Ara Güler fotoğraflarıyla dünyaya ayna tuttu

25 dakikada okunur

Fotoğrafa adanmış bir hayattı onunki. Çektiği binlerce kare ile fotoğrafa farklı bir boyut kazandıran Ara Güler, dünyaya da ayna tuttu. Onun fotoğrafları yerelliğin sınırlarını aşarak bütün insanlığı etkiledi. Fotoğraf, Güler’in objektifi içinde tarih, sosyoloji, coğrafya, arkeoloji, antropoloji, matematik, fizik, edebiyat ve sanatın yer aldığı muhteşem bir esere dönüştü.

“Sanat olmasına gerek yoktur fotoğrafın. Fotoğraf tarih olayıdır. Tarihi zapt ediyorsun. Bir makine ile tarihi durduruyorsun.” demiş, Ara Güler. Fotoğrafa farklı bir bakış açısı getiren ve dünyaya ayna tutan usta fotoğrafçı Ara Güler, aramızdan ayrılalı tam dört yıl oldu. 2018 yılında 90 yaşındayken hayatını kaybeden Güler, Türkiye’de yaratıcı fotoğrafçılığın uluslararası alanda ün kazanmış en önemli temsilcisiydi. Zamanı makinesi ile mühürleyen Güler, Türkiye’nin görsel hafızasının oluşmasına çok büyük bir katkı sağladı. Dünyayı gezerek fotoğraf çekip röportajlar yapan ve geride fotoğraf dünyasına unutulmaz kareler bırakan Güler’in eserleri yurt içi ve yurt dışında birçok koleksiyon ve müzede sergileniyor. 70 yıllık kariyeri boyunca Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Kemal Tahir, Orhan Kemal, İsmet İnönü, Winston Churchill, Indira Gandhi, John Berger, Bertrand Russell, Bill Brandt, Alfred Hitchcock, Ansel Adams, Imogen Cunningham, Salvador Dali, Picasso gibi birçok ünlü kişi ile röportajlar yapıp fotoğraflarını çeken Güler, İstanbul fotoğraflarıyla da tarihe ışık tutuyor. Birçok fotoğraf sanatçısı ve foto muhabirine ilham veren Güler’i, meslektaşları ve yakın arkadaşları Litros Sanat’a anlattı.

(Ara Güler ve Fatih Aslan)

Sürekli bir arayış içindeydi

Fatih Aslan (Ara Güler’in asistanı): 1999 yılında kendime iş arıyordum bir aile dostumuzun vasıtasıyla Ara Güler ile tanıştım. Biraz sohbet ettikten sonra Ara Güler bana, “Beni tanıyor musun?” diye sordu. Ben de kendisini tanımadığı mı söyledim, biraz bozuldu. Sonra biraz değişik bir ses tonuyla şöyle dedi; “Evladım ben foto muhabiri, Ara Güler. Yani senin anlayacağın gazeteciyim. Çarşamba günü benim ofisime gel ama gelmeden önce telefon et.” Telefon ettim, önce ulaşamadım sonraki aramamda açtı ve gelmemi söyledi. Bugünkü Ara Kafe’nin olduğu binanı en üst katındaki ofisine çıktım ve o gün Ara Güler ile çalışmaya başladım. Tam 21 yıl birlikte çalıştık. Ara Güler her ne kadar agresif bir imaja sahip olsa da içindeki merhamet ve insan sevgisi bir başkaydı. Barışçıl biriydi, paylaşmayı çok severdi. Pek kimse bilmezdi ama iyilik yapmayı, yardım etmeyi çok severdi. Kimseyi boş çevirmezdi. Fotoğraflarına baktığınız zaman hep insan görürsünüz. İnsanların sevincini, hüznünü, kederini yansıtmıştır. Herkesle iyi diyalog kurardı, hiçbir tarafın adamı olmadı. Onunla çalışmak çok keyifliydi. O sanat kelimesine kızsada benim için büyük bir sanat okuluydu. Sanat adına ondan çok şey öğrendim. Fotoğrafa bakmayı öğrendim. Fotoğrafa baktığınızda o kareden bir anlam, hikâye çıkarabiliyorsanız o zaman çok daha farklı biri oluyorsunuz. Ben bunu ondan öğrendim. 90 yaşına kadar hep çalıştı hep kendine iş yaratırdı. En son Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün temelinden başladı, son gün açılışına kadar köprüyü fotoğraflandırdı kendi arşivi için. Bu çekim seneler sürdü. 

