Gönülden kaleme, kalemden tuvale: Kaligrafi sanatı

//
19 dakikada okunur

Kaligrafiyi farklı sanat disiplinleri ile birleştirerek eserler üreten kaligraf Bünyamin Kınacı sanat anlayışını şöyle anlattı: “Bu sanatın bende manevi bir karşılığı var. Tasavvufi okumalar yapıyoruz ve bir hikâye oluşturuyoruz. Bu topraklarda yaşamış Yunus Emre, Mevlana, Fuzuli gibi nice âlimden bahsedebiliriz. Ve onların yazdıkları, söyledikleri çok güzel sözler var. Yine Kur’an’da geçen ayetler, Peygamber efendimizin hadisleri bize yol gösteriyor. Bunları günümüz dilinde, günümüz anlayışıyla bir sanat eserine dönüştürmeye çalışıyoruz. İnsan ne hissediyorsa, nasıl yaşıyorsa onu yansıtır.”

“Her sanatçı iç dünyasında olan bitenleri, düşüncelerini farklı materyallerle dışarı aktarır. Ben de bunu kaligrafi ile yapıyorum” diyen Bünyamin Kınacı, yirmi yılı aşkın bir süredir profesyonel olarak kaligrafi ile ilgileniyor. Küçük yaşlardan itibaren güzel yazıya olan merakı onu kaligrafi ile tanıştırmış. Önce gündelik hayattaki işlerde kaligrafiyi kullanan Kınacı daha sonra bunu sanat eserleri haline dönüştürmüş. Son 13 yıldır Kadıköy Kaligrafi Merkezi’nde sanat üretimlerine devam eden Kınacı aynı zamanda öğrenciler de yetiştiriyor. Kınacı ile güzel yazıdan sanata doğru giden yolculuğunu ve sanat anlayışını konuştuk.

Siz ne zamandır kaligrafi ile ilgileniyorsunuz?

Kaligrafiye ilgim küçük yaşlarda başladı. Tabii o zamanlar bunun kaligrafi olduğunu bilmiyordum. Ama hep güzel yazı yazmaya çalışırdım. Güzel yazı dersimiz vardı. Öğretmenim Arif Yaka beni hep destekledi. Ve güzel yazıya olan merakım arttı. Her gördüğüm güzel yazıyı taklit ederdim. Kesik uçlu kalemle tanışmam ve kaligrafi diye bir sanat olduğunu öğrenmem ise lise yıllarında oldu. Lisenin son yıllarında tesadüfen okul müdür yardımcısı dersimize girmişti, benim yazımı farketti. Sonra odasına çağırdı ve kesik uçlu kaligrafi kalemi ile tanıştırdı beni. Yine bu yolculukta dikkatimi çeken konulardan biri de Bodrum Kalesi’nde hediyelik eşyalara yazı yazan birini görmüştüm. O an fark ettim ki benim yapacağım iş buydu. Üniversite döneminde kaligrafi diye bir bölüm yoktu. Ben de Kütahya’da Seramik ve Çini Bölümü’nde okudum. Çini bölümünde öğrendikleri İsmail Yiğit hocamın atölyesinde uyguluyordum. Merkezimde yine yazı vardı. Hat sanatını çinide kullanmıştım. Aynı dönem hat sanatıyla ilgili hafta sonları İstanbul’a gelip ders alıyordum. Kaligrafi ile ilgilenen o dönemde çok kişi yoktu. Tamamen kendi kendimi geliştirdim diyebilirim. Sonrasında kimi ustaların tecrübelerinden faydalandım. Üniversite yıllarında kaligrafi ile ilgili de yoğun çalışmalarım oldu. Hatta harçlığımı bundan kazanıyordum. Bunların hepsi beni bugüne getiren bir yolculuktu. İstanbul’a ilk geldiğimizde Murat Ünver ile İstanbul Kaligrafi Merkezi’ni kurmuştuk. 2003 yılıydı. Sanat kısmı en başlarda odağımızda yoktu. Bir gelişim süreci oldu. Sonra askere gittim. O dönem düşünecek çok vaktim oldu ve kaligrafi ile hayatıma nasıl devam edeceğim üzerine yoğunlaştım. Döndüğümde de kaligrafinin sanat tarafına kafa yormaya başladım. Ama rutin işleri bırakmadım. Bunlar beni besleyen şeylerdi. 

(Merve Yılmaz Oruç ve Bünyamin Kınacı)

Güzel yazı dersi şu an müfredatta yok, bildiğim kadarıyla. Sizce olmalı mı?

Güzel yazı dersleri müfredatlarda olmalı. Çocukların güzel yazıya aşina olması ve estetikle buluşması sanata bakış açısının gelişimi için zaruri. Her çocuk ilgi duymayabilir fakat bir bilgisi ve görsel bakışı yakalaması için önemli bir unsur. İnsan güzel ve estetiktir bundan dolayı da güzele ve estetiğe meyilli, bu da kendini keşif için bir adım. 

Kaligrafinin günlük yaşamda bir karşılığı var 

Kaligrafi ile hat sanatı birbirine karıştırılıyor. Farkı nedir?

Kaligrafiyi geleneksel el sanatları içine koymuyorlar. Ülkemizde iki tür aktif yazı sanatı var. Biri hat sanatı diğeri de kaligrafi. Hat sanatı Arapça harflerle bu topraklarda yüzyıllardır yapılan bir sanat. Kaligrafi ise latin alfabeleri ile yapılır. Yani harf inkılabından sonra ortaya çıkan bir sanat. En büyük fark bu. Her ülkenin kendi kaligrafisi vardır. Toplumlar kendi alfabelerini güzelleştirirek bunu sanat haline getirmiş. Hat sanatı inanılmaz bir yol kat etti. Çok kıymetli hattatlarımız var. Latin harfleriyle yapılan kaligrafi de aynı şekilde ve şu anda aktif olarak bu harfleri kullanıyoruz. Herkesin anlayabileceği bir sanat. 

Günlük hayatta biz de kaligrafi ile karşılaşıyoruz, sadece sanat eserlerinde değil…  

Söz uçar yazı kalır. Kaligrafi bir iletişim sanatıdır. Kaligrafi ürettiğiniz eserde sanat içeriyor. Bir de günlük ihtiyaçlar doğrultusunda kullanılan kaligrafi var. Davetiye yazımlarında, logo, monogram çalışmalarında, sertifika hazırlanırken ya da bir kitabın kapağını yazarken gibi birçok alanda kaligrafi kullanılıyor. Yine hediyelik eşya üzerine yazılarda, mekân isimlerinde de kaligrafi tercih ediliyor. 

Manevi bir tarafı var 

Sizin sanat anlayışınızda kaligrafi nerede duruyor?

Bu topraklarda yaşanmış Yunus Emre, Mevlana, Fuzuli gibi nice alimden bahsedebiliriz. Ve onların yazdıkları, söyledikleri çok güzel sözler var. Yine Kur’an’da geçen ayetler, Peygamber efendimizin hadisleri bize yol gösterici oluyor. Bunları günümüz dilinde, günümüz anlayışıyla bir sanat eserine dönüştürmeye çalışıyoruz. Hangi konu üzerine yoğunlaştıysak o konu hakkında dizeleri yazıyoruz. Bize ait sözler yok. Okumalar yapıyoruz. Tasavvufla alakalı kaynaklara bakıyoruz. İnanç eksenli benim sanatım. Tabii her sanatçı için bu böyle değildir. İnsan ne hissediyorsa, nasıl yaşıyorsa onu yansıtır. Bu sanatın bende manevi bir karşılığı var. Burada sanat derken beyaz kağıda Fuzuli’nin bir dörtlüsünü yazmaktan bahsetmiyorum tabii. Renklerle, dokularla ve farklı materyaller ile hem soyut hem somut olarak sunuyoruz. Bir hikâye oluşturuyoruz… Aslında olay nasıl yaşadığınızla ilgili. Ne yaşarsan, onu yansıtırsın. Aynası iştir kişinin… İşine bakınca anlarsınız. Tabii günlük yaşanan olaylar, dost sohbetleri de eserlerimizi etkiler. Mesela Gazze’de yaşanan insanlık dramı bir sanatçı olarak eserlerimize yansıdı. Tüm bunları bazen karışık bazen anlaşılır bir şekilde sanatımızda kullanıyoruz. 

Ama kaligrafiyi siz tek başına kullanmıyor başka sanat alanlarıyla da birleştiriyorsunuz değil mi?

Hangi sanatlarla, renklerle, dokularla birlikte kaligrafiyi kullanabiliriz, üzerine epey kafa yorduk. Geleneksel sanatlar, resim, geometrik desenler ile birlikte kullanıyoruz. Bazen Selçuklu mimarisine ait desenleri, kufi sanatının izlerine de rastlayabilirsiniz. Bizim sınırımız yok. Hikâyemizde bulunması gereken ne ise ona yer veriyoruz. Bunun neticesinde işler ortaya çıkmaya başladı. İlk serimiz 2008 yılıydı sanırım Hz. Mevlana’nın Eycan ile başlayan sözleri üzerine bir seri yapmıştık ve aynı adla açtığımız sergi çok büyük ilgi gördü. Eserler hem göze hitap ediyordu hem de mana olarak çok doluydu. Sergiye gelenler, “Biz kaligrafiyi böyle bilmiyorduk.” demişti. O an doğru yolda olduğumuzu anladık. Ve çeşitli temalarla sergiye devam ettik. En son Sırdan Gizli kaligrafi sergisini açtık. Bu eserler bizim özetimiz. Her eserde Mehtap Hocamı’n da benim de dokunuşum oluyor. Çok nadir ayrı ayrı icra ediyoruz. Sanat dilimiz birbirimize uyduğu için eserler artık kendiliğinden ortaya çıkıyor. 

Her yazının okunmasını istemiyoruz

Kimi eserde yazılar okunmuyor. Bunu bilinçli mi yapıyorsunuz?

Şu an aktif 30 farklı yazı stili kullanılıyor. Bazen okunmasını istemiyorsun bazen ise daha net veriyorsun. Bu aslında oradaki hikâyeye, konuya göre değişiyor. Her zaman biz o kaligrafinin okunmasını istemiyoruz. Bu bütün halinde bir eser. Bazen eser zaten size o manayı veriyor. Okunmasını istediğimiz zamanlarda çok açık yazıyoruz. Sanatçı da her zaman eserin direkt anlaşılmasını istemez. Herkesin sakladığı, gizlediği şeyler vardır. Sanatçınının da var. 100 ziyaretçiden biri eserimizle hemhal oluyorsa bu bizim için yeterli.

Bu sanatın püf noktası nedir?

Kalem, kağıt ve mürekkep seçimi elbette. Ama estetik ve kurduğunuz hikâye de çok önemli. 

Beni dünyevi dertlerden uzaklaştırıyor

Nasıl bir kalem ve mürekkep kullanılmalı?

Yazıya uygun akışkanlığı olan, yazılan materyale en uygun kaligrafi mürekkepleri, guaj boyalar kullanılabilir. Kullanılan kâğıda veya yazılacak metne göre farklı boyalar ve mürekkepler değişir, doğru boya ve zemin uyumunu yakalamak gerekir, bunun içinde denemeler ve eskizler yapılır. Kalemler kaligrafi yazımına uygun kesik uçlarla yazılır. Farklı çalışmalarda yazının formuna göre uçlar, fırçalar ve açılar değişir. Sanatçı için kalem duygularını ifade etmede bir araç. Bunu ne kadar doğru kullanırsanız o kadar doğru sonuç edersiniz. Kalem sanatçının elinde dans etmelidir. Sanatçı kalemle bütünleşir adeta.

Peki elinize kağıdı, kalemi, mürekkebi aldığınızda nasıl hissediyorsunuz?

Dünyevi her şeyden uzaklaşıyorum. Çok telaşlı bir hayat yaşıyoruz. Bundan sıyrılmak bana iyi geliyor. Sanatın insana iyi geldiğini düşünen biriyim. Bana da iyi geliyor. Ve kendimi en iyi böyle ifade ediyorum. Benim için kaligrafi büyük bir şans. Dünyaya yeniden gelsem yine kaligrafi ile uğraşmak isterdim. Bu sanat bana sabırlı olmayı öğretti ve kişisel gelişimime katkı sağladı. 

Dijitalle arasindaki fark, ruh 

Dijitalde de yapılıyormuş kaligrafi. Bu konuda düşünceniz nedir?

Normal sanatı dijital sanattan ayıran en temel şey, ruhtur. Tabii çok iyi dijital işler de var. Dijital kaligrafiyi ben de yapıyorum bazen ama rutin işlerde. İşin sanat kısmı ise farklı. Kalemi mürekkebe batırmanız sonra onu kağıda temas ettirip çizgiyi çekmeniz ve tüm bunları yaparken düşünmeniz, o kelimeye karşı hissettiğiniz şey… Burada eliniz, kalbiniz, beyniniz bir bütün oluyor. Bu şekilde yazılan bir kaligrafi ile dijitalde yapılanın aynı olması mümkün olamaz.  

Teknolojiye rağmen ilgi yüksek

Kadıköy Kaligrafi Merkezi ne zaman kuruldu? Neler yapıyorsunuz burada?

Kadıköy Kaligrafi Merkezi’nde hem yeni öğrenciler yetiştiriyoruz hem günlük işlerimizi yapıyoruz hem de işin sanat kısmı için kafa yoruyoruz. 13 yıldır Mehtap Hocamızla birlikte çalışıyoruz. Gelişen teknolojiye rağmen kaligrafiye ilgi artıyor. 7 yaşında öğrencimizde var 65 yaşında da… Kaligrafinin her sanatta olduğu gibi belli başlı kaideleri, kuralları var. Ve sabır isteyen bir alan. Eğitim verirken amacım insanın kendisini keşfetmesini sağlamak. Çok aşırı sınırlar içine sokarsanız öğrenciyi bunun içinde hapsolur. O yüzden klasik bir eğitim veriyorum ama anayasa hükmünde değil. Sanat kurallar içindeki kuralsızlıktır aslında. Burada da yükseklikleri, genişlikleri değiştirebilirsiniz. Tabii anatomisini bozmadan. Bu işin sanat kısmıyla uğraşmak istiyorsa gelen öğrenci bunun uzun bir yolculuk olduğunu anlatıyoruz. Kurallara uyarak yazan kişi güzel yazı yazmış olur. Ama bu sanat olmaz. Sanat için yorum lazım. Bu da kolay bir süreç değil. Hâkim olmadığınız bir konu hakkında yorum yapamazsınız. Gelen kesimin çoğu hobi amaçlı geliyor. Sanat olarak ilgilenen kesim yüzde onluk dilim. 

 

Önceki Yazı

Yeraltı dünyasının iki yüzü yaşamak ya da ölmek adına: Tüneller

Sonraki Yazı

Kelimeleri çalmak günah mı?

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde