Hacı Bektaş-ı Veli’yi Ne Kadar Anlıyoruz?

/
22 dakikada okunur

Halil İbrahim AYGÜL

Hacı Bektaş-ı Veli, 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Bektaşi tarikatının piri kabul edilen Türk tarihinin en mühim mutasavvıflarından biridir. UNESCO, vefatının 750. yıl dönümü olması vesilesi ile bu yılı Hacı Bektaş-ı Veli yılı olarak ilan etti. Buna binaen ülke çapında resmî makamlar başta olmak üzere her alanda etkinlikler planlamakta, kurumlar kültür sanat sezonlarına Hacı Bektaş-ı Veli adını vermekte ve sezon programları buna göre belirlemekte. Bu yıl Hacı Bektaş’ı anlama ve anlatabilme noktasında millet olarak bir sınavdan geçecek gibi görünüyoruz.

Hacı Bektaş-ı Veli belki kendi kimliğinin dışına çıkan bir kimlik olarak Anadolu, Balkanlar ve bütün Türk-İslâm dünyasında önemli, simgesel isimlerden birisi olmuştur. Özelde ise Alevi Bektaşi kültür dünyasında hemen hemen ismi en çok zikredilen, anılan, dile getirilen temel sembol şahsiyetlerden birisidir. Dolayısıyla onun tarihsel olarak kimliği, yaşadığı dönemdeki etkisi ama hemen ondan sonra başlayarak çağlar içerisinde artan, değişen, farklılaşan o kimlik kökünden çıkarak çok daha farklı bir kimliğe ulaşan yapıda Hacı Bektaş-ı Veli’yi de ele alınmaktadır. O yüzden gönüllerde yaşatılan, çoğaltılan, büyültülen farklı kimliklerde algılanan bir Hacı Bektaş-ı Veli var. Bu alanda da çok sayıda akademik çalışma yapılmış ve yapılmaya devam edilmektedir. Hacı Bektaş’ın tarihi kimliği ile ilgili bilgiler çok sınırlı. Bugüne kadar eldeki bilgiler de zaten akademisyenler tarafından işlendi, paylaşıldı, yazıldı, kendi eserlerinde kullanıldı. Dolayısıyla zaman bu alanda araştırmalar yapanlara başka şanslar verebilir. Bu kültür sanat sezonu bir şans olarak addedilip Hacı Bektaş-ı Veli insanlığa ve Türk milletine ilmi verilere dayalı olarak ve geleneksel kültüre de yer vererek anlatılabilir. Tarihi kimlik içerisinde önemli bilgilere de ulaşabiliriz. Hemen kendi yaşadığı dönemden sonra çok daha popülerleşen önemli bir dini sosyal şahsiyet olarak görebiliyoruz Hacı Bektaş-ı Veli’yi. Bu sadece Alevi Bektaşi topluluklarına ait değil. Tasavvuf erbabı olan farklı tarikat silsilelerinde de Hacı Bektaş’ın manevi dünyasına göndermelerin olduğu açıktır. Tarikatların da ötesine geçerek ortak bir kültür ve ortak bir değer haline gelen Hacı Bektaş-ı Veli ve onun eserleri, öğretileri, yolu her zaman ilgi çekmiştir ve çekecektir. Kuruluşundan 1826 yılına kadar Osmanlı Devleti’nin asker gücü olan Yeniçeri Ocağı’nın da Bektaşi Dergâhına bağlı olduğu unutulmamalıdır.
Tüm bu bilgiler ve gelişmeler ışığında bir fırsat olarak önümüzde duran Hacı Bektaş-ı Veli yılı en anlamlı ve doğru şekilde nasıl ihya ve icra edilebilir meselesi aklımızı kurcaladı. Bunun üzerine bu alanda önemli çalışmalara imza atmış olan Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, araştırmacı-yazar Ayhan Aydın, şair Bestami Yazgan ve edebiyatçı Eyyüp Azlal’e “Vefatının 750. yıl dönümü vesilesi ile bu yıl UNESCO tarafından Hacı Bektaş Veli yılı ilan edildi. Yıl boyunca ülke genelinde çok sayıda etkinlik planlanmakta. Türk ve İslâm dünyası için büyük önem atfeden Hacı Bektaş Veli sizce nasıl anılmalı ve anlatılmalı? Türk tasavvuf tarihinin en önemli mutasavvıflarından biri olan Hacı Bektaş Veli’yi “Festival” başlığı anmak, yâd etmek doğru mudur? Her ideolojik bakış, Hacı Bektaş Veli’yi farklı bir yönünden ele alıyor. Onu nasıl görmeli ve anlamalıyız?” şeklinde bir uzun soru yönelttik.

Prof. Dr. Abdurrahman Güzel

“Hacı Bektaş-ı Veli mükemmel bir müellif, mükemmel bir lider. Mükemmel bir mutasavvıf ve mükemmel bir insan…”

Türkiye’de herkes kendi ideolojisine göre bir Hacı Bektaş-ı Veli yorumu yapmaya, yaratmaya çalışıyor. Bu kimseler Hacı Bektaş’ı da okumamışlar. Bu bakımdan önemli bir konudur. Bu sebeple bir araştırma merkezi de kurduk. Bir grup Hacı Bektaş’ı Kalenderimeşrep görür ve eserlerinin ona ait olduğunu kabul etmez. Onu tanıyabilmek için eserlerini okuyup bakmak lazım. Hacı Bektaş’ı ben tarif edeyim. Peygamberimiz zamanındaki ashap neyse Hacı Bektaş-ı Veli odur. Mesela Ahmed Yesevi hak âşığı, peygamber ve Kur’an âşığıdır. Onun altıncı postnişini olan Lokman Perende’den eğitim aldı ve Anadolu’ya Alperen olarak geldi. Hacı Bektaş-ı Veli Makâlât adlı eserinde alkolle ilgili; “Bir kuyuya bir damla içki düşmüş olsa ve o kuyuyu temizlemek için dışarı alsanız, o suyun aktığı yerde çayır çimen bitmiş olsa ve o çayır çimeni de kuzular yemiş olsa kuzuların eti haramdır” diyor. Gayet katı bir İslâm inancına sahip. Ahmed Yesevi’den daha katı bir İslâm inancı var. Ahmed Yesevi ilmi şeraitin 7. Kapısı olarak görürken Hacı Bektaş-ı Veli 2. kapı olarak addeder. “İlimsiz namaz şekilden ibarettir der.” Benim gördüğüm Hacı Bektaş-ı Veli mükemmel bir müellif, mükemmel bir lider. Mükemmel bir mutasavvıf ve mükemmel bir insan… Onun her bir sözü Kur’an’a dayalı. Sadece Makâlât’a 220 ayet, 100 civarı da hadis almış. Ama derler ki; “Bu masaldan ibaret.” Hacı Bektaş-ı Veli hem kadro yetiştiriyor hem eser veriyor. Bu yüzden lider… Bunları çok iyi bilmemiz lazım.

Ayhan Aydın

“Hacı Bektaş’ın her türlü siyasi, politik, devlet, devlet karşıtı, devlet yandaşı bunların hepsinin ötesinde bilim insanları, tarihçi, sosyologların işin içinde bulunduğu kurulu tarafından nesnel bir şekilde eldeki verilerle birlikte anılacağı bir sempozyumlar dizisinin mutlaka yapılması lazım.”

Hacıbektaş’ı kim ne şekilde ele alırsa alsın öneminden, kimliğinden varlığından ödün veremeyecek şekilde ortada olan bir insandır. Gerçekten de kendi topluluğu içerisinde birliği beraberliği derin bir tasarruf öğretisi olan Alevi Bektaşi yolunun ana kriterlerini belirlemiş bu konuda da görüş ve yorumlarını ortaya koymuş bir şahsiyettir. Dolayısıyla bunlar ortadayken bunun dışında ondan başka bir şey çıkarmak zordur. Zaten bugüne kadar da bazı Alevi Bektaşi grupları da Hacı Bektaş’a gerekli önem ve yeri vermemiştir. Fakat otuz kırk yıllık Alevi örgütlülüğünün Hacı Bektaş’a bakışı da ayrı bir araştırma konusudur. 750 yıl boyunca Hacı Bektaş’ı var etmiş, yaşatmış kitlelere bakmak lazım. Bütün Alevi Bektaşi toplulukları Hacı Bektaş’a büyük bir sevgi ve saygıyla yaklaşmışlardır.

Birçok boyutuyla Hacı Bektaş ele alınabilir, incelenebilir. Hacı Bektaş ile ilgili daha söylenecek çok şey olduğunu göz önünde bulundurarak Hacı Bektaş’ın her türlü siyasi, politik, devlet, devlet karşıtı, devlet yandaşı bunların hepsinin ötesinde bilim insanları, tarihçi, sosyologların işin içinde bulunduğu kurulu tarafından nesnel bir şekilde eldeki verilerle birlikte anılacağı bir sempozyumlar dizisinin mutlaka yapılması lazım. Ülkemizde bu konuda ciddi hiçbir çalışma yok. Maalesef ki Alevi Bektaşi kuruluşlarının böyle bir öngörüleri yok. Çalışmaları yok.

İçim kan ağlıyor

Hacı Bektaş’a atfedilen bir resim vardır. İşte ceylanla aslanın yan yana olduğu o bile doğru dürüst çizilemiyor. Bunun dışında yapanlar da var tabii. Yani bu dünyanın içinde, Hacıbektaş nerede? Yani böyle bir resim serisi olsa ressamlar gönüllerindeki Hacı Bektaş’ı resmetseler. Bir tek Fikret Oya’mı görüyoruz farklı bir şekilde. Tavus kuşları içerisinde Hacıbektaş… O gönlünce öyle yapmış. Dolayısıyla bu çok yetersiz… Yine edebiyata devam edecek olursak mesela öykü neden güzel bir öykü roman yarışması yapılmasın. Edebiyat dalında hangi görüşten olursa olsun hangi siyasi görüşten olursa olsun. İçim kan ağlıyor. Bunları yıllar yılı söyledik. Tabii ki müzik olmazsa olmazımız. Bağlamasız Alevilik olmuyor. Bağlama yüzyıllardır bu inancın, cemlerin, ozanların nefeslerinin söylendiği bir aracı sadece bağlama dediğimiz saz mı? Başka hangi müzik eserlerinden çıkmıştır bu eserler? Mesela hep belli sanatçılar ön plana çıkarılıyor. Ben müzik festivali şeklinde Hacı Bektaş’ın anılmasına karşı çıktım. İşte o festival de iptal edildi. “Allah’ın sopası yok” diye bir halk deyimi vardır. Orada müzik olacaksa ozanlara yer vermek zorundasınız. Hacı Bektaş’a ideolojik olarak yaklaşmak yanlıştır. Aynı zamanda da toplumun tüm kesimleri Hacı Bektaş’ı sevebilir, sahiplenebilir tabi ki.

Hiç ciddi belgesel film çalışmaları göremiyorum.

İkincisi halk bilim antropolojik olarak ele aldığımız zaman folklorik olarak halk inancı olarak tasavvufçuların edebiyatçılarında belki ilgilenebileceği halk İslam’ı kavramı vardır. Halk Hacı Bektaş’ı nasıl yaşatıyor. Bu da yine bir paneller sempozyumlara işaret ediyor. Araştırmalara işaret ediyor. Bir önemli faktörde ozanlar ve inanç önderlerinin dilinde Hacıbektaş… Yani Alevi olsun Sünni olsun ozanlık geleneğini sürdürenlerin Hacı Bektaş’a ilişkin bugüne kadar yazılmış binlerce şiiri Alevilerin deyimi ile deyişler var. Fakat bunun devam ettiğini görüyoruz. Bunların sistematik olarak ele alınması gerekir. Yani bu ozanlar Hacı Bektaş’ı hangi yönleri ile ele almıştır? Kendi şiir dünyalarında Hacı Bektaş’ın yeri nedir? Dolayısıyla Hacı Bektaş’ın yaşamı görüş ve felsefesi inanç uygulamalarına göre ozanların şiirlerine yansıma oranı nedir? Bunlar yetersiz kalmıştır. Bu da yine bilimsel çalışmaları, sempozyumları işaret ediyor bize. Dolayısıyla bunlarla anılabilir. Hiç ciddi belgesel film çalışmaları göremiyorum. Televizyonlarda da gösterilen üç beş yapımın dışında böyle bir büyük inanç önderinin Alevi Bektaşi toplumu tarafından bile film şeklinde belgesel şeklinde görsel bugün görsel dünyadayız. Onu halka geniş halka aktarmak için bunlar yapılabilmeliydi. Resim bizim inkar edemeyeceğimiz bir gerçekliktir. Dolayısıyla örneğin Aleviler kendilerine çağdaş sanatçı edebiyat dünyasına yakın görürler. Ama Alevi Bektaşi inancıyla ilgili görsel malzemeler yani görsellik dediğimiz film belgesel çok yetersiz olduğu gibi aynı zamanda da resimde çok yetersizdi.

Eyyüp Azlal

Horasan erenlerinin izini takip etmek için buraya birtakım geziler yapmak, oradaki Selçuklu bakiyesini yerinde görmek gerekir.

Hacı Bektaş-ı Veli, Mevlana ve Ahi Evran gibi İran coğrafyasında doğmuş ve Moğolların saldırısı sonucu ailesi ile beraber Anadolu’ya gelmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli bu iki Anadolu ereni ile Anadolu’da görüşmüş ve Anadolu’nun İslâmlaşmasında büyük rol üstlenmiştir. Onun Velayetname’sinde özellikle Ahi Evran ile görüştüğü yazılıdır. Hacı Bektaş-ı Veli’nin Anadolu’ya geldiği dönem İran Selçuklular’ının yıkılıp Anadolu Selçuklular’ın hükümdar sürdüğü bir dönemdir. Ailesiyle Nişabur’dan Anadolu’ya gelirken Nişaburlu Feridüddin-i Attar, Kuşeyri, Gazzali, Ömer Hayyam ve Sultan Sencer’in şairi olan Muizî gibi ünlü Nişaburlu âlimlerin mirasını da Anadolu’ya taşımıştır. Bu nedenle Mevlana’nın öğretisini Mevlevilik Hacı Bektaş’ın öğretisini de Bektaşilik tarikatına indirgemek hem sakıncalı hem de onların hatırasına ters düşer. Sebebine gelince bugün özellikle bu iki tarikat, bu iki âlimin öğretisinden uzak, günümüz moda anlayışlarının etkisinde faaliyet sürdürmektedir. Hacı Bektaş-ı Veli’yi anlamak için onun yetiştiği Nişabur medresesini ve bu medreseyi inşa eden ilk islam medreselerinin kurucusu Nizamülmülk’ü de anmak ve anlamak gerekiyor. UNESCO bu yıl Hacı Bektaş-ı Veli yılı ilan etmiş. Bizler de Hacı Bektaş-ı Veli’yi anmak ve anlamak için onun üzerinde ilmi çalışmalar yapmak, İran sahasındaki ünlü İslâm âlimlerinin Anadolu sahasındaki İslâm âlimlerini nasıl etkilediğini; bunu Selçuklu Dönemi içerisinde cevaplamanız gerekiyor. Bunun için çeşitli ilmi sempozyumlar icra etmek gerekir. Nişabur gibi ve Nişabur’un merkezinde yer aldığı Horasan erenlerinin izini takip etmek için buraya birtakım geziler yapmak, oradaki Selçuklu bakiyesini yerinde görmek gerekir.

Bestami Yazgan

Hacı Bektaş-ı Veli ve onun öğretileri insanlığa aktarılmalıdır.

Bir düşünürün fikir ve ruh fotoğraflarını çekmek istiyorsak onun eserlerine bakmalıyız. Hacı Bektaş-ı Veli’yi anlamak için de Makâlât eserinin öne çıkarılarak programların düzenlenmesi daha güzel olur diye düşünüyorum. Makâlât eserini rahmetli Mahmut Esat Coşan Hoca da yayımlamıştı. Bu çalışma da dikkate alınarak Hacı Bektaş-ı Veli ve onun öğretileri insanlığa aktarılmalıdır.

Önceki Yazı

13. Sayı Kitaplık

Sonraki Yazı

‘Milli Sinema’nın öncüsü: Yücel Çakmaklı

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.