Gök kubbede hoş bir sada: Sadun Aksüt

/
16 dakikada okunur

Türk müziğinin en büyük emektarlarından usta sazende tanburî Sadun Aksüt’ün vefatını büyük bir teessürle öğrendik. Sanat hayatının ilk yıllarında başta Münir Nurettin Selçuk olmak üzere dönemin önemli solistlerine tanburu ile eşlik eden Sadun Aksüt, Yahya Kemal Beyatlı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Mustafa Nafiz Irmak, Ahmet Muhip Dranas, Necip Fazıl Kısakürek, Ümit Yaşar Oğuzcan gibi  şairlerin şiirlerini besteleyen gerçek değerlerden biriydi. Üsküdar Musiki Cemiyeti’nin yetiştirdiği medarıiftiharlardan olarak anılan Aksüt, sanat hayatı boyunca 60 saz eseri, yaklaşık 150 şarkı ve 30 ilahinin yanı sıra aralarında “Tanbur Metodu”, “500 Yıllık Türk Musikisi Antolojisi”, “Türk Musikisinin 100 Bestekarı” gibi birçok kitaba imza attı. İTÜ Devlet Konservatuarı’na kuruluş aşamasından itibaren icracı ve eğitimci kimliğiyle katkılar sunan üstat Sadun Aksüt,  TRT İstanbul Radyosu’nun emekli sanatçılarından olan Sadun Aksüt icracılığıyla ve yetiştirdiği sayısız talebeleriyle Türkiye’nin müzikal hafızası oldu. Ayrıca Türk Musikisi Arşiv Kurulu’nda yer alarak, müzik mirasını bugünlere ulaştıran çok değerli bir isimdi. Yarım asra yakın bir zamanda yüzlerce talebe yetiştiren usta Sadun Aksüt, eğitim hayatı boyunca oluşturduğu arşivini İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Arşiv ve Dokümantasyon Merkezi’ne bağışladı. Klasik Türk müziğinin en önemli temsilcilerinden Sadun Aksüt de gök kubbede hoş bir sada bırakıp yitenlere karıştı.

Bir süredir rahatsızlığı sebebiyle hastanede tedavi gören Aksüt’ün vefatına ilişkin ona yakın isimlerden olan Doç. Dr. Bilen Işıktaş, Prof. Dr. Nilgün Doğrusöz, Prof. Nermin Kaygusuz ve Doç. Dr. Göknil Bişak Özdemir’in söylediklerine bir kulak verelim.

 

Mızrap, yay ve kalem arasında bir tanburî: Sadun Aksüt

Doç. Dr. Bilen Işıktaş: Sadun Aksüt 1932’de Merzifon’da doğduğunda Türkiye ses kraliçesini ve bülbülünü çoktan seçmişti. 1930’lu yılların ilk yarısından itibaren müzik tartışmaları yoğunlaşmıştı. “Sahibinin Sesi”, bu firmanın sevimli bir gramofonu, yanında da onlarca taş plak… Sadun Aksüt’ün çocukluğundaki oyuncakları böyle şeylerdi. Münir Nurettin, Safiye Ayla ve Hafız Burhan evlerinde seslerini konuk ettikleri arasındaydı. Onları dinler ardından okuduklarını ezberlemeye çalışan yetenekli çocuk işte böyle büyüyordu; musiki aşkıyla. Sesler onun sırdaşı, yoldaşı olmuştu. Lise dönemi geldiğindeyse babasını karşısına alarak cümbüş çalmak istediğini söyleyecek cesareti kendinde bulmuştu. İyi ki de öyle oldu. Tam bu nokta, boş bir sayfanın ihtişamlı bir dolmakalemin altın ucuyla süzüle süzüle renkli bir yaşamın yazılmaya başlandığı döneme işaret edecektir. Çünkü Aksüt’ün babası: “Çalacaksan Türk musikisinin hâlis bir sazını, tanbur çal” diyecektir ve her şey o andan sonra başlar. Salih Murat Uzdilek ve Hüseyin Saadettin Arel ilk tanıştığı isimlerin başında gelir. Hele 4 Haziran 1949 Cumartesi günü en unutulmaz gün yaşanır. Uzdilek tarafından Arel’in Osmanbey’deki evine götürülen daha on yedisindeki tanburînin heyecandan yüreği ağzına geliyordu. Zira Suphi Ezgi, Laika Karabey, Ercüment Berker, Haydar Sanal, Cahit Atasoy ve Ahmet Çağan gibi Türk müziği tarihinde yer eden önemli isimlerle ilk kez bir aradaydı. Yıllar sonra bile Sadun Aksüt’ün zihninden çıkmayacak o günün en unutulmaz sözleri şöyle başlayacaktı: “En kısa zamanda İleri Türk Musikisi Konservatuvarı Derneği’ne gel.” Bir çocuk gibi havalara uçuyordu artık Sadun Aksüt…