Ara ustam fotoğraf çekerken çok doyumsuzdu. Hep, “Kafamdaki, istediğim fotoğrafı çekemedim.” derdi. Sürekli bir arayış içindeydi. Dünyanın en önemli sanatçılarının fotoğraflarını çekti. Çekemediği iki önemli isim vardı. Biri Albert Einstein idi. Öldüğü için çekememişti. Diğeri ise Charlie Chaplin’di. Hatta onun fotoğrafını çekmek için kapısında dört gün beklemişti. Bu olayı ustanın kendi kaleminden okuyalım: “İsviçre’de evini önünde Vevey’e gittim. Cenevre’ye yarım saat ya da 45 dakika fazla uzaklıkta. Kar, kış, kıyamet demeden sabahtan akşama kadar kiraladığım taksinin içinde evinin önünde günlerce bekledim. Şato gibi bir yerde oturuyor. Kapısında bekçi var. Koskoca bir duvar. Kapıda bir köpek var. Kapıcıya ben gazeteciyim falan dedim ama baktım olacak gibi değil hemen gayet romantik, içten bir mektup yazdım. Ve dedim ki “Sayın Chaplin, son 15 yıldır yakında piyasaya çıkacak olan zamanımızın yaratıcılar kitabım için fotoğraf malzemeleri topluyorum. Her zaman büyük hayranlık beslediğim siz olmadıkça bu kitabın bitmesi mümkün değil. Ben İstanbul’da yaşayan bir Türk gazeteciyim. Şu an Avrupa’yı dolaşıyorum. Sizin bana 20 dakika ayırmanızı rica ediyorum. Benim için dünyanın en mühim adamlarından birisiniz. Fakat cevap yok. Üç gün sonra ben yine kapıya gittim. Yine yağmur yağıyor, yine aynı köpek, yine aynı sonuç… En sonunda karısı beni eve davet etti, çay ikram etti. Chaplin yukarıda ben de aşağıda karısıyla çay içiyorum, konuşuyoruz. ‘Chaplin artık fotoğraf çektirmiyor’ dedi ve beni onun yanına götürdü. Adam tekerlekli sandalyede hareketsiz oturuyor. Düşünebiliyor musunuz?, dünyanın en hareketli en pire gibi adamı… Böyle bir imaj yaratmış bir sanatçının fotoğrafını nasıl çekebilirim? Şunu anladım ki Chaplin dünyanın gözünde bizim filmlerinden tanıdığımız Chaplin olarak kalmak istiyordu. Ve ben bir kare fotoğraf çekmeden ayrıldım oradan.” 

Ara ustamla 21 yıl dolu dolu geçti

Çok büyük bir arşivi var. Ara ustam müzesinin de olmasını çok arzu ediyordu. Ancak bu olmadı. Beyoğlu’ndaki beş katlı binasının müze olmasını çok istiyordu. Hatta vasiyeti de bu yöndeydi. Umarım arşivine sahip olan yetkililer bu vasiyeti en kısa zamanda yerine getirirler. Son olarak Ara ustam ile bir anımı da paylaşmak istiyorum: 2004 yılında fotoğraf çekimi için Van’a gitmiştik. Bir hafta boyunca Van’da gezmediğimiz yer kalmadı. Dönüş yoluna hazırlık yaparken Ara ustam bana dedi ki “Evladım senin memleket buraya çok yakın, Erzurum’a gidelim. Beni köyüne götür.” Ben o anda çok heyecanlandım. Beni doğduğum evde, çocukluğumun geçtiği sokaklarda fotoğraflarımı çekti hiçbir zaman unutamayacağım bir anı yaşattı. Ara ustamla 21 yıl dolu dolu geçti. Zaman hızla akıp gitti, anlayamadım. Onunla çalışmak çok keyifliydi. Seni unutmayacağım büyük usta Ara Güler, nurlar içinde uyu.

(Ara Güler ve Süleyman Gündüz)

Foto muhabirliğine bir şahsiyet kazandırdı

Süleyman Gündüz (Fotoğrafçı): İnsan hayatında önemli kesişme anları vardır. Benim de önemli kesişme anlarımdan birisi Ara Güler ile tanışmamdır. Ara Güler’i gazete ve dergilerde çıkan röportaj ve fotoğraflarından biliyordum. Ama tanışma sözcüğünün içini, 2005’te bir fotoğraf sergisi hazırlığında doldurmaya başladık ve o andan sonra dostluğumuz kavileşti. 2005’te bir sergi hazırlığı yapıyordum. Yüzlerce fotoğraf arasından sergileneceklerin seçiminde zorlanmıştık. O anda Ara Güler bir Hızır gibi yetişti. “Merhaba, nedir mesele?” diye sordu. Sergilenecek fotoğrafları seçmekte zorlandığımızı söyledik. “Verin bana fotoğrafları” deyip; dosyanın tümünü aldı ve elemeden geçirdi. Bunları sergileyebilirsiniz ama diğerlerini de sakla diyerek kısa bir zaman dilimi içinde dosyayı bize iade etti. Böylece Ara Güler “Ağıtlar ve Anıtlar” adlı sergimin küratörlüğünü üstlenmişti. İnanılmaz bir olaydı benim için. Bu andan vefatına kadar hazırladığım tüm ulusal ve uluslararası sergilerimin detaylarıyla Ara ilgilendi. Ömrünün son 10 yılında neredeyse her saat beraberdik. Bu dostluğun içinde bir usta-çırak ilişkisi de saklıydı. Gündelik buluşmalarımızda tarih, siyaset, sosyoloji, din, edebiyat ve sanat üzerine konuşurduk. Orta Asya, Kafkaslar, Balkanlar, Orta Doğu ve Afrika’daki savaş ve çatışma alanlarındaki anılarımızdan bahsederken; Ara, 1978’de Eritre Kurtuluş Savaşı’ndaki kadın gerillaları nasıl fotoğrafladığını anlatıyordu. Bu tür anlarda neler yapmam gerektiğini öğretiyordu ve bir anlamda tecrübelerini aktarıyordu bana. Usta-çırak ilişkisi kuruyorduk. Dostluğumuz ilk başladığında ona hep Ara Bey diye hitap ediyordum. Bir gün bana dönerek, “Araya niye mesafe koyuyorsun bundan sonra bana Ara diyeceksin” dedi. Resmiyeti sevmeyen, sıcakkanlı ve samimi bir insandı Ara. O benim dostum, arkadaşım ve ustam idi. Ara ile tanıştığımda belgesel fotoğraf alanında bir hayli ilerlemiştim. Fotoğrafla uğraşanların büyük bir kısmı, bir yeteneklerinin var olup olmadığını, fotoğraflarının kalitesini anlamak ve öğüt almak için birine ihtiyaç duyarlar. Ara Güler, bu anlamda bir okul gibiydi. Bilgisini asla esirgemezdi ve paylaşmaktan büyük bir keyif alırdı. Ara’nın dokunuşlarıyla fotoğrafçılığım olgunlaştı diyebilirim. Ara’ya göre, iyi bir fotoğrafçının yalnızca fotoğraf tekniğini bilmesi yetmezdi. Onun, resim sanatından matematiğe kadar ilgisinin olması, tiyatrodan anlaması, siyasi olayları takip etmesi, tarihi bilmesi şarttı. Bundan dolayı Ara, fotoğraf ile uğraşanları, “fotoğraf çekenler ve azap çekenler” diye iki sınıfa ayırıyordu.

Fotoğrafın en büyük ustası Ara Güler

Her alanda öncü ve büyük ustalar vardır. Bana göre fotoğrafın en büyük ustası Ara Güler’dir. Onun fotoğrafları yerelliğin sınırlarını aşarak bütün insanlığı etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. Fotoğraf, Ara Güler’in objektifinden içinde tarih, sosyoloji, coğrafya, arkeoloji, antropoloji, matematik, fizik, edebiyat ve sanatın yer aldığı muhteşem bir esere dönüştü. O dünyaya bir ayna tuttu ve herkes kendini içinde buldu. Yerelden çıkıp evrensele ulaştı. Ara Güler, fotoğraflarıyla Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilişinden sonra kurulan Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Anadolu ve İstanbul’un günlüğünü tuttu. Genelde Ara’nın 1950-80 arası Anadolu ve İstanbul’una tanıklığı konuşulur. Oysa o, aynı zamanda iyi bir portre fotoğrafçısı ve savaş muhabiriydi. Ara’nın portrelerini, belge ve savaş fotoğraflarını nerede görseniz tanırsınız. Bunun nedeni de yerel özellikler taşıyan ince lirizmini, döneminin öncü fotoğraf akımlarının evrensel boyutları içine oturtabilmesi ve fotoğrafın büyük ustalarıyla aynı düzeyde bir anlatım gücüne varabilmiş olmasıdır. Bu yönde kendisinden sonra gelen fotoğrafçı kuşağına öncülük etti. Evrensel değerlerle buluşmanın, sahip olanlardan vazgeçmeyi gerektirmediğinin yaşayan örneğiydi. Ara, kendini inşa eden kültüre yabancılaşan biri olmadı. Gittikçe renksizleşen, çoraklaşan ve çölleşen dünyamızda ustam Ara Güler bir zenginlik idi. 

Fotoğraf “an”ın gerçekliğidir ona göre

Ara Güler, “Ben bir fotoğraf muhabiriyim, fotoğraf sanatçısı değilim, fotoğraf benim için bir sanat değildir.” derdi. Ara’da fotoğraf, “an” içinde gerçekliğin ifadesi olduğu için sanat olarak görülmemeli düşüncesi hakimdi. Fotoğrafın fotoğraf olabilmesi için anın gerçekliğinin korunması gerekir. Fotoğrafa yapılacak her türlü müdahale onu gerçekliğinden uzaklaştıracaktır. O zaman fotoğraf, kurgu veya kolaj olacaktır diye düşündüğünden dolayı bu ifadeyi kullanıyordu. Ara, foto muhabirliğine bir şahsiyet kazandırmıştı. Fotoğrafı bir sanat olarak değil de tarih, sosyoloji ve edebiyat olarak görüyordu. 

Herkes Ara’dan kendi portresinin çekimini talep ediyordu. Bir gün Ara Kafe’de oturuyorduk ve portre fotoğrafçılığı üzerinde konuşuyorduk. Ara, “Ben olmasaydım Türk Edebiyatı yüzsüz kalırdı” dedi. Edebiyat, sanat ve siyaset dünyasında çektiği portreleri anlattı. “Ara, dur ben de senin bir portreni çekeyim, fotoğraf dünyası yüzsüz kalmasın” dedim ve portresini çektim. Oysa o ana kadar Ara’nın birçok portresi çekilmişti. Onların içinden çektiğimi beğenmesi bir ayrıcalık oldu benim için. Hatta 29 Eylül 2014’te Hürriyet Gazetesinde İzzet Çapa’ya bir röportaj vermişti. Çapa, Ara’ya bir soru yöneltmişti: “Senin en güzel fotoğrafını kim çekti bugüne kadar?” O da şöyle demişti, “Süleyman Gündüz… AK Parti milletvekili… Arkadaşımdır benim, çok güzel resim çeker.” Benim için önemli bir cevap oldu. Hem arkadaş olmak hem de bir ustanın çok güzel resim çekiyor onayını almak. Daha ne olsun. 

(Hakan Kartoğlu ve Ara Güler)

İnsanlarla konuşmayı çok severdi

Hakan Kartoğlu (Ara Kafe sahibi):  Abim Yaşar Kartoğlu ile bir kafe açma hayalimiz vardı. Ara Güler sokağındaki yeri görünce işte burası dedik ve yolculuğumuz başladı. Ara Güler, kafenin üst katında galeri ve stüdyosu bulunduğu için her gün gelirdi. İç dizaynını ve yemeklerimizi çok sevdiği için görüşmelerini sürekli kafemizde yapardı. Birbirimizi çok severdik. Yani tanışıklığımız 2000 yılına denk geliyor. Kafeyi o zaman açmıştık. Seveni çoktu, Avrupa ve Amerika’dan bile gelenler vardı. İnsanlarla konuşmayı çok severdi. Esprili bir kişiydi. Fotoğraftan edebiyata sinemadan siyasete kadar her şeyi konuşabileceğiniz bir insandı. Onunla birçok anımız var. Çocuk yapmadığı için pişmanlığını sürekli dile getirir bizlere bu konuda nasihatlar verirdi. Vefat ettiğini öğrendiğimde ailemden biri vefat etmiş gibi üzüldüm. Ülkemiz çok büyük bir değer kaybetti. 

(Erhan Sevenler ve Ara Güler)

Onun fotoğraflarına bakarak büyüdüm

Erhan Sevenler (Anadolu Ajansı Fotoğraf Editör Yardımcısı): Rahmetli babam Cemil, eve Hayat dergisi alırdı. Ara Güler’in fotoğraflarıyla bu dergide tanışmıştım. O fotoğraflara bakarak büyüdüm. 2006 yılında Abdi İpekçi Ödülleri’nde en iyi haber fotoğrafı ödülü almıştım, Ara Hoca da o yarışmanın fotoğraf jürisiydi. Ödülü kazandıktan sonra bir arkadaşım vasıtasıyla beni aradı. Daha önce de Ara Kafe’ye giderdim, Ara Hoca’ya selam verip kendi masama geçerdim. Bir gün telefon aldım kendisinden, “Bundan sonra buraya geldiğinde bana selam verip başka masaya oturmayacaksın.” dedi. O günden vefatına kadar dostluğumuz sürdü. Ne zaman bir göreve gitsem dönüşümde mutlaka Ara Hoca’nın yanına uğrar fotoğraflarımı gösterip yaşadıklarımı anlatıp firiklerini alırdım. Ara Hoca’nın en güzel karesi bence iki boş iskemlenin karesidir. Kendisi de bu fotoğrafı çok severdi. Ara Hoca’nın bana verdiği en önemli öğüt, “İnsanları iyi kötü diye ayırma. Ya insandır ya da değildir” oldu. 

Önceki Yazı

Kültür sanat rüzgarı Esenler’den esiyor

Sonraki Yazı

“Doğaçlama müzik” üzerine bir deneme – 2

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de