“Hepimiz Midhat Efendi’nin çocuklarıyız” II

6 dakikada okunur

Ahmet Mithat, kara mizah tarzının öne çıktığı ‘Beliyat-ı Mudhike’yi, James Beresford’un başlattığı modadan esinlenerek ortaya koyduğunu söylüyor giriş bölümünde. Yapmaya çalıştığının ‘hem belâlı, yaşayan kişiye sıkıntı veren, utandıran hem de komik’ bir hikâye tarzını tanıtmak olduğunu öne süren Ahmet Mithat, Beresford’un ‘bu dünyada gülümseme ve gözyaşının birlikte yaşandığı’ fikrini şiar edinmiş görünüyor. Hem yerli hem de yabancı bir dünyaya ait kahramanlar, mekânlar, olgular, durumlar, gülünçlükler, sıradanlıklar arasında dönemin hayat tarzına ait esaslı ipuçlarına rastlamak mümkün. Kimi yerlerde yanlış batılılaşma örnekleri ya da alafranga hayatın henüz tam idrak edilememiş hususiyetleri sıralansa da batılılaşmaya dair bazı ipuçları da veriliyor dönemin okuruna.
Ahmet Mithat, yapmaya çalıştığı şeyi başka bir yerde şöyle ifade ediyor: ‘Seyahat-i fikriyye yaptırmak; İstanbul’da köşelerde bucaklarda dolaştırmak; alaturka âlemlerde gezdirmek; alafranga âlemlerde eğlendirmek; beşeriyetin hiçbir yerde ve hiçbir zaman yakasını kurtaramadığı felâketleri gösterip rikkat-i kalbiyyeyi davet etmek; yine beşeriyetin hiçbir zaman ve hiçbir yerde kendisini kurtaramadığı türlü türlü gariplikleri gösterip kahkahalarla güldürmek.’ Bu, Ahmet Mithat’ın bütün eserlerinin omurgasını oluşturan bir bakış açısıdır diyebiliriz; -düşündürmek, eğitmek, eğlendirmek…
Kanaatimce Ahmet Mithat’ın dikkate şâyân taraflarından biri de bilinçdışının oryantalizm tarafından esir alınmasına karşı gösterdiği gayret. ‘Oryantalizmin, Osmanlı insanının zihnini ele geçirme ve o zihinler üzerinde tahakküm mekanizmaları inşa etme çabalarının farkında olmuşlar, buna kendilerine yakışan bir celadetle karşılık vermiş’ler arasında Namık Kemal ve Şehbenderzâde ile Ahmet Mithat’ı da sayar Hilmi Yavuz. Öte yandan Ahmet Mithat’ın ‘Oksidantalizm’i tanımlarken kullandığı şu cümle, kavrama bizde ilk defa atıfta bulunulması bakımından önem arz eder: ‘Biz son devir muharrirleri maarif-i garbiyeyi şarka ithale çalışan birer müstagribiz.’ Cemil Meriç de aynı kanıdadır: Ahmed Mithat Efendi’nin ‘Batı’nın tanıtıcısı olduğu halde Doğu’lu kalan belki de tek müstagrip.’ Hem ‘Beliyat-ı Mudhike’de hem de ‘Karı Koca Masalı’nda Hilmi Yavuz’u ve Cemil Meriç’i doğrulayan hususlar mevcut. Bu bakımdan Türk entelijansiyası için de iyi bir örnek teşkil ettiği rahatlıkla söylenebilir Ahmet Mithat’ın.
‘Karı Koca Masalı’nda ise ‘meddah ağzına yakın bir lisan’ kullanan bir yazarla karşılaşıyoruz. Eser, ‘basit bir monolog’ görünümünde olsa da meddah hikâyesi özelliklerini taşıyor. Türünü tespit etmekte zorlanmak mümkün. Ama bütün türlerin karıştığı ya da türlerin ötesinde eğitici ve eğlendirici bir ‘anlatı’ ile karşılaştığımız da bir gerçek. ‘Karı Koca Masalı’nın en önemli özelliği ‘kurmaca’ bir yapıya sahip oluşu. Okuru muhatap alan anlatıcı kişi (büyük ölçüde Ahmet Mithat’ın kendisi) ile okur arasında keyifli bir diyaloğa şahit oluyoruz. Dil, yazı, aşk, ahlâk, evlilik, kadın-erkek eşitliği ve daha birçok konuda okura bir şeyler söylemeye gayret eden yazar, yer yer dağınık üslûbuna rağmen keyifle okunan bir metin üretiyor.
Osmanlı modernleşmesinin Tanzimat edebiyatı üzerinden ‘sosyolojik’ eksenli okunması henüz yeterince yapılmış değildir. Bu konuya el atıldığında, Ahmet Mithat’ın bitmez tükenmez ve ‘sahih’ bir hazine olduğu rahatlıkla görülecektir.

Önceki Yazı

Tanpınar’ın rüya tabirleri

Sonraki Yazı

Neyzen Tevfik ya da “Canına kıymazsan seyahât etme”

Son Yazılar

Tiyatro asla ölmez!

Deneyimli tiyatro oyuncusu Kerem Atabeyoğlu, teknolojinin gelişmesiyle tiyatroların öldüğü şeklinde yapılan yorumlar için net konuştu. Tiyatroya