısa filmlerin ise böyle bir şansı yok. Yani kısa filmlerin soluk aldığı yegane alanın festivaller olduğunu söylemek gerek. Sinema yolculuğunun başında olan, film çekme tecrübesini hemen her yönüyle tecrübe ederek gelişmeye çalışan sinemacıların üretimleri boy gösterir festivallerde. Böylece yönetmenler ve elbette ekinin geri kalanı ortaya koydukları eserin artılarını ve eksilerini görme imkanı bulur.

Jüri oluşumu festivaller için hayati derecede önem arz eder. Zira her festivalin genel karakteri olmakla beraber bu yapıyı şekillendiren jüri üyelerinin yaklaşımı ve kararlarıdır. Dolayısı ile kısa film festivallerinin jüri üyelerinin bazı hususlarda farkındalığının yüksek olması gerekir. 

En başta kısa film olgusuna nasıl bakıldığı önemli. Uzun metraj ile kısa metraj arasındaki tek farkın süre olmadığını kabul etmek lazım. Çünkü kısa film, hikaye ya da romandan farklı olan şiir gibidir. Süre ya da miktar değil, farkı oluşturan yöntemdir. Şiirde nasıl ki birkaç kelime ile çok şey anlatma ihtimaliniz vardır, nasıl ki bu imkan yöntemi çeşitlendirip farklılandırır, kısa metraj film de uzun olandan yöntem olarak tamamen ayrışır. Senaryodan sinematografiye, oyunculuktan kurguya kadar film dilini oluşturan her başlıkta kısa film uzun olandan ayrışır. 

Kısa metraj, yönetmen için uzuna geçiş gibi görülür. Şeklen doğru olsa da edasında kısa film ayrı bir türdür ve özgün yaklaşım, üslup ister. Her kısa film yönetmenin üslubunun olgunlaşması noktasında arayışının ürünüdür. Başlı başına eser olmasına rağmen birbirini tamamlayıcı manzarası da söz konusudur. 

Kısa film yönetmeni ürettikçe kendini arar. Bulur mu, bilemeyiz. Bulmak zorunda değil. Ancak yöntemine dair denemeler ve sonuçlarla özgünlüğüne doğru yol alır. Özellikle set tecrübesi ve zihnindekini hayata geçirme noktasında netlik oluşturur. Uzuna geçtiğinde ise bu tecrübeler ışığında yeni bir evreye geçer. Kısa filmlerindeki yöntemi olduğu gibi uzuna aktarması mümkün değildir. Çünkü -dediğimiz gibi- kısa ile uzun farklı türlerdir. Kısadan uzuna geçerken tek açarak çok yönlü tecrübedir. Belki bu sebeptendir ki kısada çok başarılı olan birçok yönetmenin uzuna geçtiğinde tökezlediğini görürüz. Çünkü farklı türle karşı karşıya olduğunun farkında değil, kısayı basamak olarak görmüştür. Yani uzun metraj senaryo ve sete geldiğinde yabancı bir ortamdadır. Haliyle de çok yönlü bir tökezleme ve yabancılık kendini gösterir.

Kısa filmciler kadar jüri üyelerinin de bunun bilincinde olması gerekir. Olmadığı takdirde yöntem arayışında olan kısa yapımların hakkı yenmiş olabilir.

Kısa filmciler ve jüriler kadar festival organizatörlerinin de bunun farkında olması lazım. Çok yönlü bir yapıdan bahsediyoruz. Çünkü organizasyonu şekillendiren, jüriyi oluşturan festival yönetimi kısa filmlerin taltif çerçevesini de böylece çizmiş ve sonucu belirlemiş olur. 

“Festivaller ne işe yarar?” sorusunun cevabı altını çizmeye çalıştığımız nüansa göre farklılık gösterir. Doğru çizilmiş bir rota ve başarılı organizasyon söz konusu olduğunda film festivali kısa filmcilere, sektöre, sinemaya çok şey katar. 

Dünyanın her yerinde durum aşağı yukarı böyledir. Sinema geleceğinin derin olduğu ülkelerde tecrübe avantajı kendini gösterir. Özellikle ülkemizde kısa film festivallerinin belediye, üniversite, ve vakıf gibi kurumların himayesinde yapılması büyük avantaj barındırmasının yanında tehlikeleri de beraberinde getirir.

Öncelikle sinema organizasyonlarının mümkün olduğu kadar özerk olması gerekir. Tam bağımsızlık zaten mümkün değil. En azından özerklik sağlanmalı. Kurumsal aidiyet ve bunun getireceği katı sınırlar film festivali avantajlarını törpülememelidir.

Kısa film festivallerinin sayılarının artmasının sorun teşkil ettiği de iddia edilir. Katılmıyorum. Nasıl ki kısa film yöntem farklılığı ise bütün bu yöntemlerin yaşam alanı bulacağı farklı festivallerin olması avantajdır. İyi olanla olmayan zaten zamanla ayrışır. Kaldı ki göreceli bir durum. Binlerce filmden ve sinemacıdan söz ettiğimiz yerde tekdüze bakışa mahkum olunmamalı. Hayatın her alanında olduğundan daha fazla sinemada çeşitlilik önemlidir. Zenginliktir. Sanatı ölümsüz kılan da bu çeşitliliktir. Festival yapılanmaları bu çeşitliliği tırpanlayan değil çoğaltan şekilde organize edilmeli. Tam da bu yüzden festival yönetimi gibi profesyonel yanı ağır basan bir iş tanımı ortaya çıkar. Organizasyon yapan herkes film festivali yapamayabilir. Ekibin başında mutlaka ama mutlaka bu zeminin farkında biri bulunmalı ve ekibini de buna göre kurmalı. Böyle olduğu takdirde film festivalleri işlevini doğru şekilde yerine getirecektir. 

Önceki Yazı

Sinemada Çocuk : İyiliğin de kötülüğün de aynası

Sonraki Yazı

Sinemanın büyüsü

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de