Gazze direnişi emperyalizmin geleceği olmayacağını gösterecek 

///
25 dakikada okunur

Gazze’de soykırım başladığı günden itibaren Gazze Şiir Nöbeti programını gerçekleştiren şair-yönetmen Faysal Soysal ile konuştuk. Soysal, “Gazze direnişi böylece sadece Gazze için değil, kapitalist ve emperyalist her türlü faşist düzenin yer yüzünde geleceğinin olmayacağını hep  gösterecek” diyo

7 Ekim’de başlayan Aksa Tufanı’ndan itibaren İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırımda ölenlerin sayısı 25 bini geçti. Gazze halkı tamamen açlığa ve susuzluğa terk edildi. Dünyanın her yerinden direnişe katkı için milyonlarca kişi miting düzenledi. Türkiye’de de çok sayıda gösteri yapıldı. Gazze, küresel bir intifada hareketine döndü. Adeta dünyada her yer; intifada. Ülkemizde de çok sayıda çeşitli eylemler yapılıyor. Bunlardan biri de Faysal Soysal’ın yaptığı Gazze Şiir Nöbeti. Savaşın başladığı zamandan beri devam eden şiir okuma eylemi, soykırıma şiirle direnmeyi deniyor. Faysal Soysal ile Gazze Şiir Nöbeti’ni konuştuk. 

Gazze Şiir Nöbeti fikri nasıl ortaya çıktı?

7 Ekim’de İsrail’in saldırıları başladığında Change.org’dan bir imza kampanyası başlattım. 20.000 imzaya ulaştığında İngiltere merkezlerinden içinde soykırım kelimesi geçtiği için uyarı aldık ve geçici olarak durduruldu. Sonra metni revize edip yeniden yayınladık ama eski etkisini kaybetmeye başladı. Zaten ABD ve Avrupa devlet liderlerinin göz göre göre İsrail’i desteklediklerini de görünce imza kampanyasının işe yaramayacağını anladık. 17 Ekim’de bir şiir kaleme almıştım. Adı Filistinli Olmamaktı. İsmet Özel’in Of Not Being a Jew’e nazireydi. Arkadaşlarla paylaştım. Şair arkadaşlarla bir araya geldiğimizde de neden Gazze için şiir nöbeti tutmuyoruz diye ortaya bir fikir attım. Yanlış anlaşılırız diyenler oldu ama Saliha Sultan ve Mehmet Lütfi Şen beni desteklediler. Ben de sokakta yapacağımızı ve dileyenin dilediği dilde şiir okuyacağı bir sokak eylemi olacak deyince herkese ilginç gelmeye başladı. Sonra da koordinatörlük kısmında Saliha Sultan, şiirleri seçmede Şair Yavuz Altınışık, Afişte Genco Demirer, sosyal medya ayağında Kerime Nur Tunç ve fotoğraf-video çekimlerimize de Ömer Miraç Tunç destek verdi.  İlk nöbetimizi 27 Ekim’de Mis Sokak’ta tuttuk. Katılım ve ilgi yoğundu. İstiklal Caddesi’ne fazla yakın durduğumuz için polis bize ciddi sorun çıkardı ama yine etkinlik canlı ve güzel oldu. Sonraları nöbeti, Üsküdar ve Beykoz’a da taşıdık.  Oralarda da hem halkın hem şairlerin ilgisi güzeldi. 

Sanatla mücadele ruhunu diri tutmalıyız

Gazze’de şu an 20 binden fazla insan hayatını kaybetti. Bu korkunç soykırım için şiirle direnmek sizde nasıl bir anlam ifade ediyor?

Bu cinayetlerden geriye fotoğraflar ve videolar kalacak daha çok. Bu ise baktıkça içimizi acıtacak ve bizi yıkılmış ve yenilmiş gösterebilir. Hayat karşısında umudumuzu kıracak hatta. Oysa ki; şiir, öykü, resim, müzik ve sinema filmleri ile mücadele ruhunu diri tutmalıyız. Özellikle şiir diğer sanatlara göre engelleyemeyecekleri, sansürleyemeyecekleri satın alamayacakları en güçlü kale. Mahmut Derviş gibi büyük bir şair çıkardı Filistin direnişi. Bugün onu çekip aldığınızda geriye ideolojik ve kuru bir slogan kalır Filistin direnişinden geriue. Sloganı küçümsemiyorum ama yerinde ve zamanında kıymetli oysa ki şiir çağlar ötesine bu hakikati ve zalimin sınır tanımayan arsızlığını ve şerefsizliğini taşır. Sadece bu da değil onu bütün insanlığın mirası yapar. Sadece Filistin’de kalmaz o. Türkiye’de, Ortadoğu’da ve halkların ezildiği her yerde insanın şerefinin ve onurunun kalkanı gibi kalbinden önce sürekli atıp ayağını durduğu yerde sabit kılar. 

Bu soykırımdan büyük bir şiir doğacak 

Sanat sizce gerçeğin dünyaya ifadesinde nasıl bir işlev görüyor?

Sanat özgür ve dolaylı bir anlatım aracı. Doğrudan söylem düz yazının ve hesap kitabın işi. Şu an yapılan cinayet ve soykırımı tarife kelimeler ve akıl disiplini kafî olmuyor. Buradan büyük bir şiirin doğacağını düşünüyorum. Çünkü şiir kelimelerle anlatamadığımız ve düşüncenin birikimiyle ortaya çıkaramadığımız insana özgü biricik  ve aşkın duyguların neşvü nema bulduğu bir özel bir alan. Sanatın diğer alanları da dolaylı bir anlatımla burayla hiç ilgisi olmayan insanların bile empati yapmasına olanak tanıyacak ve Gazze direnişi böylece sadece Gazze için değil, kapitalist ve emperyalist her türlü faşist düzenin yeryüzünde geleceğinin olmayacağını hep  gösterecek.

Dünyada son yüzyılda birçok savaşa şahit olduk. Bosna savaşı, Irak’ın işgali, Suriye savaşı gibi. Gazze’yi buradan bakınca nereye koyuyorsunuz? 

Gazze aslında senelerdir can çekişiyor ve ölüyor. Dünyanın en büyük açık hava hapishanesi. İlk defa 7 Ekim ile bütün dünyanın gündemine oturdu. Bosna, Irak ve Suriye’deki direnişlerde batılı emperyalistler, tezgahı öyle kurmuştu ki onlar hiç müdahil olmadan söylediğiniz ülkeler komşularıyla birbirini yedi. Kapitalizm ve emperyalizm ihtiyacı olanı aldı ve gerekli silahı satıp büyük karlar elde etti ancak Gazze’de ilk defa bütün insan haklarının kendileri için yazıldığını düşünen Siyonist Yahudi toplumu (Özellikle de İsrail’deki yerleşimci Yahudileri kast ediyorum, yoksa dünyanın başka bölgelerinde İsrail’in soykırımına ve zulmüne karşı olan Yahudiler de var) var olan saldırıyı fırsata çevirip başta Gazze’yi sonra da bütün Ortadoğu’yu ele geçirecek bir savaşı başlatmak istediler. Burada ABD, İngiltere ve Fransa ile düşüncelerinin her alanda örtüşmesinin tek sebebi Yahudi ırkının bekası ve İsrail değil tabii ki. Doğu Akdeniz ticareti bir yana esasta bütün dünyayı silahlandırıp senelerce silah endüstrisinden gelir elde etmek istiyorlar. Diledikleri vakitte değirmenlerinin akarını tehdit edenleri İsrail’in savunma hakkı bahanesi ile yok etmeye çalışacaklar. Gazze özelde; Suriye, Irak ve Srebrenitsa’nın lokal kalan direnişini evrensel bir noktaya taşıdı. Belki buna bütün sansüre  ve medya  baskıya rağmen sosyal medyanın gücü de etki etti ama dünyanın vicdan sahibi bütün halkları Gazze için ayağa kalktılar. Olayın bir Müslüman-Yahudi çatışmasından daha büyük olduğunu, ortada büyük bir işgalin ve soykırımın olduğunu net olarak anladılar ve bugüne kadar büyüttükleri demokrasinin, insan haklarının ve uluslararası hukukun birkaç kendini bilmez aptal başkan tarafından ayaklar altına alınmasına tahammül edemediler. Tabii bütün bu direnişlere rağmen hala geri adım atmıyor bu faşist liderler. Yine de bu tiplerin ikinci defa iktidara gelme ihtimali eskisi kadar kolay olmayacak.

Destek verdiğim için işimden olacaksam, şeref duyarım 

Gazze’ye destek veren birçok kişi, işinden olabiliyor sanat camiasında. Sizin kaygınız var mı ve kaygı duyup tepki gösteremeyenler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kaygımız olmaz olur mu? Bu niyetle eğer bir işimden olacaksam, önüme set çekilecekse şeref duyarım. Gazzeli çocukların bile hiçbir şeyden korkmadan katil askerlere, tanklara, bombalayan uçaklara parmak salladığı ve bugüne kadar Müslümanlar adına en temiz, en insani, en ahlaki duruşu sergileyen, teröre bulaşmayan bu masum halkın direnişine sokakta ve sosyal medyada  destek verdiğim için bir makam ya da  maddi bir değer kaybedersem bundan ancak mutlu olurum.  Demek ki Allah beni seçip bana lütfetmiş demem gerekiyor Gazze’deki çocuklar gibi. Bana mutlaka daha güzelini verecektir diyebilmem gerekiyor iman ediyorsam. Onun verdiği, vereceği;  katil ve soykırımcı İsrail ve medya düzeninin vereceğinden elbette ki daha hayırlıdır. Şükür ki rızkımı sinemadan kazanmıyorum. Şiire gelince zaten biri ondan para kazanıyorsa yazdıklarının şiir olup olmadığına bakmak gerek. 

Korkup tepki göstermeyenlere, festival, film gibi alanlarda yapılan her türlü sansüre, feminizm, LGBT, ağaç ve hayvan haklarının sömürülmesine itiraz edip sosyal medyada büyük kampanyalar başlatan ama mesele Gazze olunca bir delik bulup saklanıp oradan sadece izlemeyi seçenlere hatta izlemeye bile tenezzül etmeyenlere diyeceğim pek bir şey yok. Onları vicdanları ile baş başa bırakıyorum. Gerçekte  hem kendileri adına hem de çocukları adına neyi kaybettiklerinin farkında değiller. Böyle bir cephede kalarak İsrail’i destekleyenler tarafından kendilerine bedava verilecek olan kazançlarının da hiç bir bereketi ve devamlılığının olacağını düşünmüyorum. Soykırımın  ve her türlü adi cinayetin, aç-susuz bırakmanın, yurdundan etmenin, tecavüzün, iftira ve yalanın olduğu bir katliamda özellikle de işkence çektirerek kan revan içinde bebek-çocuk-kadın öldüren bir kasaplığın karşısında sessiz kalıp yarın olduğunda o kasaptan iş bekleme, onun için tezgah kollama planları olanların tefecilerden ve faizcilerden farkı yoktur. Bu niyetle mevzi kollayan sanatçı ve entelektüellerin ya da tüccarların insanlık namına bile yapacakları hiçbir eylemin ne faydası ne bereketi olur. Allah sadece bize rızkı veren değildir. Bereketini de hayrını da, faydasını da başka bir gönle değip orada çiçek açmasını da kalbimizdeki doğruluk, samimiyet ve güzellik oranınca sağlayandır. Onu da geçtim, rızkın haricinde bize zamanı da verendir. Zamanımızdan ne kadar kaldığını kim bilebilir? Yarına göre neyi planını ve hazırlığını gerçek anlamda yapabiliriz ki?

Filistin nereden baksak; yüzyıla yakın bir süreçte işgal altında, birçok intifada oldu. Sabra ve Şatilla katliamları oldu. Bu son saldırıyı sizce diğerlerinden ayıran bir fark var mı?

Benim okuduklarımdan anladığım kadarı ile İsrail’in zaten halihazırda Gazze’yi toptan yok etme planının 7 Ekim’den önce hazırlandığıdır. 7 Ekim’de Hamas özellikle Gazze’yi işgal edecek birliğe büyük bir darbe vurunca İsrail tam olarak ne olduğunu anlamadı.  Doğru hesap kitap yapmadan birtakım insanını kendisi de vurup durumu fırsata çevirmeye çalıştı. Daha önceden para ile esir aldıkları Arap ülkelerini ve dünyayı da yanlarına aldı. Tabii dünya yukarıda dediğim gibi sadece Gazze için arkalarında durmadı. Hem Süveyş’e alternatif bir kanaldan gelecek gelir için, hem Doğu Akdeniz ticareti için, hem Gazze’deki doğal gaz rezervi için hem de Ortadoğu’da çıkacak bütün savaşlarda İsrail üzerinden silah ticareti yoluyla gelir elde etmek için İsrail’in arkasında durdu ve durmaya devam edecek. Gazze onlar için küçük lokma idi. Sonuçta İran destekli deyip işin içinden çıkacaklar ne Suudi, ne Türkiye ne Mısır ne de Ürdün engel olabilecekti. Bütün hesapları tamdı ama atladıkları bir şey vardı işte. Allah’ın da başka bir hesabı vardı. Hiçbir gücü yok gibi gözüken Hamas, İsrail ve ABD askerlerine mucizevi bir direnişle büyük hezimetler yaşattı. 7 Ekimdeki Gazze’ye saldırı tümenini de kaybettiği için kara harekatını hem zamanında başlatamadı hem de girdikten sonra büyük kayıplar verdi. Dünyanın en fakir ülkesi Yemen’in başka türlü bir direnişi oldu. Bu savaşta dünya net olarak İsrail’in gerçek bir soykırımcı olduğunu, bebek ve çocuk katili olduğunu, kendi ırkını bütün ırklardan üstün görecek psikopat bir faşistliği bütün nesline aşıladığını ve bütün zulmüne rağmen anti-semitik ağlama duvarına sığınıp her zaman mağduru oynadığını net olarak gördü. Halklar artık bu faşist millete ve devlete baskı, şantaj ve rüşvetlere rağmen inanmıyor. Ekonomilerinin ve güçlerinin azaldığı ilk zamanda bugün onların köpeği gibi olanlar tarafından ısırılacak İsrail devleti.  Hatta başka bir millet tarafından yeniden soykırıma uğramak isteyecek uğramasa uğradı gibi bir senaryo daha çizecekler.  Siyonizmin ontolojik var oluşu her zaman kovulmanın, öldürülmenin ve aşağılanmanın göbeğinde olmuştur. Bu hastalıklı mazoşist bir durum. Her zaman buna ihtiyaçları olacaktır. Başka türlü bir haklılık ve doğruluk edebiyatları yok çünkü…

Gazze: güzel insanların kalbinde, beyaz bir ada 

Gazze deyince ne anlamamız gerekiyor? Sizce Gazze halkı nasıl bir halk ve bize ne söylüyor?

Gazze coğrafi olarak Filistin’de bir yer olmasına rağmen dünyanın bütün güzel insanlarının kalbinde olan beyaz bir ada aslında. Bu adayı başta nefsimizin zulmünden sonra da yeryüzündeki bütün zalim, katil ve emperyalistlerden özellikle de kapitalistlerden korumaya çalışıyor insanlık. 15 binin üstünde bebek ve çocuk hepimizin kalbindeki bu beyaz ada ülkesinin korunması, kalbimizin her daim özgür ve ahlaklı kalması için şehit oldu. Kendileri için ölmüyor kendileri için aç kalmıyor kendileri için evsiz barksız kalmıyor sadece Gazzeliler. Bugün Gazze’nin düşmesi demek aslında Osmanlı’nın düşmesinden daha büyük bir mesele dünya için. İlk defa sahipsiz, kimsesiz, varlıksız, fakir bir halk şerefleri ve teslim olmayan cesaretleri ile dünya halklarının çoğunun kalbini fethetmiş durumda. Ulus-millet, jeopolitik, dinler çatışması vs işlemiyor. O artık ABD’deki, İspanya’daki, İrlanda’daki, İngiltere’deki, İskandinav ülkelerindeki, Endonezya’daki, Avustralya’daki, Güney Afrika’daki, Türkiye’deki ve dünyanın sayamayacağımız bin bir yerindeki bütün insanların faşizme, despot rejimlere, kendini üstün gören ırklara ve sınıflara karşı direnişi alevlendirdi. Bütün dünyanın vicdanlı insanları  artık her gün orada bombalanıyor, medyada sansüre uğruyor, işlerine engel olunuyor, tehditler ve şantajlar alıyor.  Teslim olmayıp sonuna kadar direnenlere ne mutlu. Mutluluk burada Türk, Kürt, Arap, İngiliz, Husi, Şii, Hristiyan ve Yahudi olmakta değil. Mutluluk Tanrı’ya rağmen kendini tanrılaştıran zalime karşı dili kekeme de olsa hak adına onun kazanmayacağını haykıran yüreklerde.

Savaş başladığından itibaren Gazze Şiir Nöbeti’ne devam ediyorsunuz, katılımcılardan nasıl geri dönüşler alıyorsunuz? İlginç bir hikaye var mı?

Şiir nöbetlerinde her yaştan çocuğu görmek özellikle çocukların Gazze’yi samimice sahiplendiğini görmek bizi çok mutlu etti. Her eylemimizde neredeyse çocuklar titreyerek Gazzeli çocuklar için şiir okudular.  Ne ki şairin dediği “ben öyle bilirim ki yaşamak / berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır” mısrasını bize hatırlatmış oldular. 

Önceki Yazı

Tuhaf olanı bulmak

Sonraki Yazı

Tanbur doğası gereği popüler müzikte olamaz

Son Yazılar

Bir ailenin duygusal otopsisi

2023 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen Justine