Geçmiş ile gelecek arasındaki köprü: Depo No:4

//
29 dakikada okunur

Konya’nın ilk çağdaş sanat galerisi Depo No:4’te “Medeniyet Kur/an Şehir” sergisi sanatseverleri bekliyor. Biz de Konya’da serginin küratörü Yasin Tütüncü ve Depo No:4’ün sanat yönetmeni Hacer Yeğin ile Depo No:4’ü, “Medeniyet Kur/an Şehir” sergisini  konuştuk. Hacer Yeğin: “Depo No:4 geçmiş ile gelecek arasında bir köprü hüviyetinde diyebiliriz. Bugüne de, geleceğe de söyleyecek bir sözü var ve süreci her daim devam ediyor.” diyerek mekânın amacını özetliyor.

Kültür sanatın yenileyiciliğinden hep bahsediyoruz. Bazen de unutuyoruz. İstanbul’da kendimizi kaptırıp gidiyoruz. Sonrasında her şeyin bozuk yanını görmeye meyl ediyoruz. Meylimizi besleyecek şeyler buluyoruz ve bir karamsarlığa düşüyoruz. Sonrasında Mevlana’nın şehri Konya’dan bir davet geliyor. O davet bizi “Medeniyet Kur/an Şehir” başlığıyla çağırıyor. Kalkıyor gidiyoruz. Ne beklediğine dair bir bilgimiz yok. Ama Konya’ya gittiğimiz için bazı imajlarda aklımızda yok değil. Varıyoruz Konya’ya sonrasıda davet mekanı Depo No:4’e ama öncesinde davet sahiplerinden Bekir Cantemir Beyefendinin organizasyonuyla yağlı somun yiyerek kahvaltımızı ediyoruz. Mevlana Türbesini arkamızı alarak Depo No:4’e varıyoruz. Sarı rengiyle Depo No:4 cadde üzerinde kendini hemen belli ediyor. Siyah kapıdan giriş yapıyoruz. Bizi dokusuyla, mimarisiyle farklı bir mekân karşılıyor. Sonrasında “Medeniyet Kur/an Şehir” sergisini gezmeye başlıyoruz. Binanın hikayesiyle başlayan sergi sunumu sonrasında eserlerin anlamları ve oluşumuyla devam ediyor. İnce Minareli Medresesi’nin kapısının temel alındığı dijital sanatla buluştuğu Zengi Düğümü  adlı eser serginin anakartını oluşturuyor. Ve sizi sergide ilk o eser karşılıyor. O eserle başlayan sergi diğer bütün eserleriyle şehrin hafızasına bir atıfta bulunuyor. Biz de Konya’yı içinde barındırdığı mirası, Depo No:4’ten çıktığımızda sağa doğru gittiğimizde bizi Mevlana’nın beklediğini sola doğru gittiğimizde Alaaddin Tepesi’nin orada olduğunu fark ediyoruz. Şehrin tarihiyle özgün bir sunumla karşılaşıyoruz. Peki serginin mimarı küratör Yasin Tütüncü ve Depo No:4’ün sanat yönetmeni Hacer Yeğin neler diyor, diye bir soru oluştuysa kafalarda onlarla da röportaj yapmayı ihmal etmedik. Küratör Yasin Tütüncü serginin felsefesini, amacını ve gelenek ile modern sanatın buluşmasının neden gerektiğini anlatırken; sanat yönetmeni Hacer Yeğin Depo No:4’ün restorasyon hikâyesini, neler yapmak istediğini ve felsefesini anlattı.

Medeniyetimizin kodları canlılığını koruyor

Yasin Tütüncü ( Küratör)

“Medeniyet Kur/an Şehir” sergisinin oluşum sürecinin teorik kısmı ve felsefesi nedir?

“Medeniyet Kur/an Şehir” sergisi Konya Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü Dar-ül Mülk projesi kapsamında şehrin medeniyet ögelerini, unsurlarını ortaya çıkarmak üzerine yürütülen çalışmaların bir uzantısıdır. Bu Dar-ül Mülk projesi kapsamında tarihi yapıların restorasyonu, ihyası ve inşası yapılıyor ve ortaya çıkartılıyor. Depo No:4’te bu uygulamaya tabi olarak restorasyonu yapılan yapılardan bir tanesi. Yapı orjinal fonksiyonunu kaybettiği için, burası ne olarak kullanılabilir diye sorulduğunda şehirde bu anlamda bir galeri olmadığı için yapının bir galeriye dönüştürülmesi, sergilere ev sahipliği yapması planlamış. O çerçevede proje bizimle buluştu. Hem binanın karakteristik yapısını hem de niteliklerini gözeterek, beklentileri de dikkate aldık. Orada Başkan Uğur Bey’in medeniyet ve şehir vurgusu vardı. Dar’ül Mülk projesinin medeniyet birikimine odaklanması bakımından yerinde olacağını belirtti. Konya’nın Malazgirt’ten sonra başlayan kurucu geleneğine atıfta bulunarak “Medeniyet Kur/an Şehir” başlığıyla bir konsept geliştirdik. Konsepti geliştirirken yapının depo olarak anılmasından hareket ettik. Depolamak biriktirmek aynı zamanda muhafaza etmektir. Hafıza dediğimiz şey de aslında muhafaza etmek kökünden bir şeyin korunduğu yer anlamından geliyor. Saklandığı yer de diyebiliriz ama burada saklamak gizlemek anlamında değil. Şehre baktığımızda Depo No:4 şehirdeki medeniyet hafızasının saklandığı, korunduğu yerin nüvelerinden bir tanesi. 

Serginin merkezinde yer alan İnce Minareli Medrese’den başlayan sokakta ince bir kırmızı çizgi boyunca takip ettiğimiz veri kanalı sergimize giriyor. Daha sonrada içeride bir nevi monitörlere dönüşerek şehrin sakladığı medeniyet birikimine dair bize bir çıktı, sonuç veriyor. Buradaki temel amacımız şehirdeki zengin içeriği ve birikimi göstermek ve temelde onun çokluğuna niteliğine vurgu yapmaktır. Alt alta üst üst çok fazla bilgi barındıran ve kapsamlı bir sergi. Bir anda müşahede edilemeyecek bir çokluk var sergide. Ama bu çokluk özellikle bu konuya ilgi duyanlar için yapılması gereken bir şeydi. Bir göndermesi var. 

Medeniyet fikrini yeniden sorguluyoruz

Gazze’de olanlar etrafında batı uygarlığı dediğimiz diğer adlandırmasıyla medeniyet diye tabir ettiğimiz şeyin aslında bir medeniyet olmadığına şahit oluyoruz. Çünkü bir insanın hiçbir şekilde maruz kalmaması gereken vahşetler, katliamlar adına uygarlık dediğimiz  birtakım güçlerin hakimiyetinde ve kontrolünde gerçekleşiyor. Biz kendi medeniyet birikimimize dönüp baktığımızda, medeniyetimiz tam tersine insanı yaşatmak için şehirler, medeniyetler kuran ve onu her bakımdan donanımlı hale getirmek için bütün alanlarda üretimler gerçekleştiren bir yapıya ve içeriğe sahip olduğunu görüyoruz. Bugün Gazze’de gördüğümüz olaylar hasebiyle bir kez daha bu medeniyete dünyanın ihtiyacı olduğunu ve bizimde bu bilgiyi kuşanmaya ihtiyacımız olduğunu müşahede ediyoruz. O bakımdan medeniyet birikimimizi, hafızamızı sadece sandığımızda saklı kalan bir zenginlik değil aynı zamanda tekrar işlevsel, kullanışlı hale getirmemiz gereken ve kullanmamız gerektiğini hatırlatan, vurgulayan bir sergi konseptimiz var. Bunun vurgusunu, etkileyiciliğini arttırmak modern izleyiciyle buluşmasını kolaylaştırmak ve mesajı direkt vermek adına dijital tasarım diliyle “Medeniyet Kur/an Şehir” sergisini yaptık. Aslında medeniyet kodlarının günümüzdeki dijital kodlamadan çokta farksız olmadığını, halen kullanılabilir olduğunu bugünü hatta bugünü domine, geleceği dizayn edecek potansiyeli ve enerjiyi içinde barındırdığını vurgulamak adına bir dil seçtik. 

Klasik ile dijital arasındaki ön yargıyı kırıyoruz

Modern sanatın araçlarıyla geleneksel olanı nasıl sunacağımız konusunda kafalar karışık. Seçtiğiniz bu dili eserleri ortaya koyacak sanatçılara aktarırken, anlatırken kolaylıkla anlaşıldınız mı?

Kolay bir süreç değildi. Çünkü birbirine zıt iki dil bir araya geldi. Şaşkınlık halen devam ediyor. Çünkü iki zıt dil var ama sergide bütünleşik gözüküyor. Birbirini reddeden ya da iten iki dilden bahsetmiyoruz. Zihnimizde bu iki dilin birbiriyle ilişkisi olmaması gerektiğine dair bir ön yargı var. O bakımdan şaşkınlık var. Ama bu şaşkınlık anlaşılmazlık anlamında değil. Sadece beklenmedik bir durum olduğu için bu şaşkınlık var. Zaten biz sergimizde bunun bir önyargı olduğunu vurguluyoruz. Enstalasyonlardan bir tanesinde halıdaki düğüm sayısıyla  ekrandaki düğüm sayısının birleştiği bir görüntüyle karşılaşıyoruz. Burada temelde şu vurguyu yapıyoruz; görüntüleme tekniği bakımından ikisi çok benzer. Geriye hikayeyi nasıl anlattığınız kalıyor. O da uygar insanın bakışıyla medeniyet sahibi insanın bakışı arasındaki ayrıma tekabül ediyor. Uygar insan pikselde o görselleştirmeyi daha çıkarcı, bireysel hırsları tatmine yönelik kullanırken; medeniyet sahibi insanlar görselleşme tekniğini daha çok hem o anda hem de gelecekte varlığını insan olarak sürdürmesi ve beslemesi üzerine kullanmışlar ve aktarmışlar. Ön yargı olarak yadırgadığımız ve çalışmayacağını düşündüğümüz görselleştirme tekniğini halen biz kullanmaya devam ediyoruz. Halılar hala piksel piksel dokunuyor. Halen bugünkü hikayeler, kompozisyonlar bir nevi kendi tekstilini üretici tarafından yazarak bize gösteriyor. Nasıl bir ekran tuşuna bastığımızda orada bir hikaye ile karşılaşıyorsak halılarda bugün dokuma tezgahlarında güç düğmesine basılmış şekilde tekrardan yazılıyor, dokunuyor. Burada bu anlamda bazı şeylerin çok fazla değişmediğini dijital dil ile klasik dil arasında yaklaşımda bazı ön yargıları kaldırdığımızda içerik artık karşımıza çıkıyor. “Biz dünyaya nasıl bakıyoruz onlar nasıl bakıyor?” şeklinde bir soru karşımıza geliyor. Dönüp Gazze’ye baktığımızda insanlık namına utanç verici bir durumla karşı karşıyayız. İnsana ve medeniyete dair bütün yaklaşımın kendi medeniyet hafızamızda çok daha üstün boyutta olduğunu ve geleceğe dair bir hafıza biriktirdiğine şahit oluyoruz. Dünyanın aynı zamanda bizimde bu medeniyete ihtiyacı olduğunu müşahede ediyoruz. Umarız bu kafa karışıklığı bir süre sonra yerini bu bağlamdaki içeriğin sahiplenilmesini, çabaların neşvünema bulmasına bırakır diye ümit ediyoruz. 

Hafızamızdaki hasarları silmemiz gerekiyor

Kültür sanat yönetiminde geleneğin ve modernin bir araya gelerek sunulması neden önemlidir? Neden ihtiyacımız var? 

“Medeniyet Kur/an Şehir” sergisi gelenek ve modern tartışmasına bir itiraz barındırıyor. Zihnimizdeki ön yargıların aksine bir şey söylüyor. Bu sergi geleneği modernin ötesine koyarak geçmişe ait olarak söylediğiniz şeylerin geleceğe ait olduğunu söylüyor. O anlamda modern olan anda olan şey ise buradaki eserler anda olandan daha olgun. Eserler hala yakalanamamış içerikleri barındırıyor. Tanımlamak için geçmişte başlamış olan diyebiliriz ama orada kalmamış ve geleceğe uzanmış diyebiliriz. İddiası bakımından moderni aşıyor. Tam karşılamasada sergimiz fütürist bir tarza sahip. Ana cevap vermeyen, size bir şey söylemeyen içeriğe sahip. Ama sergi anı da teklif eden bir canlılığa da sahip. Toplumsal olarak bir kimlik bunalımı yaşadığımız aşikar. Kimliğimize dair bütün sorularımızda onunla tanışmamış olmamızla alakalı. Burada bir tanışmaya davet var aslında. Hafızamızın unuttuğu alanlardaki hasarları gidermeye yönelik de bir davet var. Okuyamadığımız kısımları tekrardan okumaya da bir davet var. Geçmişte başardıklarını gelecekte de olabilecek başarılar olduğunu tekrar teklif ediyor. Medeniyetimiz dünyaya şamil bir nitelik taşır. Bu hasletten uzaklaşmış olmak dünyadaki pek çok sorunla karşılaştığımızda en temel ihtiyaçlarımızdan bir tanesi olarak duruyor. O anlamda sergi yukarıda belirttiğim gibi girift içerikler barındırıyor. Bir teklif sunuyor.

Modern sanatta Konya’nın söyleyeceği bir sözü var

Hacer Yeğin (Depo No:4 Sanat Yönetmeni)

Depo No:4’ün restorasyon hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz?

Burası cumhuriyet dönemi ilk modern yapılardan biri. 1935 yılında Konya Alaaddin Tepesi’ne cepheli, Mevlana Caddesi’ne paralel olarak bütün kültür istasyonlarının güzergahında şehrin orta yerinde, kalbinde konuşlanmış özel bir tekel depo yapısı. İsmi de oradan geliyor No:4 kısmı da adres numaralandırmasından geliyor. İsminin hikayesi bu şekilde. 1935 yılında tekel deposu olarak açılmış ama zaman içerisinde işlevini yitirmiş. Cumhuriyet dönemindeki tekel binalarının standart bir işlevi var, bu fonksiyonu bir müddet idare etmiş. 2000’li yılların başlarında işlevini kaybetmiş. Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından tescillenmiş, tescillendiği içinde kültür varlığı olarak korunması noktasında bir irade gösterilmiş. Bununla birlikte de yeniden işlevlendirme fikri gündeme gelmiş. Konya Büyükşehir Belediyesi metruk durumda olan bu yapıyı alıyor ve 2021-2023 yılları arasında restore ediyor. Burada şöyle bir restorasyon hamlesi takip ediliyor. Yapının geçirdiği bazı merhaleler var. O kısımlar zamanla kapatılmış, yıpranmış ya da üzerine başka katmanlar geçirilmiş. İlk yapım malzemesine bağlı kalarak bütün katmanlar açılır hale geliyor. Yapıya yapılan müdahaleler aşikar hale getiriliyor ve yeniden kusurluluk fikri işleniyor. Bu fikir; mimari olarak dünyada da yeni bir trend. Yapıların geçirmiş olduğu merhaleleri, müdahaleleri, yapısal süreçleri açık hale getirerek kusurları kapatmadan modern mimari teknolojiyle birleştirerek izleyicinin, ziyaretçinin hizmetine sunuyor. Mekânın yeniden işlevlendirilmesi noktasında Konya Büyükşehir Belediyesi, Konya’da olmayan, ihtiyaç duyulan ne yapabiliriz diye düşündüğünde çağdaş sanat galerisi ve müzesi fikri gündeme geliyor. Çünkü Konya’da geleneksel sanatlar üzerine kültür sanat faaliyeti sağlayacak alanlar var. Buranın farkı olması adına çağdaş sanatlara, dijital sanatlara entegre olarak  onları içinde bulunduracak ve sunacak şekilde fonksiyonel barındırıyor. Depo No:4 Konya’nın ilk sanat galerisi bu anlamda. 

Öncü ve butik bir mekan olan Depo No:4’ün  Konya’nın kültür sanat hayatıyla ilgili çağdaş sanatlar noktasında planları nelerdir? Neler yapmak istiyor?

Sanat galerimiz açıldığı anda aşağıda “Medeniyet Kur/an Şehir” sergimizi galerinin neliği üzerine doğru bir fikir vermesi açısından açtık. “Medeniyet Kur/an Şehir” sergimiz Konya’nın kültür mirasını, kültürel geleneğini dijital sanatlarla ve teknolojik aksamla buluşturarak içinde bulunduğumuz postmodern çağa da yeni bir şey söylemek istiyor. İşte bu noktada Depo No:4’ün gelecek düşünceside bu noktadan başlıyor. Evet Konya çok büyük ve ciddi bir Selçuklu mirası üzerine yükseliyor. Fakat postmodern çağda da yeni bir şey söylemek istiyor. Sanatın modern aparatlarını devre dışı bırakmadan tam tersine o aparatlarla yapılabilecek en üst düzey sürümü biz galerimizde sunmaya çalışacağız. Çünkü Konya’nın demografik yapısı, sosyal katmanları son 10 yılda ciddi bir değişikliğe uğradı. Büyük ölçüde göç alıyor. Demografik yapıyı inceliyor, istatistiki araştırmalar yapıyor ve gençlerin değişimine, dönüşümüne, kültür sanat eylemlerine bakıyoruz. Alt- yapı çalışmalarından çıkardığımız sonuç Konya’nın sanat anlamında radikal bir çıkışa ihtiyacı olduğu. O çıkışta içerideki potansiyeli değerlendirmek anlamında olmalı. Hem sanatsal ihtiyacı karşılamak hem de modern sanatlara Konya’nın da diyeceği bir sözü varın altını çizmek adına Depo No:4’te düzenlenecek bazı etkinliklere çalışıyoruz. Konya  Mevlana, Selçuklu mirası üzerinden yükselmiş durumda ama Konya bunlardan ibaret değil. Evet, Hz. Mevlana’nın felsefesinden, dünya çapındaki mesajından  aldığımız bir güç var, onun birikimi bize bir kan akışı sağlıyor. Ama Konya sadece oraya sıkışıp kalmaktan kurtularak açılımlı bir şekilde disiplinlerarası bir etkileşime ihtiyaç duyuyor. Bu dünya çapında bir sanat anlayışı kurgulamasında Konya’ya bir istikamet tayin ediyor. 

Biz burada modern sanatları, plastik sanatları ve yapay zekayı  dünya ve Türkiye gündemine bigane kalmadan radikal bir çıkışla bizim de söyleyecek bir sözümüz var diyeceğiz. Kültür sanat anlamında modern sanatlar noktasında Konya’dan da bir ses yükselecek. Yakın geleceğe dair hayalimiz ve misyonumuz budur. “Medeniyet Kur/an Şehir” sergimizde sizin de fark ettiğiniz üzere, direkt bir bilgi yığılması olmuyor. Doğrudan bir muhtevaya, teoriye boğmuyor. Ama napıyor, belli pencereler açıyor, bakış açıları sunuyor. İçerideki bilgi birikimini, muhtevayı size sezdiriyor, infografik olarak anahtar kavramlarla iletiyor ve sizi edilgen halden çıkarıp etken hale getirmeye çalışıyor. Sanat akademik bir faaliyet olamaz. Sanat hissettirir. O insanı dönüştürme amacı güder. Bunu da o insanı rahatsız etmeden, güzel bir atmosferde yumuşak bir geçişle yapar. Sezgisel bilgi sanatta daha ön plandadır. Sergimizinde misyonu budur. Gençler uzun uzun okumak istemiyorlar. 30 saniyelik bir sürede görmek ve anlamak istiyorlar. O yüzden de bizde görsellik üzerine, veriler üzerine araçları kullanacağız.  

Yapının nevi şahsına münhasır bir havası var

Yapının ve serginin yenilikçi yönünden bahsettik. O zaman bu yenilikçi yapıya ve sergiye gelen yorumlar, tepkiler nasıl? Nasıl bir karşılık buldu Konyalılar’da?

Tepkiler, yorumlar insanların bilgi birikimlerine göre değişiklik gösteriyor. Mekâna giren herkes girdikleri anda bir kendilerine çeki düzen veriyorlar. Farklı bir atmosfere girdiğini, yeni bir mecra olduğunu fark ediyorlar. Mekânın restorasyonunda önemsenen “yeniden kusurluk” fikri de insanlara her şeyi kapatmak, sıfırdan imar etmek iş değilmiş deniliyor. Ana malzemeyle, taşla ünsiyet kuruyorlar. Geçmişlerine yolculuk ediyorlar. Yapının nevi şahsına münhasır bir havası var. Tekel’de uzun yıllar çalışmış insanlar gelip mekanı görüp gözyaşlarıyla sanat galeri olarak kullanılmasına şaşırıyor ve mutlu oluyor.  Mevcut bir yapıyı yeniden kamuya kazandırarak, hikayesini korumakta halk nezdinde kıymetli bir iş. Bizde o anlamda temas ettiğimiz insanlardan o dönütleri alıyoruz. Depo No:4 geçmiş ile gelecek arasında bir köprü hüviyetinde diyebiliriz. Depo No:4’ün bugünede, geleceğede söyleyecek bir sözü var ve süreci her daim devam ediyor.

Önceki Yazı

Aşk, İstanbul, şarkı ve ses

Sonraki Yazı

Filistin’i yazarken romantizme düşmeyelim

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde