Genç sanatçılar daha fazla fırsat istiyor

///
25 dakikada okunur

İyilik İçin Sanat Derneği’nin Galeri Deniz’de açılan “Pasajda Bir Yıl” adlı sergisinde bir araya gelen genç sanatçılar; Elif Akçay, Emel Ezal, Emine Büyükbaş, Emir Furkan Tekkalmaz ve Loya Kader Öztürkmen, kendilerine daha fazla fırsat verilmesi ve galeri ile koleksiyonerlerin kemikleşmiş sanatçıların parlatıp durmayı bir kenara bırakmaları gerektiğine inanıyorlar. 

İyilik İçin Sanat Derneği’nin, güzel sanatlar fakültelerinden mezun gençleri desteklemek üzere kurguladığı “Pasajda Bir Yıl” projesinin dördüncü döneminde yer alan eserlerden oluşan sergi, Galeri Deniz’de açıldı. Projede yer alan 9 sanatçının 60 adet eserinden oluşturulan seçki, Prof. Dr. Nedret Sekban küratörlüğünde 14 Nisan 2023 tarihi itibarıyla DenizBank Genel Müdürlüğü’nde yer alan Galeri Deniz’de sanatseverler ile buluştu. Genç sanatçılar Elif Akçay, Elif Aktaş, Emel Ezal, Emine Büyükbaş, Emir Furkan Tekkalmaz, Fatih Şimşek, Loya Kader Öztürkmen, Serap Can ve Yonca Karaaslan’ın eserlerinin yer aldığı Pasajda Bir Yıl Sergisi, 14 Ağustos tarihine kadar Galeri Deniz’de gezilebilecek. Sergide yer alan sanatçılar Elif Akçay, Emel Ezah, Emine Büyükbaş, Emir Furkan Tekkalmaz ve Loya Kader Öztürkmen; Litros Sanat’ın yeni sayısı için sorularımızı yanıtladı. Her biri sanatını kendi penceresinden yorumlarken buluştukları ortak nokta kendilerine verilmesi gereken fırsat oldu. 

Soyutlamalar yaparak ilerliyorum

Sanatınızı, üretimlerinizi ve üretim pratiğinizi nasıl tanımlıyor ve adlandırıyorsunuz?

Elif Akçay: Figüratif resim anlayışı doğrultusunda ürettiğim resimlerimde içe dönük bilinçle işlediğim temaları ritim kullanımı ile yönlendirmeye dikkat ediyorum. Karşılaştığım duyguyu ifade ederken zihnimdeki karşılığı, ritmin kurgusal anlatımlarla kompozisyon içerisinde ki imgesel karşılıkları oluyor. Bu ritme denk düşen zamansız mekânları, mekân içindeki bedenleri ve bedenlerin taşıdığı ruh hallerini doğa-mekân-portre-renk ilişkileri içinde ele alarak farklı malzeme kullanımlarıyla ifade etmeyi ön planda tutuyorum.

Emel Ezal: Resimlerim, gözlemlerim, iç dünyam ve araştırmalarım gibi birçok faktörün sentezlenmesi sonucu ortaya çıkıyor. Resimlerimde öne çıkan unsur renk. Çalışmalarımın konusu ve kullandığım renklerin canlılığı tezatlıklar üzerine bir dil oluşturuyor. Kendimi ifade ederken baskı, resim, dijital çizim gibi birçok farklı disiplin üzerine çalışıyorum. Beni heyecanlandıran bir düşünce üzerine yoğunlaştıkça birbirinden farklı ama bütünüyle seri çalışmalar ortaya çıkıyor. Farklı malzemeler ve farklı boyutlar üzerine çalışmanın resimsel sürecimi canlı kıldığına inanıyorum.

Emine Büyükbaş: Son dönem resimlerimde soyutlamalar yaparak ilerliyorum. Daha gerçekçi bir anlatım ifadesi kullandığım eski resimlerim üzerinden de şu anki üslubuma uygun deneysel çalışmalar yapmaktayım. Görünen gerçeklikteki temsiliyeti hala resimlerimde tuttuğum çalışmalarımda, biçimsel olarak düşünsellikten yola çıkıp aslında renkler ve biçimlerle yeni bir dünya kurgulayarak ilerliyorum. Doğadaki bir görüntüyü, genelleştirip arıtılmasını sağlayarak elde ediyorum. Soyutlama yaptığım resimlerde, gerçek dünyadan seçtiğim bir nesneden yola çıksam bile seçilen nesnenin yüzeye aktarımı sırasında görünen nesneyi o olmaktan çıkarıyorum. Resim yapmayı kişisel bir bakışın kaydı olarak görüyor ve dünyayı nasıl gördüğüm, kendi anlatımıma göre şekillenmiş oluyor. Bireysel izlenimime göre şekillenen görüntü, yeni form ve biçimiyle gerçekliğin taklidi olmaktan çıkıp kendi dünyamı temsil ediyor. Dünyanın görsel gerçekliğini, görsel deneyimimle buluşturup yüzeye aktarıyorum. Doğadaki görünümlerle tamamen bağını koparmamış, onlardan yola çıkarak şematize, stilize edilmiş biçimleri oluşturuyorum. Soyut sanatın bir ön aşaması olarak görülmekte olan soyutlama anlayışını kullandığım resimlerim nesnel dünyaya daha yakın anlatımlar içerse de temsiliyet olmadan renk ve biçimle duygu vurumunu yansıttığım soyut çalışmalar da yapmaktayım. Resim hayatımın uzun bir yol olacağını düşünerek, sürekli olarak üretimime devam etmekte olup değişimlerimi gelişimle karşılamaya çalışıyorum. Bu yolda yarattığım her resim bir sonrakini doğuruyor. Çalışma sürecimde öz disiplinimi yakalamam, sanatsal yolculuğumda kararlı bir tavır sergilememi sağlıyor, üretimime destek veriyor ve organik devamlılığını koruyor. Sanat uygulamasının, her ne olursa olsun hareket etmesi gerektiğine inanıyor ve hızlı ya da yavaş, akış halinde olması gerektiğini düşünüyorum. 

Emir Furkan Tekkalmaz: 1878’de Eudweard Muybridge bazı inovatif bilimsel teknikler kullanarak, bir atın hareket halindeki görüntülerini fotoğraflamayı başarmış, böylece sinema sanatının doğuşuna öncülük etmiş. Ben de Muybridge’in zamanı dilimlere ayırarak, hareketi yakalama çabasından esinlenerek, resimlerimde figürün birbirini izleyen ritmik hareket evrelerini tasvir ederek, zaman içerisindeki uzamı betimlemeye, figürün icra ettiği eylemdeki hareketin estetik ve dinamiğini tek karede resmederek, tuvale yansıtmanın arayışındayım. Son çalıştığım “Ritim” ismi ile adlandırdığım bir seri resimlerimde de bu arayış çabası ile, izleyicinin hayal etme gücünü, gözünde canlandırma kabiliyetini de kullanarak, yaşanan gerçekliğin tek bir kesitini değil, anı değil, izleyiciye tek bir kare resim ile tüm bir hikâyeyi, serüveni hissettirmeye çalışıyorum.

Loya Kader Öztürkmen: Öncelikle geniş bir malzeme yelpazem var. Bu malzemelerden öne çıkan gündelik bir nesne olan elek ve filedir. Aynı zamanda geri dönüşüm malzemelerine de yer vermekteyim. Fütüristik bir tavır sergilediğim tuval üzeri file çalışmalarımda file illüzyon etkisi yaratarak bir yanılsama oluşturur. Bu yanılsama etkisi, tüm eserlerimde vardır. Çünkü seyirciyi bir soruya -farkındalığa- davet ediyorum. Hayatı çıplak gerçeklikle mi yoksa algınızdaki göreceli olan gerçeklikle mi yaşıyorsunuz? Elek üzeri çalışmalarında ise aynı soruyu bu defa üç boyutlu bir biçimde yöneltiyorum seyirciye. Çalışmalarımın içeriğinde varoluşumuzun dayanılmaz ağırlığı ve hafifliği arasında köprü oluşturduğuma inanarak kimi zaman insan ruhunun özündeki yoksunlukların verdiği kıvranmaları ele alırken kimi zaman da insanın dünya üzerindeki etkilerine dair incelemelerde bulunuyorum. Mekâna değinmekten kaçınmamın sebebi; yaşamın süregelen boşluğunda yalnız olma halini vurgulamak istememdir.

Çağdaş ile gelenekli sanat birbirinden bağımsız düşünülemez 

Çağdaş sanat ve geleneksel sanat hakkında ne düşünüyorsunuz?

Elif Akçay: Sanatçılar alışılagelen öğretiler dışına çıkarak, üretimlerine kendi imzalarını atmaya başladıkları dönemden günümüze kadar daha bireysel diyebileceğimiz yapıtlar üretmişlerdir. Nesnelerin ya da figürlerin görünürdeki gerçekliğinin yanı sıra kendine özgü görme biçimleri yaratan sanatçılar bu dönem ve sonrasında kişisel ve özgün bir tavır içine girmişlerdir. Geleneksel sınırlar içinde yapılmış bir resmi izleyen göz zamanla yeninin estetik görünümünde kendini eğitmiş ve bu çağdaş yeni dil karşısında yabancı kalmamıştır. Ben almış olduğum klasik akademi eğitimin yanı sıra daha özgün bir dil ile kendimi ifade edebildiğimi ve her geçen gün materyal değiştikçe bu çağrışımların üzerine düşündüğümü söyleyebilirim.

