Koleksiyon kendimi bulma arayışım

24 dakikada okunur

Koleksiyoner Bekir Cantemir: “Koleksiyonerlik benim için keyifli bir alan. İnsanın en zor yaşadığı tecrübe kendisi ile tanışmasıdır. Yani bir insanın kendisi ile tanışması ve kendisini tanıması zaman alan bir mevzudur. Koleksiyon bu anlamda benim kendim ile tanışmamda verimli bir uğraşı oldu. Çünkü ilgileriniz, alakanız malzeme ile ilişkiniz, onu okuma biçiminiz ve egonuz kendiniz ile tekrar tekrar tanışmanız için bir fırsat oluyor. Koleksiyon yapmak, biraz kendimi bulma arayışım.”

Miras araştırmaları ve kültür-sanat yönetimi yapan, saat ve harita koleksiyoneri olan Dr. Bekir Cantemir ile eski Osmanlı, Anadolu ve İstanbul haritaları üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Bekir Cantemir, koleksiyonerliğin toplamak ve muhafaza etmekten ibaret olduğu takdirde kimseye bir katkısı olmadığını ve kendisinin koleksiyon yapmaktaki motivasyonun yeni bilgiler elde etmek ve bunları herkesin hizmetine sunmak olduğuna değindi. Haritanın tarihine ve kültürel taşıyıcı rolüne vurgu yapan Cantemir, haritanın stratejik önemini ve dijital dünyadaki konumunu da değerlendirdi.

Rukiye Kürek

r.kurek@litrossanat.com 

Yıldız Teknik Üniversitesi Jeodezi ve Fotoğrametri Mühendisliği mezunusunuz. Lisans alanınızdan dolayı mı harita koleksiyonculuğu yapıyorsunuz yoksa özel bir ilginiz mi var?

YTÜ’de bölümümüzün adı Jeodezi Fotoğrametiri’nin eski adı Harita Kadastro Mühendisliğiydi. Harita Mühendisliğini bitirdikten sonra Boğaziçi Atatürk Enstitüsü’nde yüksek lisans, Marmara Üniversitesi’nde Cumhuriyet Tarihi üzerine doktora yapma şansım oldu. Eski haritalarla tanışıklığım lisans döneminde değil, Beyoğlu Araştırmaları Merkezi’nde çalıştığım dönemde oldu. O dönemde biz Beyoğlu’nda üç bin beş yüz binanın tarihini yazdık. Eski haritalardan bir binanın sokaktaki yerini bulup o binanın hakkında bilgiler topluyorduk. Bu vesileyle eski İstanbul haritalarıyla 2003-2004 yıllarında tanıştım. Ondan sonra bende harita bilgim var, Beyoğlu’ndaki binaların nerede olduğunu eski haritalardan biliyorum ama bunu herkes bulamıyor şeklinde bir soru oluştu. Sonrasında birkaç akademik çalışmaya merak saldım. Bu haritaları bilgisayar ortamına aktararak saysalsallaştırmak ve bugünkü haritalarla çakıştırmak üzerine bazı işler yaptım bunları yaptıkça da eski haritalarla tanışıklığım arttı. Haritaları tanıdıkça da haritaları koleksiyonuma dahil etmeye başladım. Böyle böyle  koleksiyonum oluştu.

Osmanlı, Anadolu ve İstanbul haritaları koleksiyonlarını yapıyorsunuz. Koleksiyonunuzu diğer koleksiyonlardan ayıran nedir?

Yaşadığım şehri yani İstanbul seviyorum ve İstanbul haritalarını bu yüzden topluyorum. Osmanlı ve Anadolu  haritalarını özellikle topluyorum. Çünkü sonuçta yaşadığımız kültürel coğrafyayı anlıyorum. Zamanla, Osmanlı haritalarının bütüncül bir şekilde toplandığı bir koleksiyonda olmadığını da farkettim. İstanbul haritalarından oluşan koleksiyonlar var ama bu haritalar, bir bibliyograyfa gözetilerek toplanmıyor. Bir resim gibi algılayanlar var veya eskiye ait malzemeler gibi. Bir dönem Atatürk Kitaplığı ve İFEA bu konuda önderlik etti. Benim motivasyonum; bu haritaların hangi dönemde kim tarafından yapıldığı ve hangi teknik kullanılarak çizildiklerini keşfetmek. Ayrıca bu haritaları, bugüne ilişkin verilerini ilgililer tarafından kullanılabilir kılmaya çalışıyorum. İstanbul, Mekke, Medine, Kudüs şehirlerine ve  Anadolu, Osmanlı topraklarına ilişkin haritaları topluyorum.

                                                                                                                                                                                     (Rukiye Kürek ve Bekir Cantemir)

Osmanlı’nın bütüncül bir kartografya tarihi yazılmış değil

Türkiye ve dünyadaki harita koleksiyonculuğu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Dünyada harita koleksiyonculuğunda daha ileri noktalara varılmış yerler var. Birçok üniversitenin harita merkezleri bulunuyor ve bu haritacılıkla ilgili iyi işler yapıyorlar. İstanbul’da bunu Atatürk Kitaplığı bir dönem çok iyi işler yaptı ve yeni yönetimle birlikte onlar da çalışmalarını çok ilerletemediler. Fransa Anadolu Araştırmaları Merkezi de  bir dönem çok iyiydi ama oradaki Kartografya Bölümü artık çalışmıyor. Ama Türkiye’de bu anlamıyla harita koleksiyonculuğu çok zayıf yani bütüncül Türkiye haritalarının bir arada bulunduğu bir yer yok. İstanbul ya da Osmanlı haritaları ile ilgili de yok. Fakat Harita Genel Komutanlığı yani şimdiki Harita Müdürlüğü’nde haritalar var.  Türk Tarih Kurumu’nda haritalar var. Ama bunların sistematize edilmesiyle ilgili bir çalışma yapılması gerekiyor. Biz şu an bu çalışmayla ilgili bir altlık çalışmasını Türk Tarih Kurumuna hazırlıyoruz. En geniş  Osmanlı sınırları haritası ile ilgili biz bir alt yapı ve uzmanların görüşlerini haritaya aktarma ile ilgili bir teknik iş yapıyoruz. Dünyada bunun en iyi örneği David Rumsey arşivi Stanford’da.  Benim Stanford’a gidip David Beyi ziyaret etme şansım oldu. David Bey’de oraya geldiğimi duyunca merkeze yanıma geldi ve kendisiyle tanışma şerefine nail oldum. Fakat onun koleksiyonu daha çok atlaslardaki haritalardan oluşuyor. Atlas haritaları genel veriler içerir. Ben koleksiyonumu dijitalize edip David Beyin sisteminde açmak üzere kendisiyle bir mutabakatımız oldu. Araya pandemi girdi. Bu anlamıyla dünya da farklı yerlerde harita koleksiyonları var. Türkiye’de bilinçli harita koleksiyoncu sayısı çok fazla yok. Ve hatta Osmanlı’nın kartografya tarihi sağlıklı ve bütüncül bir biçimde yazılmış durumda değil.

Benim motivasyonum sahiplik duygusu değil

Dijital dünyada koleksiyonerliğin yeri nedir ve dijital harita koleksiyonu mümkün mü? Ayrıca siz koleksiyonlarınızı dijital arşive dönüştürmeyi düşünüyor musunuz?

Dijital dünyada koleksiyonun güzel yanı şu; farklı disiplinlerden ihtiyaç duyan herkes başka koleksiyona ulaşabilir. Koleksiyon, collect yani toplamaktan geliyor siz topladığınız şeyin malzemesine sahip oluyorsunuz. Bazı insanlar o malzeme sahipliği ile mutlu olurlar. Benim motivasyonum o sahiplik duygusu değil. Motivasyonumu onlardaki bilgileri yorumlanması üzerine kurdum.  Bende olsun kimsede olmasın mantığıyla bir koleksiyon yapmıyorum. Bu yüzden haritalarda dijitalleştirme yapıyoruz. Eski İstanbul haritalarını bugünküler ile çakıştırdık ve İstanbul’da bir parselin 270 yıl boyunca tarihini yazabiliyoruz. Benim Miras Araştırmaları Şirketim var  ve  bu işlerde bunu da kullandığımız için alt yapı itibariyle artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Fakat şu anda bu sistemi dışarıya açacak bir alt yapıya sahip değilim. Bu konuda bazı çalışmalarım var ama bu ayrı bir iş ve ayrı bir organizasyon gerektiriyor. Şimdilik haritaları toplayıp sayısallaştırıyorum ilgili gelirse onun hizmetine sunuyorum.  