Musiki hayatına böyle girmişti. Uzun yıllar da orada kaldı; İstanbul Radyosu’nda, İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda ve sahnelerde…Perihan Altındağ Sözeri, Müzeyyen Senar, Zeki Müren ve Ahmet Üstün gibi daha pek çok ünlü isme refakat etmiştir. Alâeddin Yavaşca ve Nevzad Atlığ’ın yeri bir başkadır Sadun Aksüt için. Hele yaşamı boyunca her fırsatta andığı bir isim olacaktır. “Bana tanbur çaldıran, beni tanburî yapan, bana gerçek bir hayat hazırlayan ve sanat hayatımda en büyük yol göstericim olan” şeklinde tanımladığı biricik Hocası Tanburî İzzettin Ökte. Türk müziğinin son 60 yılına tanıklık etmiş, sahne deneyimiyle ve anlattıklarıyla, “kökü mazide olan âtiyi” kendine has nüktedanlığıyla aktaran Tanburî Sadun Aksüt hocamızı unutmak mümkün olmayacak. Bu gidiş, bir devrin kapandığına açık bir işarettir. Herkesin hatıralarında bir “İstanbul Beyefendisi” olarak kalacaktır üstat. Türkiye, geçmişle şimdi arasında köprü rolü üstlenen bir müzik hafızasını yitirdi. Bir elinde tanburu vardı, öbür elindeki birikimi ortaya koyacak bir de kalemi. İstanbul’da Eğlence Hayatı ve Hatırat’ı en keyifli örnekleridir çalışmalarının. Özetle, Sadun Aksüt icra etti, besteledi, öğrenci yetiştirdi, nakletti ve yazdı. Ardında, okunacak kitapları, icra edilecek eserleri ve yararlanılacak bir tanbur metodu bıraktı. Bâki kalan bu kubbede hoş bir seda imiş…

 

Onlar özel bir nesildi

Prof. Nermin Kaygusuz: Sadun Aksüt hocam benim konservatuarda hocam olmadı ama kendisiyle uzun yıllara dayanan dostluğumuz var. Mızraplı ve yaylı tanbur sanatçısı, bestekâr, şair, yazar gibi üstün meziyetlerinin yanında, hocalık özelliklerini birçok arkadaşım anlatacaklardır. Bunlarla beraber, onun çok kıvrak bir zekâsı ve espri anlayışı da vardı. 20 -25 yıl önce kıymetli hocam Cüneyd Orhon’un odasında her öğle yemeğinden sonra toplantılar olurdu. O kısa toplantılara Rahmi Sönmezocak, Nurten Erpek, Göksel Baykut, Sadun Aksüt çekirdek kadro olarak katılırlardı. Bazen de Nevzat Atlığ, Niyazi Sayın gibi hocalarımız da gelirlerdi. Sadun Hocam o kıvrak zekâsıyla öyle espriler yapar ve özellikle Göksel Hanım’a öyle bir takılırdı ki,  Cüneyd Hocam bile kahkaha ile gülerdi.  Ben hocamın hiç öyle güldüğünü hatırlamam. Cüneyd Hocamın vefatından sonra Nevzat Atlığ hocamın odasında toplanmaya başladık. Orada da öyle espriler yapardı ki ciddiyetiyle tanıdığımız Nevzat Hocamın bile çok güldüğünü hatırlarım.

Sadun hocam çok vefalı bir insandı. Nevzat Atlığ’ın müdürlüğü zamanında radyoda beraber çalışmışlar. Onun ne kadar iyi bir idareci olduğunu ve gerektiği zamanlarda kendisine çok hoşgörülü davrandığını, hiç sıkmadığını şükran duyarak anlattığına defalarca şahit oldum. Onlar özel bir nesil idi ve bir daha böyle bir neslin gelebileceğini sanmıyorum. Ölen insanların ardından onlarla yaşanılmış güzel hatıraların anlatılması ve sevgi ile anılması gerekir diye düşündüğüm için bunları yazdım. Ruhun şad, mekânın cennet olsun çok değerli ve sevgili hocam.

Sözlü tarih abidesidir!

Prof. Dr. Nilgün Doğrusöz: Bir Türk musikisi aşığıdır. Ürettiği eserler kütüphanemizde kıymetli bir yekûn tutar. 18 yaşında kendi ifadesiyle “tanburla kucaklaştım” der. İşte tanburu o kucaklayış… Şiirinden bir dörtlük ne güzel anlatır sazına olan aşkını:

“Tanbûr’umla tanındım, onunla bir bütündüm
Birlikte yaşadıkça varlığıyla övündüm
Şimdi artık tükendim ahrete yolculuk var
Bilinsin ki: Tanbûr’la yaşadım, sevdim öldüm”

Salih Murat Uzdilek, Hüseyin Sadettin Arel, Suphi Ezgi ve Haydar Sanal’dan istifade eder. İlk tanbur hocası Laika Karabey olur. Sonrasında musiki cemiyetine devam ettiği Emin Ongan kendisini İzzetin Ökte’ye yönlendirir. Tanbur çalmayı İzzetin Ökte’den öğrenir. İstanbul radyosu ve gazinolarda çalışmasından dolayı pek çok sanatçıya eşlik eder ve onlarla yakın dostluklar kurar. Hatırlayanlarınız vardır sanatçı dostlarıyla sıcacık sohbetlerini. Safiye Ayla, Müzeyyen Senar ve daha nicelerini “Taş Plaktan Bugüne” televizyon programıyla evlerimize taşımıştır. Bu sohbetlere yaylı tanburuyla eşlikleri hâlâ hatırımızdadır. Belediye konservatuarında çalıştığı kısa sürede Münir Nurettin Bey’e eşlik etmesini bir gurur madalyası olarak tanımlar. İTÜ Türk Musikisi Konservatuarı’nın kıymetli tanbur hocasıdır. Bulunduğu meclislerde hoş sohbet ve nüktedanlığıyla tanınır. Sadun Hocamızın bu hoş sohbetlerine merhum Kemençevi Cüneyd Orhon Hocamızın odasında, çarşamba günleri kahvelerimizi yudumlarken nail oldum. Hocamızın ebediyete intikal ettiği bugün, ardında nice tanburiler, kitaplar, besteler, sohbetler ve şiirler bırakmıştır. Sadun Aksüt Hocamız, sözlü tarih abidesi ve her zaman yaşayacak bir tarih öznesidir.

Ustam, yol açan bir öğretmendi

Doç. Dr. Göknil Bişak Özdemir: Tanburî Sadun Aksüt…Ustamdı.. Aşk ile bağlı olduğu musikiyi yüreğime nakşedendi. Bildiklerini ehemmiyetle öğrencisine aktaran, adeta ilmek ilmek işleyen, yön veren, yüreklendiren, yol açan bir öğretmendi. Bitmek bilmeyen hayat enerjisi ile, sevgi dolu güzel yüreğiyle, disiplini ve çalışkanlığıyla, her daim şıklığı, zarafeti ve nüktedan kişiliğiyle, ders niteliğindeki kıymetli anıları, hoş sohbeti ile nev-i şahsına münhasır bir İstanbul beyefendisiydi. Tanburuyla, eserleriyle, şiirleriyle, radyo ve televizyon programlarıyla, kitaplarıyla, yetiştirdiği öğrencileriyle bizimle olmaya devam edecek.. Saygı, sevgi ve şükranla ustam 🙏♥️ Huzur içinde dinlen🙏💐

Önceki Yazı

Edebiyat Festival’inde “Gül Yetiştiren Adam” konuşuldu

Sonraki Yazı

Türkiye’de Endülüs’ün rüzgarı eser mi?

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye