Gönüllü Sürgünde Bir Virtüöz: Pablo Casals (1876-1973)

9 dakikada okunur

İspanya ile Fransa arasında Pirene dağlarının arasında kaybolmuş küçük Fransız kasabası Prades’de 20. yüzyılın en önemli tarihsel müzik olayları yer alacaktı. Bu olaylar iki bakımdan dikkat çekicidir: Birincisi, zamanımıza kadar gelen bestecilerin belki en büyüğü olan Johann Sebastian Bach’ın ölümünün 200. yıldönümü anması, ikincisi de müzik âleminin en büyük “gönüllü sürgün”lerinden biri olan büyük Katalan sanatçı Pablo Casals’ın üç senelik sessizliğinden sonra ilk defa olarak halk önünde konsere çıkmasıydı. Klasik müzik tutkunları ve müzisyenler için Pablo Casals’ın tamamen özel bir değeri vardır. Kendisinin, dünyanın en iyi viyolonselisti olduğu inkâr edilmez bir gerçekliktir. Bunun yanında Bach’ın eserlerinin en başarılı icracısı olduğu da bilinmektedir.

Teknik üstünlüğü ve olağanüstü sanat kudreti onu bütün bir kuşağın müzisyenleri gözünde bir model ve bir ideal mertebesine çıkarmıştır. Bununla beraber Pablo Casals, dünyanın büyük konser salonlarından isteyerek çekilmiştir. Kendi kendine kabul ettiği bu sürgün hayatı, doğduğu memleket olan İspanya’nın dönemin hükümetinin bütün dünya tarafından tanınmış olması gibi zamanın en büyük siyasi ve manevi bir haksızlığı addettiği hadiseye karşı sessiz fakat muhteşem bir protestosu olmuştur. Bach’ın 200. ölüm yıldönümü törenini hazırlayan müzik komitesi tabiatıyla Pablo Casals’ı düşünmüşlerdir. Fakat dünyanın her tarafından kendisine sunulan acele davetleri Casals reddetmiştir. Ancak, sanatkârın belirttiği gibi hayatının son senelerinde Bach gibi çok sevdiği ve takdir ettiği bir bestecinin eserlerini çalmak için kendisine yapılan teklifleri kabul etmemek çok hazin bir durumdu. Ünlü Kemancı Fritz Kreisler, onun için “dünyanın en iyi yay çeken sanatkârı,” der. 1949 kışında bizzat Casals, arkadaşlarına şunları söyleyecekti: “Eski kabiliyetimi kaybettiğim hakkında en ufak bir şüphem olsaydı sanat hayatından çekilmekle müteessir olmayacaktım; çünkü şimdi her zamandan daha iyi çalıyorum.” Pablo Casals, ısrarının müzisyen arkadaşlarının çoğu tarafından “haddinden fazla romantik” sayılacağını ve birçoklarının bunu lüzumsuz bulacağını biliyordu. Hattâ bazıları, fikrinde ısrarcı olduğu takdirde, General Franco aleyhtarı İspanyol göçmenleri yararına konserler vermek suretiyle protesto kararını daha etkili bir şekilde uygulayacağını da biliyorlardı. Casals bu kararını çok önceden vermişti ve diyordu ki: “Harp’ten sonra İngiltere ve Amerika, kendilerine bütün ümidimizi bağladığımız ve gerek maddi ve gerekse manevî yardımımızı esirgemediğimiz müttefiklerin bize yardım edeceklerini vadetmişlerdi. Binlerce İspanyol, Almanlara karşı müttefikler safında harp etti. Bizzat ben, onlara inanarak birçok defa hayatımı tehlikeye attım. Fakat onlar bizi bıraktılar. Bu vaziyet karşısında onların memleketine giderek onların parasını kazanmayı bir türlü kendime yediremiyorum.”[1]

Casals’ın bu sözleri bizzat kendisinin “harikulâde bir artist” olarak vasıflandırdığı genç Amerikalı kemancı Alexander Schneider’i çok üzmüştü. Genç sanatkâr üst üste üç yaz üstat ile beraber çalmak üzere Prades’e gelmiş ve Pablo Casals’ı küçücük odasında, ertesi gün bir konsere hazırlanıyormuş gibi, çalışır görmüştü. Schneider, bu derece kudretli bir sanatkârın mutlaka dinlenilmesi lâzım geldiğini düşündü. Eğer Casals ona gitmek istemiyorsa, bütün dünya ona götürülecekti. İşte İspanya’nın kuzeydoğusundaki küçük Prades şehrindeki Bach müzik festivali böylece doğmuştu. Her üyesi kendi alanlarında büyük müzisyenlerden oluşan orkestra, Pablo Casals’ın sihirli değneğinin idaresi altında Prades’de coşkun bir biçimde çalışmakta, büyük festivale hazırlanmaktaydı.

Franco rejiminin aleyhinde olduğu için on sene İspanya’ya giremeyen Casals, San Salvator’daki villasının hasretini çeker. Uzaklarda, memleketi dışında dahi bütün servetini İspanya’da hüküm süren sefalete maruz kalan vatandaşlara gönderir. Turneye çıkmadığı zamanlar Doğu Pirenelerdeki evinde istirahat eder. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce 1938’de Atina’ya kadar giden üstat, Türkiye’ye gelmeyi çok arzu ettiği hâlde gelemez.[2] Casals, büyük bir ahlaki sorumlulukla haksızlıklara karşı kendi yöntemince direnmiş, insanlığa ve barışa olan gönülden bağlılığı onu müzik tarihinde seçkin bir yere taşımıştır. Bu duruşu ve sosyal bir amaca hizmet eden üstün çabası sebebiyle 24 Ekim 1971 tarihinde, “Birleşmiş Milletler Barış Madalyası”na layık görülmüştür.

* Doç. Dr. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Müzikoloji Bölümü, bilen.isiktas@istanbul.edu.tr

[1] “Kendi Kendini Sürgün Eden Sanatkâr”, Vakit, 28 Haziran 1950, s. 3. Halkının zor zamanlarında kendilerine yardım etmeyen, Franco rejimini destekleyen ülkelere gitmeyerek ve viyolonselini dinletmeyerek âdeta bir müzik ambargosu uygulayan Pablo Casals müziğin dışında düşünceleri bakımından siyasi bir figürdür. Demokrasi ve özgürlük yanlısıdır. İspanyol lider Franco’dan hoşlanmaz. İngiltere’de İşçi Partisi seçimi kazandığı zaman bundan pek memnun olur. Fakat bu partinin ortaya koyduğu işler onu tatmin etmez. Turnelerle konser vermeyi reddettiği için her gün çıkıp Prades sokaklarında gezer, köylü çocukların oyunlarını seyreder ve sakin bir hayat geçirir. Her gün öğlen belirli saatlerde viyolonsel çaldığı zaman sokakta kendisini dinlemek üzere her taraftan gelen meraklılar, bulunduğu köyü ziyaret etmektedirler. “Viyolonsel Üstadı Pablo Casals”, Akşam, 17 Nisan 1950, s. 4.

[2] Feyha Talay, “Pablo Casals ile 6 Saat”, Vakit, 15 Haziran 1946, s. 3.

Önceki Yazı

Eğlendiren Belgeseller Dijitalde

Sonraki Yazı

Bir Çocuk Yüreğinin Arzusu Olarak Düşler ve Rüya Ustası Dev

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.