“Ger benim kanım dilersen çoktan olmuştur helâl”

7 dakikada okunur

Kürt dilinde irfanın en güzel tecellilerinden birisi olan Ehmedê Xânî, nisbesinden de anlaşılacağı üzere, 1651 yılında, Hakkari’nin Han köyünde doğdu. Babasının ismi, İlyas’tır. Haniyân aşiretinden olduğu da söylenir. Çocuk yaştan itibaren, kendini bir ilim ve irfan ortamı içinde buldu. Gerek ailesi gerekse yaşadığı havza, geleneksel İslamî ilimlerin, fen bilimlerinin beslediği bereketli bir zemine sahipti. Bölgede pek çok köy, ilçe ve şehri gezdi, medreselerde, öncelikle Arapçanın, Farsçanın ve Kürtçenin inceliklerini öğrendi, araç ilimler tahsil etti. Belağat, fesahat, cezalet, bediî ve beyan okudu. Medreselerde, özellikle astronomiyle yakından ilgilendi, meraklarının peşine düştü. Bir müddet, o dönemde bir ilim merkezi olan Cizre’de yaşadı. “Mem u Zîn” adlı aşk mesnevîsini bu süreçte, burada imla etti. “Mem u Zîn”, geleneksel manzum mesnevî türünün Kürt dilindeki şaheseridir, denilebilir. 

Ehmedê Xânî’nin şiirsel eserlerinde, meyhane, yüz, gök, kuş, doğa vb. sembolizm alanları etkin biçimde kullanılmıştır. Hakkın varlığı, cümle varlığın birliği ve kardeşliği, kâinatın yaratılışı, varlık mertebeleri, gönül eğitiminin (seyr ü sülûkun) aşamaları, haller, makamlar, rüyalar,  Allah’ın isim, sıfat, fiil ve Zât düzeyindeki yansımaları; adalet, merhamet, muhabbet; kardeşlik, dostluk, yârenlik, toplumsal sorunlar, tarih bilinci, Kürtlerin sosyolojik özellikleri, yaşadıkları sorunlar, Kürt dilinin durumu, bu şiir toplamında kendine ifade alanı bulmuştur. Ehmedê Xânî, her büyük ve gerçek ârif gibi, vücut ünvanına asıl layık olanın Hak olduğunu ifade eder. Bilgelerin sıklıkla başvurduğu deniz mazmununu kullanır. Asıl varedici Varlık birdir ve O’dur; O, denizdir, yaratılmışlar ise, denizin dalgaları mesabesindedir.  Celal-cemal, gerçekte birdir ve aslolan cemâldir, güzelliktir, iyiliktir, gerçekliktir. O’nun sadece lütfu vardır, bir arifin dediği, biz, bazısına kahır deriz. Ehmedê Xânî’nin kavram, mazmun ve düşünce dünyasını, doğrudan İslam irfanı içinden yorumlamak gerekir. Sağlıklı olan da budur. Bazı mazmun ve kavramların, önceki, kadim geleneklerden yansıdığına ilişkin öngörüler de bulunmaktadır. 

Ehmedê Xanî, kendisinden sonraya birçok öğrenci, derviş ve takipçinin yanı sıra “Mem u Zîn” başta olmak üzere kıymetli eserler bıraktı. M. Sait Özervarlı’ya kulak verelim: “Müellifin hâtime kısmında doğum tarihini verdikten sonra kitabı bitirdiğinde kırk dört yaşında olduğunu kaydetmesinden eserin 1104 (1693) yılında tamamlandığı anlaşılmaktadır. 60 bölümden meydana gelen eser yaklaşık 3000 beyit ihtiva eder. Hânî, konusu olan aşk hikâyesini akıcı bir üslûpla anlatması yanında kendi düşüncelerini, döneminin idarî ve içtimaî meselelerini, olayın yaşandığı Cizre bölgesinin kültürel özelliklerini de eserine yansıtmıştır.” Mesnevinin konusu kısaca şöyledir: Emîr’in yakın çevresinde bulunan Mem onun kız kardeşi Zîn’e âşık olur. Ancak Emîr, hizmetkârı Bekir’in telkinlerine uyarak kız kardeşini Mem’e vermez; birlikte kaçma girişimlerine engel olmak için de Mem’i hapseder. Üzüntüsünden hastalanan Mem zindanda ölür, Zîn de onun acısına dayanamayarak can verir. Bunun üzerine Mem’in arkadaşları sevgililerin kavuşmasına engel olan Bekir’i öldürüp onların intikamını alırlar. Cizre’de Mîr Abdal Mescidi’nin bitişiğinde bulunan türbenin Mem ile Zîn’e ait olduğuna inanılır ve halk tarafından ziyaret edilir. İlk olarak İstanbul’da (1335) basılan eserin ikinci baskısı 1947’de Halep’te yapılmıştır. Eser, Margareta B. Rudenko tarafından Rusça tercümesiyle birlikte neşredilmiş (Moskova 1962), ayrıca M. Saîd Ramazan el-Bûtî tarafından mensur olarak Arapça’ya (Dımaşk 1957), M. Emin Bozarslan tarafından da Türkçeye (İstanbul 1968, 1975) çevrilmiştir. 

Hazret’in, “Mem u Zîn” dışında “Nûbahârâ Bıçûkân” adında manzum bir Arapça-Kürtçe-Arapça sözlüğü, “Eqîdeya Îmane” isimli seksen beyitlik bir akaid eseri bulunuyor. Hakkında başta Kürtçe olmak üzere, Arapça, Farsça ve Türkçede birçok bilimsel çalışma yapılmış, eserleri çeşitli dillere çevrilmiştir. Mem u Zîn’in Türkçe çevirileri de çoktur. Kürt irfan ve edebiyatının ünlü üçlüsünden (diğerleri, Melaye Cizirî, Feqiye Teyrân) birisi olan, bugün hâlâ Kürt dili dağarcığının en nadide parçalarını oluşturan Xanî külliyâtına ilişkin araştırmalar, bilimsel çabalar sürmektedir.

Önceki Yazı

Dünya sesleri İstanbul’da can buldu

Sonraki Yazı

10 adımda çocuğa göre edebiyat   -IV-

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye