Güllerin içinden; Özkan Uğur

19 dakikada okunur

Day, Dahi Ya Hum
Nurunda Nurunda Nurunda Nurunda
Hiya Hiya

Ha Bu Ya Da Feste Sebaha
Ha Bu Ya Da Feste Sebaha
Dasdisdos
Sude Sude Su
Sude Sude Su

  (Sude / Özkan Uğur)

16 yaşında kırmızı yanaklı yetenekli bir genç olarak geldiği Mazhar-Fuat (Kaygısızlar) grubunun Kınalı Kuzu mahlaslı bas gitarcısı olmak… Hayat bazen böyle başlar. Bütün görkemiyle yani. Özkan Uğur için hikâyenin en güzel yeri bu an’dı galiba. Devam eden yıllarda düştüğü hikâyenin içinde kalarak anlamını/demini bulacaktı zaten. Mazhar-Fuat ikilisi de böylelikle aradıkları eksik parça’ya kavuşmuşlardı. Hayat iz bırakan karşılaşmalardan ibarettir bazen. 

Nihayetinde 1984 yılında birlikte yayınladıkları Ele Güne Karşı Yapayalnız adlı efsane albümleriyle, popüler Türk müziğinin zirvesine yerleşen ve 40 yıldır aynı zirvede ikamet eden karizmatik bir üçlüden söz ediyoruz: Mazhar-Fuat-Özkan. Türkiye bu üçlüyü çok sevdi. Birbirlerinden ayrı ama aynı şarkının içinde, karakterleri, meziyetleri, havaları başka ama ortak bir duygu evinde mukim olmaya yakın. Evet, çoğul seslerini kaybetmeden tekleşmekte ustaydılar. İsveç’in Göteborg şehrinde gerçekleştirilen 1985 Eurovision Şarkı Yarışması’nın sunucusu Lill Lindfors’un telaffuzunda zorlandığı grubun adını baş harflerinden başlayarak kısaltmasıyla “doğmuş” ölümsüz bir müzik markası: MFÖ. Türkiye’nin MFÖ’sü… Memleketin sesini 40 yıl boyunca pop, rock, ilahi demeden bütün alternatif yolları aşındırarak yükselttiler. Pop’u şiirleştirdiler. Türler arası geçişlere göz süzdüler, şarkılarını tekerleme, dua, ninni, mani ve sokak argosuyla bezediler. Hem deneysel ve sonuna kadar çılgın hem geleneksel, ayakları yerde sapasağlam… Buradan konuştular, burayı duydular, Türkçe söylediler.

MFÖ en çok hangi üyesiyle kaimdi peki? Mazhar Alanson’un “Özkan olmasaydı bu grubun tadı-tuzu olmazdı” sözü, sıradan bir iltifatı anlatmıyor yalnızca. Dinamizmi ve elbette neşe’yi temsil ediyordu Uğur. Bütün veçheleriyle hayatı omuzlayan saf bir neşeyi. Müziğin sınırları içinde bile geniş bir anlama tekabül ediyor bu durum. Özkan Uğur gibi adamları eşsiz yapan şey de bu zaten. İçinden taşan neşeye sahip çıkıp, onu hayatın yörüngesine oturtabilme becerisi. Bu çok planlamaya da gelmeyen, içerden doğan/neşet eden bir şey aslında. Uğur, elini attığı her şeye o neşeden sirayet eden doğal rengini katarak, yaptıklarını bir anlamda kendileştirmiştir. Her işe Özkan Uğur olarak girmiş, aşkın ruhunun, oyunun dışında kalmasına hiç razı olmamıştır.

Şiirler, şarkılar, masallar ama insanlar / duymaz bazen

Özkan Uğur’un hikâyesi elbette ait olduğu çatıya aitti. Bir MFÖ üyesiydi o. Yine de kendine özgü olmaktan çekinmeyen, farklı, sıra dışı, enerjik, kalıplara sığmayan özgün bir sanatçı portresi çizdi. Grup içinde öne çıkmaya çalışmadan kendi türküsünü söyledi. MFÖ’de yalnızca onun solo albümü yoktu mesela. Bazen şarkısında nasıl devleştiğini gördükten sonra ya da Aynada şarkısındaki derin vokal güzelliğini hatırlayınca, ondan geriye kalan bir solo albümün ne kadar değerli olabileceğini düşünmeden edemiyor insan. Neyse ki sevenlerini/dinleyenlerini üzmeyecek kadar büyük bir külliyat var ortada. 

Mesela Karışık Pizza filminin şarkılarından biri olan, elektronik altyapıya sahip ama arabesk tınılarıyla dikkat çeken Maksat Muhabbet Olsun o derin kederiyle gizli bir hazine; “al karşına dengini / çal çılgınca çengini.”  G.O.R.A filmi için söylediği Olduramadım ise tam onun ruhunu yansıtan bir şarkıydı. “Ama kopuktu kopuktu zincir, olduramadım / Yarabbim” diye haykırdığı yerler, hayatının fon müziği sayılabilecek kadar Özkanca. MFÖ şarkıları dışında imza attığı işler arasında; Sezen Aksu’nun Dert Faslı şarkısının bestesiyle, Sertap Erener’in Kera şarkısının sözlerindeki imzası dikkat çekicidir.

Özkanca terennümler

Özkan Uğur adının, her daim duayla, sitayişle, minnetle ve hayırla anılmasında, en az kendi namına yaptıkları kadar, birlikte yürümeyi, destek olmayı ve omuz vermeyi sevmesinin de payı vardı. Yol açmanın, el vermenin anlamını benimseyerek -müzikal anlamda da- var olmuştu zaten. 90’lar Türkçe pop müziğin birçok simge şarkısındaki, Uğur’un terennümler olarak adlandırdığı, ırlama, yakarış, çığlık, kabile şarkısı ya da ritimli mırıltı gibi anlaşılacak o meşhur çılgın back vokallerin sahibi oydu. Hakan Peker’in Karam,  Demet Sağıroğlu’nun Arnavut Kaldırımı,  Burak Kut’un Boşver, Ahmet Akkaya’nın Ah Canım Vah Canım ve Yonca Evcimik’in Yaşasın Kötülük’ü başta olmak üzere, hit şarkılara hayat verdiği müthiş geri vokaliyle gençlerin hep yanında oldu. 

Ses oyunlarını çok seviyordu. Kendi tabiriyle dili Özkanca idi. Uydurduğu bir dilde şarkılar söylemeye devam edecekti o halde. Sözgelimi ses açma egzersizlerinden oluşan anlamsız sözlere sahip Sude şarkısı, Mazhar Alanson tarafından birkaç küçük kırpma haricinde düzenlenmesiyle Özkanca bir başyapıta dönüşmüştür. Alanson’un Ayhan Sicimoğlu’nu hicvettiği şarkısı Peki Peki Anladık’a Sen Neymişsin Be Abi dokunuşu yine Uğur’dan gelmiştir. Diday Diday Day tekerlemesini sokakta arkasından seslenen çocuklardan duyarak şarkıya ekletmesi gibi -şarkıya kattığı güç açısından- mucizevî bir dokunuştur aslında bu.

Mandolinden basgitara / Atomikler’den MFÖ’ye

17 Ekim 1953 yılında Hurşit-Nahide Uğur çiftinin beşinci çocuğu olarak İstanbul’da doğan Özkan Uğur’un Reşat Nuri Güntekin İlkokulu’nda okurken tanıştığı mandolinle başlayan müzikal macerası, Fenerbahçe Lisesi’nde kurduğu “Atomikler” adlı amatör müzik grubuyla devam edecek ve çok kısa bir süre içinde bu çabaları profesyonel adımlara dönüşecektir. Uğur için -aynı zamanda- Türk müziğine damga vurmuş bir müzik emekçisi tabirini kullanabiliriz. MFÖ’ye uzanan yolda, Şerif Yüzbaşıoğlu Orkestrası, Kaygısızlar, Barış Manço-Kurtalan Ekspres, Erkin Koray-Ter, Edip Akbayram-Dostlar, Ersen-Dadaşlar, Selda-Dadaşlar, Seyhan Karabay-Kardaşlar, İpucu Beşlisi ve Grup Karma gibi birçok efsaneyle birlikte çalmış/çalışmış, bas sololarıyla hafızalara kazınmıştır.

Aktör ve müzisyen. En çok bu iki sıfatla ve genelde eşdeğer iltifatlarla anılmıştır Özkan Uğur. Arkadaşım Şeytan (1988) filmiyle başlayan oyunculuk kariyerinde, İkinci Bahar (1998-2001) dizisinde oynadığı zabıta Şecahattin karakteriyle erkenden zirveye çıksa da, bu alandaki asıl kitlesel şöhrete Cem Yılmaz’la oynadığı filmler vesilesiyle ulaştığını söyleyebiliriz.  Uğur, G.O.R.A (2004), A.R.O.G (2008), Yahşi Batı (2009), Pek Yakında (2014), Karakomik Filmler I / Kaçamak (2019) ve Karakomik Filmler II / Deli (2020) gibi filmlerde gösterdiği üstün oyunculuk performansıyla, sinemadaki varlığını “şarkıcı kontenjanına” değil komedi-dram aktörlüğündeki ustalığına borçlu olduğunu herkese göstermiştir. Özellikle G.O.R.A’daki Garavel Usta ile Yahşi Batı’daki Kızılderili şefi Kızılkayalar rolleriyle akıllara kazınan Uğur, sinemaya bazen müzisyenliğinin önüne geçecek kadar mesai harcasa da, eline aldığı gitarı onun kaderidir;  “Anneme, babama zamanında çok yalvarmıştım ‘beni konservatuara yazdırın’ diye ama iyi ki de yazdırmamışlar. MFÖ olmazdı bu sefer de. MFÖ’süz bir hayat da düşünemiyorum, bunu her zaman söylerim. Müzik benim en önde düşündüğüm bir hadisedir. Hani oyunculuk mu ön plana geçti, müzik mi? İkisi de beraber yürüyor şimdi ama benim kendimi en iyi ifade edebildiğim kısım müziktir… “

Gözyaşlarımız bitti mi sandın?

Özkan Uğur’un yoğun bakımda yattığı o en sıkıntılı günlerinde, saçlarının yıkanıp taranmasından bile büyük mutluluk duyduğunu anlatmıştı doktoru. Hayata karşı bu mesafeden durabilmeyi, bu gerçekliğin içinden dünyayı görebilmeyi ve hayatı omuzlayan tevekkül dolu o saf neşeyi en çok Özkan Uğur’a yakıştırıyor insan. Mutluluğu iğne deliğinden seyreylemek. Deliliğinden taşan anlamın görünür olduğu zamanlar.

2022 yılında üçüncü kez lenf kanserine yakalansa da, hayata aynı olgunlukla bakmaya devam eden Uğur, çok yorulduğu bu yılları Alanson’a şu sözlerle anlatmıştı; “Bak Mevlânâ’nın ne güzel bir sözü var: bir gün gelir açmaz dediğin çiçekler açar, gitmez dediğin dertler gider, bitmez dediğin zaman geçer. Ama hayat öyle bir şey ki önce şükür sonra sabır sonra da inanmak gerekir.” MFÖ belgeselinde grup olarak No Problem’i söyledikleri esnada, şarkının “ne bir şifa buldum / ne de bir çare’” dediği yerde gözyaşlarına hâkim olamaması, uzun bir yorgunluğun/yorulmuşluğun en samimi haliyle gözlerinden dünyaya dökülmesiydi belki de. Neşesiyle yaşayan bir adamın teslim bayrağını çekmesine değil de dev bir ağacın, gövdesine dayanan testereye gülümsemesine benziyordu bu hali. Zaten Alanson bu güzelliği “biz bu yaşlarda ağlarız Özkan’ım, gözyaşlarımızı bitti mi sandın?” diyerek karşılayacaktı. Teselliye değil, kalbin kararına yakın durumlar. Hayat böyle bazen ama / duymaz insanlar.

 

Güllere şarkılar söyleyen adam

Raif Özkan Uğur (1953-2023). MFÖ’nün Ö’sü. Adı gibi Raif ve Özkan. Garavel Usta, Beter Ali, Zabıta Şecahattin, Samim Akça. Hepsi ve daha fazlası. Ama en çok Özkan.

Fuat Güner’in deyişiyle; “hem basgitar çalıp, hem şarkı söyleyip, bir de üstüne dans edebilen bir müzisyen” idi. İyi bir tenor, güçlü bir aktör, sıkı bir basçı, elbette bestekâr ve söz yazarı. Aile babası, komedi-dram oyuncusu, tiyatrocu, back vokal kahramanı, seslendirme sanatçısı, enerjisi patlaması yaşayan çılgın bir sahne adamı.  Hepsi ve daha fazlası. Uğur için en güzel tanımlama şu olabilirdi belki de; kendi ruhundan taşan bir adamdı o. Üstelik bütün bunların yanında; ne politik fanatizme kapılıp kimsenin kalbini kırdı, ne özel hayatını magazin gündemine meze etti, ne de ait olduğu toprakların insanlarını ayrıştırdı. Buradaydı, ona bakınca rahatsız edici dev bir egoyu değil, samimiyetle parlayan o gülen yüzü gördü insanlar. Tebessüm ile merhamet arasında bir yerde Özkan Uğur’du, neşesiyle kalpleri ısıttı, kendi hikâyesine sahip çıkıp, kendi şarkısını söyledi. Güllerin içinden baktı, orda dünyayı gördü, neşesiyle var oldu, gitarıyla güllere şarkılar söyledi. Erkan Oğur, bu ölümün ardından bir veda mektubunu en zarif şekilde sazına taşıyarak şunları fısıldayacaktı dünyaya; “Özkan Uğur güllerin içinden geldi, güllerin içine gitti.”  Rahmet olsun.

Bu dünyadan bir Özkan Uğur geçti. Day, Dahi Ya Hum!

“Güneş doğar güneş batar
Ama insan uyumaz bazen düşünür

Geceler kısa çabuk geçer
Ama insan uyumaz bazen düşünür
Deniz masmavidir ne güzel
Ama insanlar görmez bazen

Şiirler şarkılar masallar
Ama insanlar duymaz bazen”

Bir Özkan Uğur beşlisi

Maksat Muhabbet Olsun şarkısını en yüksek sesle dinlemek!

Güllerin İçinden şarkısındaki bas solosuna kulak vermek!

Sude’nin konser performansı replay!

İkinci Bahar dizisindeki Mazhar Alanson ile birlikte oynadıkları sahneyi izlemek!

Bazen’i dinleyip kendine gömülmek!

Önceki Yazı

Çift yataklı hikâyelerin peşinden

Sonraki Yazı

Halk edebiyatı hakkında birkaç söz

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım