Gelenekli sanatlar bugüne dair “ne söylüyor?”

/
15 dakikada okunur

İkinci Yeditepe Bienali ‘çerçeve içi- çerçeve dışı’ temasıyla 7 Ocak’ta Süleymaniye Külliyesi Darüzziyafe ile başladı. 20 Ocak’ta açılan Nuruosmaniye Camii Mahzen ve Fatih Cam Küp Galeri sergileriyle devam ediyor. Kapanış kısmı ise 10 Şubat’ta başlayan Yedikule Hisarı’nda gerçekleşen sergiyle tamamlanacak. 7 Mart tarihine kadar devam eden Yeditepe Bienali geleneksel sanatları konfor alanından çıkarıyor. İstanbul’un tarihi mekanlarında gerçekleşen bienal, sanatseverleri geleneksel sanatın bugününe dair içeriden ve dışarıdan bir sorgulamanın tanığı olmaya çağırıyor.
Bienal mekanlarından Nuruosmaniye Camii Mahzen’de yer alan sergi ise ‘yeni bir akış’ mottosu altında geleneksel sanatların bugünün sorunlarına, konularına dair yeni bakış açıları sunuyor. Sunulan bakış açılarının kendi içinde sınırlılıkları ve tutarsızlıkları bulunuyor. Ama bu sınırlılıklar ve tutarsızlıklar sizin gözünüze batmıyor. Çünkü yapılmak istenen hem sanatçı hem sanatseverler açısından bakış açılarındaki sınırlılığı ortadan kaldırmak. Günümüzün konuları, sorunları ve tartışmaları geniş bir yelpazeye yayılıyor. Her yeni gelişmeyle kavramlar, algılar, düşünceler tartışmaya açılıyor. Gelenekli sanatlarda mensubu olduğu geleneği ihmal etmeyerek bugüne dair “Ne diyor?” sorusunu gündeme getiriyor.
Akış halinde olmak zaman ve mekan açısından bir bütünlüğü ve anın içinde olmayı gerektirir. Burada anın içinde olmak zamanı ve mekanı unutmak olarak değil; zamanın ve mekanın belirleyiciliği farkında olmak anlamındadır. Temayı oluşturan çerçeve kavramı bienal küratörü Berkan Karpat ‘içeride kaybettiğimizi dışarıda aramanın sonuçları’ düşüncesiyle temellendiriyor. Sanatçılar ise kavramsal farklılığı, değişmeyi çeşitli şekillerde eserlerine yansıtıyor. Sanatçı Leyla Kara “Benim Yerime” adlı eseriyle sanatseverleri kendi evlerini inşa etmeye devam ederken, Ali Ulvi Mıhoğlu iki aşamalı eseri “Tahrir V0” ile tahrir kavramına dair sınırın nereden başlayıp nerede bittiğine dair bir sorgulamaya davet ediyor. Bienalin sergileme tarzları arasında farklı olan eserlerinden “Sultanın Çeyizi” ile Faruk Kırlı, geçmiş bir hikâyeyi bugüne taşıyor.
Bizi kavramsal olarak bildiğimiz yerlerden çıkarak bilmediğimiz rotalara götüren bienali küratör Berkan Karpat, bienal sanatçılarından Faruk Kırlı, Leyla Kara ve Ali Ulvi Mıhoğlu’ya sorduk. Dosya haberimiz eksenini onların bienal yolculuğunda ve eserlerinin oluşumunda yatan bakış açılarını anlamak, dinlemek ve üzerine düşünmek üzerine kurduk.

“Sanat ait olduğu mekanda yaşar”
Berkan Karpat (2. Yeditepe Bienal Küratörü)
Yeni akışın kökleri Tanzimat devrine kadar uzanıyor diye söylenirse yanlış söylemiş olmayız. Tabi bu akışların hareket gelmesi yenilendiği, burada yeni şekliyle karşı karşıyayız. Yeni şekilde çağdaş teknolojiyle karşılaşarak geleneksel sanat eserlerini sergileme üzerine yeni düşünceler başlıyor diyebiliriz. Sanatçı karşı karşıya yaşadığı, etrafında gördüğü durumla ilgilidir o yüzden de çağdaştır. Geçmişini ya da geleceğini ancak hayal edebilir. Ya da oradan kalmış bilgileri işleyebilir. O nedenle güncel olan şeyler devamlı içindedir. Onu da eserinde taşır. Fakat biz belli şekilde eseri kendi yaşantısı öyle olmadığı için görmüyor olabiliriz. Görünüyor olabiliriz dediğim nokta, o sanatçının çevresinde olan, güncel olanı eserin içine nasıl taşıdığını ve nasıl yer aldığı görmeme kısmıdır. Sanat etrafını görmezden gelemez. Onun dışında yaşamak yoktur. Kendinin ait olduğu zaman ve mekanda yaşar.

“Bizim sanatlarımız modern sanat için çok iyi malzemeler sağlıyor”
Ali Ulvi Mıhoğlu – Eseri: Tahrir V0
Sanatların her biri aslında birer enstrümandır. Onları enstrüman olmaktan çıkarıp inanılacak şeyin kendisi haline getirdiğimizde birçok şeyi ıskalamış oluruz. 1200 senelik birikimin getirdiğini bize birden anlatabilme imkanını sağlayan enstrümanlar bu sanatlar. Dolayısıyla bu hikayeyi anlatmaya devam eden şeyin illa bu sanatın kendisini icra etmek olmadığını düşünüyorum. Yeni kullanacağımız teknolojik alet veya sergileme metodu da aynı enstrümanı kullanmak için bize imkan sağlıyor. Dolayısıyla hangi aleti kullandığımız fark etmez. Kimse kendi kendine çıkıp 1000 yıllık mirası terk edip, onun dışında ben kendi kendime sıfırdan bir şey söyleyeceğim demek mantıklı değildir. Modern sanata geleneksel sanatın malzeme üretme becerisi çok yüksektir. Çünkü her şeyi yerli yerine koyarak bir ahenk oluşturmuşlardır. O yüzden bizim sanatlarımız modern sanat için çok iyi malzemeler sağlıyorlar.“İçine çokça anlamlar yüklemedim”
Leyla Kara – Eseri: Benim Yerime
Anlattığım, anlatmaya çabaladığım şeyler için bir dil yerine bir minyatürü yani görsel bir söylemi tercih ediyorum. Bütün bu görsel söylemlere de aslında karanlık işler diyorum. Üzerine sıklıkla konuşamayacağımız, konuşsakta rahatlıkla açıklayamayacağımız kavramların minyatürünü, resmini yapmaya çalışıyorum. Yapmaya çalıştığım bütün bu resimler çerçeve içi ya da çerçeve dışı konseptine uysun diye Yeditepe Bienali ile görüşmeye başladım. Konsept aslında salt, yalın bakıldığında çerçevenin içinde levhalar ve çerçevenin dışında olmayan izleyicinin biraz daha işin içine dahil olduğu bir görsel hal gibi iki ayrı platform olarak düşündüm. İçine çokça anlamlar yüklemedim açıkçası. Felsefeci olduğum için çerçeve içi ve çerçeve dışı kavramlarına büyük anlamlar yüklemek benim için rahat ve keyifli bir alan. Ama salt bir biçimde baktım. Çerçeveler Darüzziyafe’de sergilenecek onlar bir levha olacak. Nuruosmaniye’de ise biraz daha videoların, enstalasyonların olduğu bir platform kuruluyor.
“Sıklıkla bir şeyleri eleştiriyoruz ama bir alternatif sunmuyoruz”
Ben hikayenin Nuruosmaniye ayağında olmayı tercih ettim. İzleyicinin biraz daha işin içine girdiği, benim ne yaptığımı anladığı bir hal oluşturmaya çalıştım. Dediğim gibi benim ne yaptığımı anlamalarını önemsiyorum ama aslında arzuladığım yegane şey şu; Peki o kadar kolay mı? Yani izleyedurduğunuz o çerçevelerin ufak bir bölümünü bütün donelerini size vermişken kurmak o kadar kolay mı? Sıklıkla bir şeyleri çok eleştiriyoruz. Ama bir alternatif sunmuyoruz. Yalnızca varolan hakkında fikir söyleyip duruyoruz. Evet izleyin ama “benim yerime” dediğimiz alanda eleştirdiğiniz şeyin o kadar rahat mı, o kadar kolay mı olduğunu bir görün. Ondan sonra dair bir şeyler söyleyin gibi bir iddia da var.

“Teknolojiden kaçmak gibi bir lüksümüz yok”
Faruk Kırlı – Eseri: Sultanın Çeyizi
Ben geleneksel sanatların daha çok dijitalle buluşmasını istiyorum. Önünü alamadığımız Metaverse, NFT, dijital dünya şeklinde birçok dünya var. Benim derdim geleneksel motiflerin dijitale uyarlanıp geleceğin hafızasında yer etmesi. Bizim buradaki birçok eserimiz artık kağıt üzerine yapılamayacak işler olacak. Ya da gelen kitle onu istemeyecek. Bir de işin böyle bir kısmı var. Siz yapın edin o işi çerçeve içine sıkıştırın ama bu izleyiciyi tatmin etmiyor. Bizim buradaki çıkış noktamızda buydu. Eserlere baktığınızda ya havada ya suyun içinde hep bir kavramsal arayışı var. Aynı zamanda daha fazla üç boyut. Her açıdan bakmanızı sağlıyor. Ben yukarıdan bakarken bir başkası alttan bakabiliyor. Aslında farklı açılardan bakmak ve izleyiciye kendi eserini oluşturmak bence çok önemli. Biz sadece geçmişteki gibi bir kağıt üzerine iki boyutlu çalışmıyoruz ya da yapmamaya çalışıyoruz. Çerçeve onu gerçekten çok kısıtlıyor. Bienalin temasını o yüzden çok seviyorum. Çerçeve dediğimiz şey sadece kavramsal olarak değil, maliyet olarak da sanatçının üzerine binen çok büyük bir yük. Çünkü siz yaptığınız eserin daha gösterişli olması için daha gösterişli bir çerçeve yapma ihtiyacı duyuyorsunuz. Bu sefer bu içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bu sergiyle bu algının kırıldığına ve kırılacağına inanıyorum.
“Biz geleceğe ne bırakacağız?”
Geleneksel sanatların hep eski kalmak gibi bir düşüncesi var. Neden bilmiyorum. Bakıldığı zaman dünyaca ünlü müzelerde sadece geçmişten getirilmiş kavramsal işler görüyoruz. Ben şunu merak ediyorum; Biz geleceğe ne bırakacağız? Bakıldığı zaman böyle bir arayış da var. Bu sanatın en genç temsilcilerinden birisiyim. Benim jenerasyonum açısından baktığımda bu işin teknolojisi çok farklı olmalı. Bir ritim olmalı ve ben bunu geleneksel çizgiden ayrılmayıp gelecekle birleştirmeliyim. Aslında çok zor ama imkansız değil. Bu mirası geleceğe daha teknolojik olarak taşımalıyız diye düşünüyorum. Teknolojiden kaçmak gibi bir lüksümüz yok.

Önceki Yazı

Kendine ait bir yaşam sürmek

Sonraki Yazı

Sanat ile roller değişebilir

Son Yazılar

Bir ailenin duygusal otopsisi

2023 yılının en çok konuşulan filmlerinden olan ve Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’ye layık görülen Justine