Emine Büyükbaş: Şu an çağdaş sanat altında birçok sanat pratiği mevcut. Sanatçılar özelikle malzeme kullanımında alternatif arayışlarda bulunuyor. Hala geleneksel yöntemlerle resim yapmak özellikle piyasa koşullarında zorlayıcı bir durum haline gelse de fırça, boya ve tuval her zaman varlığını sürdürecektir diye düşünüyorum. Sanat tarihine baktığımızda da aynı örneği görmemiz mümkün. O zamanda da farklı arayışlarda bulunan sanatçılar izleyici tarafından bir müddet ilgi çekici bulunmuş ama sonra popülaritesini kaybederek yeniden boyaya, yeniden tuvale dönülmüş. Aslında baktığımızda sanattaki çeşitliliği her zaman iyi bir şey olarak niteleyebiliriz. Ama ben çağdaş sanatın yapılan resme destekleyici bir alternatif olmasını tercih ederim, resmi tamamen ortadan kaldıran bir şey olarak değil. Örneğin sergileme sırasında resim; heykelle, video ve dijital sanat ile desteklenebilir ama resmin kaldırıldığı yerde çok daha farklı bir anlatım dili ortaya çıkıyor. Kendi çalışmalarımı nerde gördüğüm sorusu da farklı bir durum ama bunun cevabı pek de net olmuyor aslında olmamalı da. Çünkü sanatsal üretim çok aktif bir süreç… Her çalışmamız bize daha farklı bir görme biçimi kazandırıyor. Tanıştığımız farklı malzemeler, onları kullanma şeklimiz, izlenilen sergiler, takip ettiğimiz sanatçılar, akıl hocalarımızın görüşleri, hepsi sanatçıya ayrı bir dil kazandırıyor. Ben de bir günde şu an kullandığım resimsel dili oluşturmadım. Akademide çok geleneksel bir eğitim alıyoruz, eğitim sürecinde işler bence de geleneksel yollarla gitmeli, zaman zaman ustalar taklit edilmeli. Sonrasında olan süreç biraz içselleştirdiğimiz yanımızla ortaya çıkıyor. Rengin, biçimin farklı kullanımı şu an ki güncel sanatı ortaya çıkarıyor. Kendi resimlerim için biraz arada kalmış gibiyim aslında. Çünkü teknik olarak geleneksel yolları izlemeye devam ediyorum ama üslup olarak baktığımda çağdaş sanata daha yakın hissediyorum. Özellikle resimlerimde temsiliyetin kopması, izleyiciye de aynı etki ve düşünceyi iletiyor. 

Emir Furkan Tekkalmaz: Çağdaş sanat, günümüzün sanatıdır. Günümüzün teknoloji ve insan, çevre, küreselleşme gibi toplumsal, politik olgular ile ilgilenir ve bu olguların birey yaşamına etkisi hakkında yorum yapmayı veya düşüncesini ifade etmeyi amaçlar. Geleneksel sanat ise sanatsal estetiğin biçimin ve formun temel kaynağıdır. Erken rönesanstan, günümüze kadar gelen, birçok sanat dönemini kapsayan, sanat teorilerinin uygulamaya dökülmesidir. Çağdaş ve geleneksel sanatı birbirinden bağımsız iki olgu olarak değerlendirmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Günümüzde yapılan her sanat eserinin aslında çağdaş; sanatsal kaygılar ve problemler taşımasıyla da geleneksel olduğunu düşünüyorum. Unutmayalım, herhangi bir zamanda üretilmiş, ancak yeniliğini ve nadirliğini asırlarca muhafaza eden tek ürün sanat eseridir.

Loya Kader Öztürkmen: Elek ve file materyalleri üzerinde seyirciyle buluştuğum işlerimi çağdaş sanatın içerisine konumlandırıyorum. Geleneksel sanat, modern sanat ve günümüz sanatı çağdaş sanat. Bu bir süreçtir. Türkiye’de henüz çağdaş sanat alışıldık olmadığı için yadırgansa da dünya sanatında süreç geçtikçe bu durum düzelecek ve Türkiye’de de çağdaş sanat genel bir kabul görecektir. 

Kemikleşmiş sanatçıları parlatmayı bırakın

Türkiye sanat ortamı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sergileri, üretimleri veya fuarları takip ediyor musunuz? Eleştirileriniz ya da olumlu bulduğunuz yönler nedir?

Elif Akçay: Türkiye sanat ortamının genç sanatçılara sunduğu birçok fırsatın varlığından bahsedebiliriz. Başta bazı kurum ve kuruluşların, galerilerin düzenlemiş olduğu ödüllü yarışmaları motive edici buluyorum. Sanat piyasasını ve sanatçıları izleyici ile buluşturan etkinliklerin geniş çapta görünürlük sağladığına inanıyorum. Öte yandan galeri ve koleksiyonerlerin genç sanatçıları daha fazla desteklemesini, var olan kemikleşmiş sanatçıları parlatmayı bir kenara bırakmasını ve yeni Türk resminin inşasını gelecek nesillere devredeceği günleri umutla bekliyoruz.

Emine Büyükbaş: Bence sanat sektörü iki koldan oluşuyor. Biri sanatçılara ve sanatçı adaylara gereken ortamı sağlamaktan geçiyor ki daha çok üretim içinde kendilerini göstersinler diğeri de izleyici merkezli olarak sergilerin, koleksiyonların ve sanatsal eğitimin herkese ulaştırılmasıdır. Eğitim kısmı çok çok önemli bir konu çünkü gören gözü eğitmek gerekiyor. Şu an bakıldığında bazı koleksiyonerler, galeri sahiplerinde bile görüyoruz bu durumu maalesef. Göz zevki başka bir şey ama özellikle sanat alıcıların eğer böyle bir konuda eğitimi yoksa bir sanat danışmanı ile çalışmalarını daha doğru buluyorum. Desteklemek konusunda ise artık sanatı ve sanatçıyı destekleyecek bir durumdan çıkarmamız gerektiğine inanıyorum. Sanatçılar hala desteklenmesi gereken bir alanda durdukça olmaları gereken yerden çok farklı bir durumda oluyor. Bunun için gerekli ortam hazırlanmalı, çeşitli projelerle isimler duyurulmalı ve uluslararası sanat piyasasında temsil edilmelidir. Türkiye’de sanat ortamı son yıllarda daha verim kazansa da hala eksikler olduğunu düşünüyorum. Müzelere, galerilere çok güzel koleksiyonlar geliyor ama bunların ülkeye girişi artmalı. Bunlar tabi ki maliyetli işler ama toplumun da daha çok orijinal sanat eseri görmeye ihtiyacı var. O yüzden kültür sanata ayrılan bütçenin artması ve doğru yerde kullanılması gerektiğine inanıyorum. Toplumumuzun sanata bakışı da eğitilecektir bu sayede. Tabi bunların reklam süreçleri de iyi yönetilmeli. Özellikle geçici sergilerde giriş çıkış çok önemli ama genelde kimsenin haberi olmuyor. Sadece kültürel aktiviteleri, müzeleri ve galerileri yakından takip eden insanların gezmesini sağlıyor. Toplumsal olarak sanat eğitimi biraz maruziyetle ilgili. Daha çok sanatsal etkinlik, daha çok afiş, daha çok sergi bu durumu arttıracak ve normalleştirecektir. İyiye giden bir süreç olduğunu görüyorum ama daha da iyiye gitmesini sağlamak için daha da çalışmalıyız.

Emir Furkan Tekkalmaz: Henüz gidecek çok yolumuz olduğunu düşünsem de Türkiye’de sanat ortamının gelişmekte olduğunu düşünüyorum. Sergileri, üretimleri ve fuarları takip ediyor, fırsat verilirse sergilerde yer almaya çalışıyorum. “Pasajda Bir Yıl” projesi ile projede yer alan biz genç sanatçılara eşsiz destek veren Prof. Dr. Nedret Sekban, İyilik İçin Sanat Derneği, Denizbank gibi kişi ve kuruluşların aynı zamanda sergilerin sayısının artmasının özellikle biz genç sanatçılar için çok önemli olduğunu belirtmek istiyorum. Eğer gerekli fırsatlar sağlanabilirse genç Türk sanatçılarının global sanat piyasasında çok daha fazla yer alacağına inanıyorum.

Loya Kader Öztürkmen: Türkiye sanat ortamında aktif bir sanatçı olarak sergileri, fuarları, sanatçı üretimlerini takip ediyorum. Yeni açılan sergi mekânları ve genç sanatçılar için yapılan projelerin artması memnuniyet verici. Sanat üretiminin sürekliliği açısından koleksiyonerlerin bilinmiş olan benzer sanatçılara değil de genç ve yeni işler üreten sanatçılara açık olmasını dilerim.

Önceki Yazı

Dijital platformların klişeleri bitmiyor

Sonraki Yazı

İki ayrı çağ Tarâpzâde’de buluştu

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım