Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi

Türk klasik musikisi ya da tasavvuf musikisinden bahsedilince Ahmet Özhan’ın sesi kulaklarımızda çınlamaya başlayabilir. Kendine has yorumlarıyla bir döneme damga vurmuş olan Özhan, günümüzde de sevilmeye ve dinlenmeye devam eden sanatçılarımızdan biri. O, “Tekke müziğini” olarak da anılan tasavvuf musikisini ilk kez sahneye taşıyarak geniş kitlelerle buluşturdu. Çocukluğunda ailesinden öğrendiği ilahileri ve 24 yaşında tanıştığı tekkenin ilahilerini notaya alarak albümler yaptı. Çalışmaları sadece Türkiye’de değil, Tokyo’dan San Francisco’ya dünyanın çeşitli yerlerinde ilgi gördü ve sayısız konser verdi. 50 yılı aşan aktif kariyer hayatı boyunca pek çok ödüle layık görülen Özhan 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri’nin müzik kategorisindeki sahibi oldu. 2009 senesinde de devrin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in elinden ödül alan Özhan, “Ödül, emeğinizin bir karşılığı olarak insana bir sekine verir, bunu kabul etmek lazım. Ama böbürlenmeyi icap ettirmemeli, nefsine yontmamalı insan.” dedi. Musikinin hayatında hep var olduğunu belirten Özhan ile çocukluğunu, musikinin ve popüler müziğin ruha etkisini ve ödüllerin sanatçıdaki karşılığını konuştuk.
Çocukken evinizde müziğe dair hatıralarınız var mı?
Ailemle benden başka profesyonel yok ama hepsi müziğe bir şekilde aşina insanlardır. Sesleri güzeldi, evde şarkı söylerler idi. Şimdi sadece bir ablam hayatta. Annem, babam ve abim göçtü. Musikiyle hep ilgilenmiş, en azından zevk almış insanlardır. Bizim evimizde radyo hep açıktı, her türlü program dinlenirdi. Türküler, şarkılar… Ben de demek ki istinadım itibarıyla hep onlara kulak kabartıyormuşum. Kendimi hatırlamadığım zamanlardan itibaren evde bir şeyler söyleyerek dolaştığımı ailem bana söylemiştir, onlardan dolayı biliyorum. Sonrasında ben olgun yaşa gelmeye başlayınca “Madem müzikten bu kadar haşır neşirsin, o zaman seni bunun okuluna yollayalım.” dediler. O münasebetle -o zamanlar devlet konservatuarı henüz açılmamıştı- İstanbul Belediye Konservatuarının imtihanına girdim ve kazandım. Eş zamanlı Üsküdar Musiki Cemiyetine dahil oldum. Hiç ummadığım zamanda da -18 yaşındayken- sahne deneyimim de başladı. Gazinolarda çalışmaya başladım. Askerlik sonrasında da Ahmet Özhan olarak bugünlere kadar gelen bir müzik hayatım oldu. 1968'den itibaren düşünecek olursak yarım asrı aştı.

İlk kez tasavvuf müziğini sahneye taşıyan kişiyim
Kariyeriniz Türk klasik müziği ile başlıyor. Tasavvuf musikisi ile tanışmanız nasıl oldu?
Çocukluğumdan itibaren tasavvuf musikisi ile farkında olmadan ilgiliymişim. Babamın sesi güzeldi, ilahiler okurmuş. Ben de onun kucağına çıkar oturur, onunla beraber sallana sallana ilahi okurmuşum. Onlar benim belleğime yerleşmiş. Sonradan müzikle ilgilenmeye başlayınca onlar hatırıma geldi, hemen notaya aldık. Şimdi okuduğum ilahiler, o ilahiler. Yani ilahilere çocukluğumdan beri aşinayım. Sonra konservatuvar da dini musiki dersimiz vardı, orada da meşklerimiz oldu. Ama bütün mesele 1974 senesinde yolumun Türk Tasavvuf Mûsikisi ve Folklörünü Araştırma ve Yaşatma Vakfı’na düşmesiyle alevlendi. 1980'lerin başından itibaren çalışmalarımı tasavvuf musikisini de dahil ettim. Allah'a hamdüsenalar olsun, bu çalışmalar devlet korosuna dönüştü, sahne konserlerinde dönüştü. İlk kez tasavvuf müziğini sahneye taşıyan kişiydim. Buradaki meşklerimizde söylediğimiz, zikrullahta kullanılan birbirine bağlı ilahilerin konserini vermeye başlayınca çok büyük ilgi gördü. Çok büyük ilerlemeler oldu. Oradaki bir kıvılcım yangına dönüştü ve şimdi yüzlerce arkadaşımız sahnelerde tasavvuf musikisini icra ediyor Dünyanın neresine giderseniz gidin tasavvufla ilgilenen yerli yabancı kurumlarda mutlaka bizim vakfımızın mührünü taşıyan noktalar vardır

Musikinin maneviyatımıza etkisinden bahsedebilir misiniz? Müzik ve musiki kelime kökeni itibariyle birbirinden çok ayrılmasa da anlam bakımından kulağa ayrı geliyor.
Popüler müzik dediğimiz şey müzik oluyor. Ama içinde derinlemesine tefekkürü, düşünceyi barındırdığı zaman, hayat ve ilişki deneyimimizde kalite yükseltme söz konusu olduğu zaman o da musiki oluyor. Tasavvuf musikisi dediğimiz şey Evliyâullah Hazerat divanlarından seçilmiş olan Nutku Şeriflerin -halk arasında şiir deniyor- bestelenmesi ile oluşan şeylerdir. İnsanın fiziki ve metafiziki dünyasını aydınlatan, tanzim eden, insanı hakikate doğru yönlendiren, fevkalade ibadet kıvamında bir müziktir. Tasavvuf musikisinin esas icra zaten zikrullahtır. Ama zikrullahın ritüeli kanun marifetiyle yasak olduğu için biz sadece musikisinin konserlerini veriyoruz.
Musiki iki tarafı keskin bıçak gibidir
Bazı popüler müzik türlerinin (pop, rap gibi) insan ruhuna iyi gelmediğine dair bir iddia var. Bu konu hakkındaki fikirleriniz nedir?
Musiki iki tarafı keskin bıçak gibidir. Bir tarafında insanın ruhunun derinliklerinde olan muhteşem kaliteyi ortaya çıkarmasına yardımcı olur, diğer taraf ise insanın nefsaniyetini kamçılayan bir üslubu benimser. İnsanın şehevatını, bencilliğini, nefsaniyetini gıdıklayan müziği tehlikeli müzik olarak görmek mümkündür. Ama öteki taraftan insanın ruhunu okşaya okşaya onun içerisindeki fevkalade güzellikleri açığa çıkaran musiki de ibadet kıvamında bir keyiftir ve çok yararlıdır. Tabii sözler de konusu. Evliyâullah Hazeratı’nın sözlerine baktığın zaman “İlim ilim bilmektir, ilim kendimi bilmektir, sen kendin bilmezsin, ya nice okumaktır.” “Sevgi baht olmuş ezelden bize, siz de bir türlü bizde türlü, ala düşmüş gördüğümüze, sizce bir türlü bizde türlü.” Bu sözler vahdet-i tevhidi işaret eder. Cenab-ı Hakk’ın alim sıfatının açığa çıkışını, insanın hakikatinin Cenab-ı Hakk’tan oluşunu vurgulayan bu ilahileri nerede, “Yakalarsam muck” nerede? Bu ilahileri söylediğiniz zaman yükselir, hoşnut olursunuz, pozitife doğru ilerlersiniz. Bunları ayırt etmek lazımdır.

Ödüller güzeldir, insana şevk verir
Size verilen İlk ödülü hatırlıyor musunuz? 50 yılı aşan kariyeriniz içinde bugün ödüle bakışınız nedir?
Aldığım ödüllerin sayısını bilmiyorum ama hatırladığım ilk ödülüm 1973 senesinde olmalı. İlk kez 1974 senesinde Altın Kelebek aldım, en somut olan o. Yani tam 50 sene önce. 2009 senesinde devlet sanatçısı oldum, dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in elinden o ödülü aldım. Bu sene de Sayın Cumhurbaşkanı bize bu ödülü takdim ediyor. Ödüller güzeldir, insana şevk verir, tatmin verir. Ödül, emeğinizin bir karşılığı olarak insana bir sekine verir, bunu kabul etmek lazım. Ama böbürlenmeyi icap ettirmemeli, nefsine yontmamalı insan. Bir teşekkür mahiyetinde, halka geçen bir hizmetin açığa çıkışı olarak görmek lazım. Teşekkür edip çok daha fazla çalışıp çok daha güzel hizmet etmeye gayret etmek lazım.
Yorum Yaz