Gençler kayıt dedi, zulmü dünyaya duyurdu

32 dakikada okunur

Gençler sahada koşturuyor; nerede bir insani kriz varsa, hak ihlali varsa, doğal afet varsa oradalar. Bazen fiziken bazen de zihnen konuya dahil oluyor, birbirinden çarpıcı işlerle karşımıza çıkıyorlar. Gençler hakkında ümitsiz olmadığımızı gösteren bir örnek de Human Movie Team. Yıllardır ortaya koyduğu örnekliği Gazze saldırılarında da gösterdi. 

Milyonlarca kişiye ulaşıp gerçeği haykırmaya çalışıyorlar. Dijital çağın en yaygın ikna aracı olan sosyal medyayı, “ötekilerin” yöntemiyle kullanıp, kelimeleri, sesleri, müzikleri, görüntüleri ustaca seçiyorlar. Her şey bir film veya bir kurgudan ibaretse eğer onlar bunu ustalıkla yapıyorlar. Susan çağın gören gözü, işiten kulağı ve söyleyen dili oluyorlar. 

15 Temmuz hain darbe girişiminde, yeniden diriliş noktasında bir ümit olarak karşımıza çıkan gençler, biz yetişkinleri eleştirilerimiz konusunda haksız çıkarmış “gençlerin büyüklerine söyleyeceği ve öğreteceği çok şey var” noktasına getirmişti. Bin yıllık kadim gelenekteki gençleri eleştirme ve “Ne olacak bu gençlerin hali?” soruları yerini “Ne güzel gençlerimiz var” yönündeki minnet ifade eden cümlelere bırakmıştı. Aradan çok geçmeden, gençlerimiz bu defa kelimelerin bile tükendiği bir soykırım karşısında ulusal ve uluslararası camiada ümidimizi tazeledi. 

Gazze’de saldırıların başladığı 7 Ekim tarihi aslında dünya ülkeleri, liderleri ve milletleri için olduğu kadar, insanlık için olduğu kadar Türkiye için de yeniden bir turnusol kâğıdı oldu. Binlerce kişinin sistematik bir şekilde katledildiği ve bir halka karşı soykırım uygulandığı bu dönemde azınlıkta olsalar da sessiz kalarak tarihteki en büyük utanca imza atanların karşısında gencecik üniversite öğrencileri, lise öğrencileri, meslek hayatının henüz başındaki idealist gençler vardı. Tüm toplumun “insanlık” adına kıyama kalktığı bugünlerde eylemlerin de protestoların da sosyal medya kampanyalarının da başında gençler vardı. İsrail’in başlattığı saldırılarda ilk gün İsrail büyükelçiliği ve konsolosluk önüne toplanan ve saldırıları protesto eden grubun büyük bir kısmını gençler oluşturuyordu. Hastane saldırısı arkasından yine konsolosluktaki oyuncak bırakma eyleminde de gençlerin imzası vardı. 

Kendi lisanı ile soykırımı anlatma

Toplum olarak hızlı yaşayıp çabuk unutma pratiğimiz eğer burada da kendini göstermezse, hızla kabul gören boykotun son derece hızla yayılmasında en çok gençlerin rolü vardı. Boykotlu markalara ait bastırdıkları etiketlerle kaldırımları, duvarları, hatta aynı markaya ait mağazaların, dükkanların kapı pencerelerini de etiketlediler. Boykot markalara karşın kafelerin önünde veya sokak ortasında yerli kahve dağıtıp dikkat çekerek algıyı pekiştirmeye çalıştılar. Hiç de adil olmayan, topyekûn bir saldırı, işgal ve soykırım niteliğindeki savaşın ilk gününden itibaren katledilen çocukların, kadınların, gazetecilerin sayılarını el yazısıyla yazdıkları mukavvalardan pankart yapıp metro metro gezdiler. İstiklal Caddesi’nde dahi gözaltı tehdidine kulak asmadan eylem yapıp seslerini duyurdular. Meydanlarda sessiz oturma eylemleri, karpuz baskılı tasarım eşyaların satışı ve yardımlaşma, kefiyenin görsel bir imge olarak dolaşıma sokulması hep gençlerin işiydi. Türkiye’nin 81 ilindeki imam hatip okullarında “Dersimiz Filistin” basın açıklamasının yapılması, üniversitelerde her fakültenin ayrı ayrı açıklamaları, genç doktorların, genç avukatların, genç gazetecilerin sahaya çıkarak “Soykırıma hayır” seslenişleri gençlerin direnişinin bir parçasıydı. 

İzle, düşün, harekete geç

Kendisini İnsan Film Ekibi olarak tanımlayan Human Movie Team üyeleri de direnişin genç yüzleri arasında. Adını “İnsandan” alan Human Movie Team da tam olarak ismiyle bütünleşen, marka kimliğini üzerinde taşıyan bir oluşum. Belki de acılı, hüzünlü, dramatik öykülerin tatlı hikayesi. 7 Ekim’de Gazze saldırılarının başlamasından sonra yüzlerce özgün içerik üretti ve sosyal medyada soykırımı anlatmak üzere milyonlarca kişiye ulaştı. Savaş ve çatışma bölgelerinden, afetlerden, toplumsal olayların aktarımından aşina olduğumuz topluluk, 2015 yılında gönüllü genç kadınlar tarafından kurulan bir sosyal medya projesi. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan insan hakları ihlallerini; savaş, çatışma, işgal ve afet bölgelerinde yaşayan insanların mağduriyetlerini sosyal medya platformlarından dünyaya duyurmayı amaçlıyor. “İzle, düşün, harekete geç!” mottosu ile insanların görmek istemediği haberleri izlenebilir kılmayı hedefliyor. Mültecileri anlatan “İnsan Hikayeleri”, deprem bölgesinde yaptıkları “Bir Kahvenin Kırk Yıllık Hatırı Var” ve “Hatıran Yeter” projeleri, mülteci kamplarındaki “Saçlara Örgü Yüreklere Kardeşlik” çalışması, Sudan güneş panelleri ve Çizmeli Çocuk projeleri, Doğu Türkistan’daki zulmü anlatan Adı Soykırım Belgeseli yaptıkları önemli çalışmalar arasında yer alıyor. Grubun TRT Genç İletişimciler Sosyal Medya Yönetimi Ödülü, Türkiye Gençlik Zirvesi Sosyal Girişimcilik Ödülü, En Duyarlı Sosyal Medya Ödülü gibi başarıları da bulunuyor. 

Üç vardiya ile Filistin nöbeti

Yıllardır işgalci İsrail’in Filistin halkına yaptıklarını videolarla dünyaya anlatmaya çalışan bir ekip olan Human Movie Team, 7 Ekim’de İsrail saldırıları başlar başlamaz hemen vaziyet alıp kırmızı alarm ilan etti. Bir taraftan da İsrail’in yapabileceklerini düşünerek tüm içerik üreticilerine konuya yoğunlaşmaları için çağrı yaptı. Hangi bölgelerde nelerin yaşandığına dair teyit edilmiş bilgileri bir taraftan bir haber ajansı gibi paylaşırken bir taraftan da duygu yoğun işlere odaklandılar. Gece gündüz nöbetleşe üç vardiya halinde çalışarak zulme dünyaya duyurmaya çalıştılar. Kimi video yaptı kimi çeviri yaptı hızlıca kimisi de hiç gözünü ayırmadan gündemi takip etti. İşgalci İsrail’in Filistin halkına yaptıklarını iki dilde tüm dünyaya anlatmaya çalıştı. Yurt dışından paylaşılan videoların hızlıca çevirileri yapılarak dolaşıma sokuldu. Bunları yaparken ise yıllardır topları işgal edilmiş ve tüm dünyanın gözleri önünde soykırıma uğrayan bir halkın sesini duyurmayı hedeflediler. 

Milyonlar “Asla unutmayacağız” dedi

Türkiye ve dünyada yapılan tüm Filistin yanlısı protestoları paylaşarak dünyanın tepkisini anlatmaya çalışan genç ekip, aynı zamanda bağımsız kişilerin kurduğu Filistin İnisiyatifi’ne bireysel destek vermeye çalıştı. Çeviri ve sosyal medya taraması konusunda yardımlaşma ile işlerini yürüten ekibe grafik bilen, video montaj işinden anlayan gençler de eklenince Human Movie Team her geçen gün sayısı katlanan bir gönüllüler ordusuna dönüştü. Peki bu gönüllüler ordusu ne yapıyor? Human Movie Team Instagram hesabından dolaşıma sokulan özgün içerikler üretiyor, üzerinde “çok kez iletildi” notu düşülen pek çok içeriği tasarlıyorlar. Saldırıların yeniden başladığı ve yoğunlaştığı günlerde “Asla unutmayacağız” sloganıyla tasarladıkları hepimizi derinden yaralayan ve çok derinlerden yakalayan videoları milyonlara ulaştı. “İçi çocuk bedenleri dolu dondurma kamyonunu, evladının kalan parçalarını torbada taşıyan babanın görüntüsünü, çocuklarının aç öldüğünü haykıran annenin feryadını asla unutmayacağız… Yaşadığımız sürece dünyanın nasıl sessiz ve eylemsiz kaldığını asla unutmayacağız” sözleri hepimizin dilinde birer slogan oldu. 

Lütfen bir şeyler yapın!

Bazen bir haber ajansı olmaktı onların görevleri bazen de sessiz ve derinden bir bilinç oluşturma. Saldırıların başlamasının üzerinden tam beş gün geçtikten sonra da böyle yaptılar. 12 Ekim’de Gazzeli bir kızın videosunu paylaşan gençler dünyaya onun dilinden, “Şu anda yaşadıklarımız için kimse bir şey yapmıyor. Son 24 saatte dünya ile bağlantımız kesildi. Ne su ve elektrik ne yiyecek ne de hastanelerde malzeme var. İnsanlar ölüyor ve bunu kimse görmüyor. Lütfen bir şey yapın” mesajlarını iletti. Tüm ailesinin şehit olduğunu öğrenen küçük kızın, “Biz size ne yaptık ki?” diye ağlamaları bütün dünya vicdanının yerle bir olduğu bir çağda insanlığı hatırlattı yüreklerinde merhamet kırıntıları taşıyanlara. Annesinin cenazesini teşhis ederken “Onu örgülü saçlarından tanırım” diyen küçük kız da öyle. Bazen de “Güzel şeyler de oluyor” başlığıyla o acının içinde devam eden hayatı gösterdiler tıpkı El Ehli Baptist Hastanesi’ne yapılan saldırılarda şoka giren kara gözleriyle tanıdığımız Filistinli Muhammed’in kaldığı mülteci kampındaki görüntülerinde olduğu gibi. Live Palestine şarkısı eşliğinde yapay zekâ marifetiyle oluşturulan Filistin’de yeni yaşam videosu yüreklerdeki özgür Filistin’i yeniden çizdi ve kanatlandırdı gökyüzüne. 

Erva Fırat: “Belki savaşı durduramayız ama…”

Filistin’in sesini duyurmak için gece gündüz çalışan, iki aydır yalnızca bu işe odaklanan onlarca gençten biri Erva Fırat. 29 yaşında, özel bir firmada yazılım mühendisi olarak çalışıyor. 3 yıldır da ekipte video kurgu ve çeviri işleriyle uğraşıyor. Gazze’de yaşananları görünce, “Bu çağda böyle bir soykırım yaşanabilir mi?” sorusuyla birlikte sanki olanları yaşamıyor da kötü bir film izliyormuş gibi hissetmiş ve zulme ortak olmamak üzere hemen harekete geçmiş. Kendi misyonunuTek başımıza belki koca ülkeleri etkileyip savaşı durduramayabiliriz ama yaptığımız işlerle daha fazla insanı etkilersek daha çok sesimizi duyurabiliriz” sözleriyle anlatıyor. İnsanlara farkındalık kazandırabileceğini gördükçe seviniyor ancak bir taraftan da “Keşke bunları yapmak zorunda kalmasak” diye üzülüyor. İlk günkü azimle, insanlık duygusuyla her gün yeni bir şeyler yapmak için çırpınan Erva, misyonunu da şu sözlerle anlatıyor: Karşısındakinin insan olduğunun farkında olan bir toplum oluşsun istiyorum, maalesef çoğu zaman bu unutuluyor. Din, dil, ırk, renk ayırımı olmadan zulme uğrayan insanların sesini duyurmak için çalışmaya devam edeceğim.

Betül Tekocak: “İşimiz dijital cephede çarpışma”

Human Movie Team ekibinden Betül Tekocak da Marmara Üniversitesi Radyo TV ve Sinema öğrencisi. Henüz yolun başında ama 4 yıldır ekiple birlikte çeşitli konularda video yapıp yayınlıyor. Şimdi de sosyal medya editörlüğünü yapıyor. Gazze’de yaşananları görünce “Ben burada ne yapabilirim?” diyerek harekete geçmiş ve kendi deyimiyle fiili olarak orada bulunamasa da “dijital cephede” olmayı tercih etmiş. Moral ve motivasyonunu yaşanan vahşeti perdelemek için dünyayla bağlantısı kesilen Gazze’nin sesi olmaya çalışmaktan alıyor ekip arkadaşları gibi. Yaptığı işlerden sonra ise, Malcolm X’in söylemiyle “Bir taş attığını” hissediyor: “Gelen yorumlardan ve mesajlardan görüyoruz ki bu taş yerine ulaşıyor. Kimisinin tepki vermesini, kimisinin eylem yapmasını, kimisinin de boykota katılmasını sağlıyor o taş bana kalırsa. İnsan haklarının ihlal edilmediği bir dünyada yaşayana dek daima yaşanan haksızlıklara ses çıkaracağım. Yaşanan hak ihlali ne ise insanlara onu anlatmak istiyorum. Bunun en etkili yolunun da medya olduğunun farkındayım. İlerideki hedefim ise medyayı çok daha aktif ve işlevsel kullanarak bu ihlalleri daha çok kişiye duyurmak.

Deniz Türker: “Yaptığımız iştir bizi kötüden ayıran”

Gazi Üniversitesi Radyo TV ve Sinema Bölümü mezunu Deniz Türker, büyük ölçüde animasyon üretimiyle uğraşıyor, yaptığı işlerin ortak paydasında insan hakları kavramının olmasına çalışıyor. 

Gazze’de olaylar yeniden başladığında ne hissettin?

Bu, birçok duyguyu içinde barındıran bir süreçti aslında. Yıllardır hakları, toprakları ellerinden zorla alınan bir milletin direnişini görünce gurur; bebeklere kadar yapılan zulmü görünce tarifsiz bir acı; ‘medeniyetin’ insan haklarını kulak ardı edişini görünce öfke ve dünya halklarının uyanışını görünce umut dolu hissettim.

Seni bu işgal, bu vahşet karşısında harekete geçiren neydi? 

Bugün geçmişte yaşanan soykırımlara baktığımızda, o gün kim ne yapmış nasıl bir duruş sergilemiş görüyoruz. Günün birinde hakikatler artık kimsenin inkâr edemeyeceği o noktaya geldiğinde, gelecek neslin yüzüne bakabilecek durumda olmak. Bir nevi görev bilinci ve insani sorumluluk duygusu…

Bu kadar acı karşısında “bir şeyleri değiştirebilirim” duygusunu nereden alıyorsun?

Bir kova suyun delemediği taşı, damlaların ısrarcı vuruşu yıldırırmış. Bu yüzden adımlarımızın küçüklüğüne değil niyetine inanıyorum. Ben animasyon alanında üreten biri olarak bu zulmü dünyaya çizimlerimle duyurmakla yükümlüyüm. Bir başkası kendi alanında bu işi yapmakla… Ve elbette çevremizden sorumluyuz. Herkesin sorumluluğunu yerine getirdiğini düşünün; dünya bir anda değişirdi. Kötülüğü durdurmak için attığımız adım, onu durdurmasa bile, bizi kötüden ayıran ve insan yapan şey olacaktır.

Misyonun nedir, ilerde yine bu işi yaparak insanlara neyi anlatmak veya neyi başarmak istersin?

Animasyon deyince akla ilk gelen çocuklar oluyor. Ancak biz çocukların öldüğü bir dünyada yetişkinlere onların sesini duyurabilmek için animasyonlar hazırlıyoruz. Keşke buna hiç ihtiyaç kalmasaydı. Ama günün birinde çocuklarımıza kendi kahramanlarımızı anlatacağımız animasyon filmleri hazırlamak istiyorum. En azından çocuklar için üreten Disney’in başından beri çocuk ölümlerine destek verdiğini düşündükçe ve ölen çoğu çocuğun üzerindeki Disney karakterli kıyafetlerle gömüldüklerini gördükçe buna ihtiyacımız olduğuna inanıyorum.

Ebrar Başaran: “Çünkü önemli olan inançtı” 

Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü mezunu olan Ebru Başaran 24 yaşında. 2019 yılında ekibe katıldığı günden beri insan hakları ihlali olan her konuda video ve infografik içerikler hazırlıyor.

7 Ekim’de yaşananları gördüğünde seni harekete geçiren ne oldu?

Beni harekete geçiren ilk şey tanıklıktı. Çünkü tanık olduğum bir haksızlığa karşı bir şey yapmasaydım işte o zaman insanlığımdan utanmak kalırdı bana. Ancak elbette ki direnişin ‘Aksa Tufanı’ adıyla asıl hedefini duyurmasıysa bir Müslüman olarak bize ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’nın özgürlük davasını, bu direniş ile prangalarından kurtarabileceğimizi gösterdi. Önemli olan gayretti, inançtı çünkü.

Peki bu soykırım karşısında bir şeyleri değiştirebilme inancını nereden alıyorsun?

Bir şeyler yapabilirim motivasyonunu ilk kez, 2009 yılında Gazze’deki olayların evimizde konuşulması, Muhammed Durra ve babasının görüntülerini izlediğimde ve Gazze’nin adını ilk kez duyduğumda kazandım. 10 yaşında bir çocuk olarak kuzenlerimi toplayıp Filistin için bir kitapçık hazırladığımızda, sunum hazırlayıp CD’lerle mahalleye dağıttığımda…İnsanlara hakikati duyurmaya çalışmanın, bilinçlendirmenin ve üzerime düşeni yaptığımda vicdanı rahat bir insan olarak hissetmek aslında.

Karınca kararınca çabaların ve yaptıkların sana ne hissettiriyor? 

Sanırım bunu tek bir cümle ile anlatabilirim. Zulme karşı susmayan bir insan gibi özgür ve güçlü.

Gelecekte ne yapmak istersin, misyonun nedir? 

Misyonum hak ve hakikat yolunda azimle ve başarıyla insanlığa fayda sağlamak. İnsanlara hakikatın her daim adil, güçlü olan ve huzuru yayan olduğunu anlatmayı ve göstermeyi istiyorum. Yaşamım boyunca iyi ve doğrudan yana olmayı başarmak istiyorum. Kötüyü kötü olarak görememe gafletine bir an bile düşmeden yaşamayı…

Feyza Nur Osmiç: Çabalamasak çıldırabiliriz

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, avukat. 2018’den bu yana Human Movie Team üyesi. Ekipte çeviri ve video kurgu gibi çalışmalar yürütüyor.

Gazze’de yaşananlar üzerine nasıl harekete geçtin? 

Gazze’de yaşananları görünce herkes gibi ben de büyük bir üzüntü ve keder duydum. Çaresizlik hissine yönlendiren büyük bir karamsarlık altında kendime sürekli olarak “yapılabilecek bir şeyler olmalı ama ne?” sorusunu sormaya başladım. Her insanın acıya verdiği tepki farklı farklı oluyor. Benim açımdan bu tepki; devam eden bir acıyı ortadan kaldırmak için her ne yol var ise onu aramak ve bulmaya çabalamaktı. Bu sebeple bir şeyler yapmak hissiyle doldum ve bunun yöntemlerini düşündüm.  

Bu soykırım karşısında bir şeyler yapma, bir şeyleri değiştirebilme inancını nereden alıyorsun? 

Benim için bu açıdan en motive edici şey yine birçok arkadaşım gibi Filistinlilerin kendisi. Onların onca yaşanan ve yaşanmaya devam eden saldırılara rağmen dirençli olmaları, Umutlarını kaybetmemeleri ve en önemlisi de “benim bir kişi olarak yaptığımdan ne çıkar?” diye düşünmeyip pes etmemeleri benim en büyük motivasyonum. Bu açıdan Gazze’nin kuzeyinde hastanelerde bombardıman altında durmaksızın faaliyet gösteren sağlık çalışanlarını aklıma getiriyorum. Onlar bu şartlar altında her an ölebileceklerini bilerek ve hiçbir alet ve teknoloji kullanımda değilken, anestezi dahi olmadan çalışmaya ve bir bombaya bakan hayatların yarasını sarmaya kalkarken benim motivasyonumu kaybetmem yanlış olur düşüncesindeyim.

Peki şu anda yaptıkların sana ne hissettiriyor? 

Çok şükür ki Filistinlilerin direnişinin, hayatta kalma çabasının az da olsa bir destekçisi, parçası olma ihtimali beni çok memnun ediyor. Her ne yapabilirsem onu yapmaya çalışmanın, çabalamanın içimde, içimizde yanan ateşi ve kederi bir nebze de olsa yatıştırdığına inanıyorum. Çabalamasak çıldırabilir, ucundan tutamasak çaresiz hissedebilir, umursamazsak insanlığımızı kaybedebiliriz…

Misyonun nedir, ilerde neyi başarmak istersin? 

Biz sosyal medyanın gücüne inanıyoruz ve yaşanan bu olaylar, dünyadan gelen geri dönüşler, halkların tepkilerini ortaya koyuşları da bu gerçeği kanıtlar nitelikte. Dolayısıyla biz umuyorum ki hak ihlallerini duyurmaya devam ederek farkındalık oluşturup insanları iyi ve doğru olanı yapma noktasında harekete geçirmek istiyoruz.

 

Önceki Yazı

Musul’da gençlerin yaktığı sanat meşalesi

Sonraki Yazı

Altı çizili satırlar

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde