Halfetili ağıtçı Şahide Bacı

8 dakikada okunur

Doğup büyüdüğüm köyde Ağıtçı Şahide Bacı olarak bilinen ve tanınan ninem Şahide Anar’da Anadolu’daki ağıt kültürünü yaşatanlardan biri. Kendisi şu an Anadolu’da yaşayan çok az kadın ağıtçıdan biridir. Nenem köyde yaktığı ağıtlarla meşhur biriydi. Cenazelerde kadınların olduğu bölümde ağıtlar yakardı. Zaten sadece köyümüzde değil Anadolu’nun hemen hemen her yerinde çoğunlukla kadınlar cenazelerde ağıt yakardı. Çünkü kadınların türkü ve şarkı söylemesi hoş karşılanmazdı. 

Ninemin taziye evinde yaktığı ağıtlarla bütün kadınlar feryat figan ağlarlardı. Onun ağıtçı olması günlük hayatına da yansırdı. Nenem günlük hayatta da çok az gülerdi. Köyde onu normal zamanda görenler bile hüzünlenirdi. Çünkü onu gören herkes cenazelerde yaktığı ağıtlardan ötürü ölümü hatırlardı. Peki nenemin ağıtçı olmasının sebebi neydi? Büyüdüğümde onun ağıtlarını kaydederken bu soruyu kendisine sormuştum. Bana: “Ben ağıt yakmayayım da kim yaksın oğlum. Küçük yaşta anam ve babam öldü. Tıpkı sana benzeyen iri yarı bir kardeşim vardı. On yedi yaşında verem olup öldü. İki kız kardeşim evli ve çocuk sahibiyken veremden öldü. O çocuklar ortada rezil rüsva halde büyüdüler. Bu da yetmedi. Dedenin hikâyesini zaten biliyorsun. Fıstık hasadında hırsızlar gelip fıstıkları çalarken dedeni öldürmeye çalıştılar. Bıçağı gözüne soktular. Gözleri kör oldu genç yaşta. Kocamı karanlığa mahkum ettiler. On yıl önce deden de vefat etti ve ben yalnız kaldım. Yeter mi? Yetmez!. Abin otuz dört yaşında öldü. Torunumun ölümünü bile gördüm. Söyle kurban olduğum ben ağıt yakmayayım da kim yaksın? Ama Allah’a şükür, yine de ben çektiklerime razıyım. Kurban olduğum Allah’ımın bir bildiği var ki onların canını aldı. Baki kalan Allah’tır oğlum. Her şey O’ndandır. Ölüm de O’ndan, doğum da O’ndan ve tabii ki sabır ve ihsan da O’ndan.”

Ninemle sohbet ederken bir film sahnesindeymiş gibi çocukluğuma gittim. Yedi- sekiz yaşlarındaydım. Komşumuz Medine abla doğum yaparken vefat etmişti. Yakınları, battaniyeye sarılmış bir halde cenazeyi getirip evlerinin avlusuna bıraktılar. Bu, bizde bir gelenekti. Vefat eden kişi önce doğup büyüdüğü evin avlusunda bir süre bekletilirdi. Bu, bir nevi yaşadığı yer ile vedalaşmak anlamına da gelirdi. 

Bir gün nenem bir cenazeye gitmeye hazırlanırken ben de onun elinden tutup gitmek istedim. O, her ne kadar beni götürmek istemese de ben elini sıkıca tutup onunla yürüdüm. Nenem komşumuzun avlusuna adımını atar atmaz, henüz ağıt yakmaya başlamamışken kadınlar, onu görür görmez ağlayışlarını arttırdılar, ellerini yumruk yapıp sinelerine dövmeye başladılar. Nenem ağıt yakınca kızının cenazesinin başında duran Ayşe teyze yazmasını çıkarıp saçlarını yolup dövünmeye başladı. Bense gördüklerim karşısında donup kalmıştım. Çok korkmuştum. Çocuk aklımda ölümü sorgulamaya çalışıyordum. Bunu hak etmiştim. Gelmek için ısrar eden bendim çünkü. Nenem sanki Medine abla karşısında hayattaymış gibi onun için ağıt yakıyordu. Nenemin ağıtları, avludaki bütün kadınları ortak bir duyguda toplamıştı. Medine ablanın ruhunun rahatlaması için ağıt yakıyordu. O günü hayatımın sonuna kadar unutamayacağımdan eminim.

Medine abla vefat ettiğinde onların evinin avlusunda hissettiklerimi abim vefat ettiğinde de yaşadım. Artık yatalak ve seksen beş yaşında olan ninemi tekerlekli sandalye ile evinden getirdiler. Yolda ağıdını yaka yaka geldi. Hayatımda yaşadığım en kötü gündü. Bu acı olaydan bir süre sonra kameraman ve yönetmen dostum Ömer Çeşim’i alıp köye gittim. Ninemin kapısını çaldım. Elinden düşürmediği doksan dokuzluk tesbihini çekiyordu. “Nine senin ağıtları kaydedip videoya çekeceğiz” deyince başta çok sinirlendi. “Ben onları evvel Allah için sonra kendim için söylüyorum. Kameraya çekeceksen söylemem” dedi. Annem, halam, amcam ve köyün imamı Naim abinin ısrarları sonunda nihayet kaydetmeye başladık. Hz. Fatıma anamız ve Hz. Hüseyin için ağıtlar yaktı. Okuma yazma bilmezdi. Ağıtlarının otuza yakınını ezberlemişti. Her “Hüseyin” dediğinde göğsüne vururdu. Onu çekim esnasında dinlerken köydeki herkes gibi ölümü hatırladım. Ninem, kaybettiklerinin hatıralarının yaşaması için ağıt yakıyor. Ağıtlarıyla onları yad ediyor. Hem kendi ruhunun hem de ağıt yaktığı insanların ruhunun rahatlaması için söylüyor ağıtlarını. 

O günden kalan bir videoyu paylaşarak yazıma veda edeyim: https://www.youtube.com/watch?v=_9lNDiW-jJU

Önceki Yazı

Hedefim farkındalık oluşturmak!

Sonraki Yazı

Yerli komedinin dünyada karşılığı olacak

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde