Gazete Bizim Neyimiz Olur?

5 dakikada okunur

Gazete ile tanışıklığım ilkokul yıllarına rastlar. Gazetenin kâğıt olarak en değerli olduğu dönemlere. Önce gazetenin içeriği bir güzel okunuyor, sonra biriktirilen gazeteler eskicilere satılıyor, onlar da kese kâğıdı yapımında kullanmak üzere imalatçılara veriyorlar. Eskicilerin topladıkları eski gazeteleri imalathaneye götürmesini takip ederek işin nasıl yapıldığını öğrenmeye çalıştık. Bahçede çalışan elemanlara nasıl yapıyorlar diye bakarken, imalathanenin sorumlusu siz de çalışmak isterseniz gelin deyince öyle başladı bizim kese kâğıdı imalat işimiz. Çok düşük maaş veriyorlardı ama işin nasıl yapıldığını öğrenmek için değiyordu açıkçası. Bir hafta boyunca alıştık ve o günlerin yevmiyesini aldıktan sonra kendi işimizi yapmak üzere mahallede komşularımızdan eski gazete toplamaya başladık. Topladığımız gazetelerin sayfalarını ebatlarına göre keserek kardığımız hamurla yapıştırıp kese kâğıdı yapıyorduk. Biriken kese kâğıtlarını mahalledeki bakkallara, esnafa diğer satıcının verdiği rakamdan daha düşük fiyatla veriyorduk. Mahalle esnafımız bizi tanıyordu, yaptığımız işi de beğendikleri için bizi tercih etmeye başladılar. Bu iş aynı zamanda bizim ilk ticari girişimimiz olarak kayıtlara geçmiş oldu.

Kese kâğıdı yapımı için kullandığımız gazeteleri sokaktan, komşularımızdan temin ediyorduk. Babam Devlet Demir Yollarında çalışıyordu. Sefere gittikleri yerlerden döndüklerinde trenlerde bırakılan gazeteleri de toplayıp getiriyordu. Malzeme olarak bunları da kullanıyorduk ama kullanmadan önce gazeteleri okumaya başladık.

Gazete okuru oluşumuzun hikâyesi de böyle başlar. Bir gazeteyi ele aldığımızda başından sonuna kadar okuyorduk. Okuyacak ne çok şey buluyorduk. Tarihi kıssalar, resimli romanlar, devam eden hikayeler, çocuk sayfaları, şiirler, bilmece ve bulmacalar en çok ilgi duyduğumuz bölümlerdi.

Gazete ve kâğıt parçaları üzerine rahmetli dedemin nasihatlerinin hâlâ kulaklarımda çınladığını hissediyorum. Dedem kendi zamanlarında çektikleri yoksullukları anlatırken bir küçük kâğıt parçası bile bulamadıklarını, buldukları takdirde buna çok sevindiklerini ve o kâğıt parçasının boş olan yerlerine ya da gazetelerin kenarlarındaki boşlukları kullanarak yazı yazmayı öğrenmeye çalıştıklarını anlatır, kâğıtları israf etmememizi, mutlaka değerlendirmemizi isterdi. Kendisi son zamanlarına kadar evde bulduğu gazete ve kâğıt parçalarını her zaman değerlendirmeye çalışır, okuduğu kitaplardan önemli bulduğu notları buralara yazarak o kâğıt parçalarını muhafaza ederdi. Yaptığı işin çok önemli olduğuna inanır ve bizim de mutlaka öyle yapmamızı isterdi. Kâğıt parçalarını yerlere attığımızı gördüğünde, önemsemediğimizi düşünür,  kendi zamanında çektiği sıkıntıları hatırlatıp tekrar anlatırdı. Medrese eğitimi gördüğünü, ancak yeni yazı dediği Türkçeyi de kendi imkânları ile böyle sokaklarda bulduğu gazete ve kâğıt parçalarına yazarak öğrenmeye çalıştığını anlatırdı. Dedemin bu anlattıklarından, gazetenin, kâğıdın, okuma ve yazmanın önemli kavramlar olduğunu, gazetenin,  kâğıdın ve zamanın çok değerli olduğunu vurgulamaya çalıştığını anlıyorduk.

Önceki Yazı

Hayal Ettim Ve Yazdım

Sonraki Yazı

Renklere Yol Gösteren Nağmeler

Son Yazılar

Filistin İçin Bir Akademi

Filistin insanlığın tarihi kadar derin. Eriha şehrini ziyaretimiz sırasında en eski yerleşim yerlerinden biri olduğunu öğrenmiş