 

 Haritacılar genellikle istihbaratçıdır

Haritaların stratejik ve tarihi anlamda önemli bir yer tuttuğundan bahsediyorsunuz bu durum dijital haritalar içinde geçerli midir?

Eski haritacılar ve arkeologlar ve genellikle istihbaratçılardan oluşur. Çünkü o bölgenin bilgisini alırlar ve hizmet ettikleri yere sunarlar. Seyahatnamelerin amacı gezilmeyen coğrafyaları anlatmaktır. Fotoğrafın olmadığı dönemlerde, gezenin anlattıkları ile sözlü ve yazılı kültür üzerinden  coğrafi tasvirler  yaygın hale geliyordu. Günümüzde artık hepimizin cebine Google Maps  girmişken, siz bile buraya gelirken konum verisi kullanmışken, eski harita motivasyonunu anlamlandıramayabiliriz. Ama örneğin; Katar ile  Bahreyn arasında gaz yatakları hakkında tartışma çıktığında, Osmanlı arşivlerindeki sınır kayıtları üzerinden Birleşmiş Milletler bir karar verdi ve gaz yatakları sınırları belirlendi. Bu nedenle eski harita ve harita bilgilerinin hala günümüzü etkileyen yanları vardır. Kısacası bilgi siz onu kullanıp yorumlayınca stratejik olur. Harita bilgisine herkes ulaşabilir fakat siz onu ihtiyacınıza göre yorumlayarak stratejik hale getirebilirsiniz. 

Dijitalleşmeyle koleksiyonerlik form değiştiriyor

Harita tarihi ve koleksiyonerliği açısından Türkiye başta olmak üzere dünyayı geldiği noktada nasıl buluyorsunuz?

Harita artık hepimizin cebine konum datasıyla giren bir veri halinde. Önceden biz konum verisini teodolitlerle, açı ve kenar ölçüleriyle haritalandırırdık. Şimdi ise, herkes bunu çok hassas bir şekilde cep telefonu ile yapabiliyor. Dikkat ederseniz attığımız konuma göre birbirimizi buluyoruz. Artık adres verisi başka bir şeye dönüşmüş durumda. Mesela 19’uncu yüzyılda, saatlerin hayatımıza girmesi zamanı düzenlemişti şimdi ise dijitalleşme ile sıradan insanlar çok fazla konum verisi ile muhatap olarak mekanı farklı tecrübe edebilir hale geldi. Kısacası bulunduğunuz ölçüden tutun ki bulunduğunuz noktaya kadar her şeyi belirleyebilir ve  ölçebilir hale geldik. Bu bizler için yeni bir deneyim. Harita her zaman yeniden üretilebilen bir veridir. Bölgedeki şartlar değiştikçe o da değişir. Dolayısıyla harita dediğimiz uğraşı sizin ihtiyacınıza göre şekillendirdiğiniz bir çerçevedir. Modernleşme açısından değerlendirecek olursak eski koleksiyonerler yani bizler kağıt merkezli haritalar topluyoruz. Dijital haritalarla ilgili imkanımız da var. Dijitalleşmeyle koleksiyonerlik artık biraz form değiştiriyor. Koleksiyonerlik önceden asiller ya da belli bir imkana sahip insanların yaptığı bir uğraş iken şimdi herkes tarafından yapabilir hale geldi.

 

Koleksiyonun hikâyesi bir değerle ilişki kurmaktır

Koleksiyonerliğin kültür sanat aktarımında ve birikimlerinde nasıl etkiler bıraktığını düşünüyorsunuz?

Eğer siz sadece topluyorsanız yani cimrilik içerisinde iseniz geriye çok bir şey bırakamıyorsunuz. Varisleriniz değerinin altında satıp kurtluyor. Bazen koleksiyona verdiğiniz değeri bile kıskanıyor, varisleriniz. Sadece malzemenin kaybolmamasını engelliyorsunuz, ki bu da büyük bir iş. Koleksyion için şöyle bir yaklaşım vardır mesela; çocuklarınız kitaplarınızla ilgilenmiyorsa sahaflara satmalısınız, çünkü para verip alan kıymetini bilecektir. Para vererek onu alanlar kıymet verecektir çünkü değerini biliyordur. Özetle kendinde ki bir değeri başka bir değerle değiştiriyordur.  Koleksiyon bana, bir değerle ilişki kurmak gibi geliyor. Ona zamanını, ki en değerlisi, paranı harcamak ve onunla ilgili yazılar yazmak ayrıca onu açıklamak ve paylaşmaktır. Bu durum ilişki kurmak gibidir. Malzemelerle kurduğunuz anlamlı ilişki koleksiyonerliği doğuruyor. Dolayısıyla herkesin koleksiyonerliği biraz kendi kişiliğinde kendi arzularında, eksikliklerinde ve aradığı noksanlıklarında mümkün bir şeydir. Tek koleksiyonerlik tanımı yapmak bu yüzden çok mümkün değil. 

Resim tahayyülünüzdür harita tasvirdir

Harita sembolojisinin ideolojik bir tarafı ve kimliği var mıdır ve bu durum harita koleksiyonerliği için de geçerli midir?

Haritanın sembolojisi üzerinden ideolojik okuma yapabilirsiniz. Ölçek öncesi haritalar çok tasvir niteliğindeydi, bir ülkeyi tanımlıyorsanız oradaki bir kişinin kıyafetini, kadın ve erkek figürlerini çizersiniz. Dini sembolojiyi uygularsınız ve onu bir forma sokarsınız. Çünkü zihninizdeki imgeleri kağıda aktarırsınız ve resim yapmaktan farklı olarak burada detaylı bilgiler vermeye çalışırsınız ayrıca tasvir niteliği fazladır. Resim sizin tahayyülünüzü tuval aktarırsınız; haritada ise yeryüzünü tasvir edersiniz. Harita, topografyada okuduklarınızı anlamlandırarak kağıda aktarma sanatıdır, lejantı ile herkesin aynı şeyi okumasını hedefler. Bu durum ileriki süreçlerde özellikle ulus devletin oluşumuyla ölçekli haritalarda başka bir forma bürünür. Yani artık haritanın sıfır noktası önemli hale gelir. Bu durumda coğrafya, ulus için yeniden anlamlandırılır.

                                                                                                                                             (David Rumsey ve Bekir Cantemir)

Malzemeler, gündelik hayatta farklı anlamlar ihtiva eder

Koleksiyonerliğin tarihsel süreci etkilediğini söyleyebilir miyiz?

Bazı malzemeler tarih yorumunu değiştiren özellikleri barındırır. Haritada da bu söz konusu olabilir. Dijitalleştirmeyle birlikte bu durum mülkiyet haritalarında çok fazla ön plana çıkar. Mesela İsrail Osmanlı tapu kayıt sistemini esas almış, Filistin Birüssebi topraklarını Osmanlı’nın miri arazisi olarak kabul etmiş ve bu bölgenin yeni hükümdarı olarak mülkiyet hakkını ilan etmiştir.  Fakat Osmanlı arşivlerindeki kayıtlarda, 1890’larda Birüssebi’nin bölgenin bedevilerine tapulandığına dair kayıtlar çıktı. Şimdi bu tapu kayıtları gösteriyor ki, Birüssebi mülk arazisidir ve buradaki Filistinlilerin hukuki hakları vardır. Bu tür kayıtlar, her daim gündelik hayatın yorumlanmasında etkili sonuçlar üretebilir. Bu mülkle ilgili de olur. Mesela Boğaziçi’nde  imarda yeriniz vardır orada yeni bina yapmak için eski bina yeri ispatlanmalıdır. Bina; eski haritalarda, fotoğraflarda  ya da kazı yapılarak ispatlanabilir. Bu tür malzemeler kullanıldığında veya işlendiğinde, gündelik hayatta  farklı işlevler görürler.

Savaş topoğrafyayı yönetmektir

“Savaş topoğrafyayı yönetmektir” şeklinde bir ifadeniz var harita koleksiyonculuğunu da bu minvalde değerlendirebilir misiniz?

Savaş; coğrafya üzerinde insanın strateji ile yaptıkları bir kavga biçimidir. İnsan elindeki güçle karşı tarafı alt ederek oradaki egemenliği kurmak ister bunu yaparken de coğrafya yani topoğrafyada egemenlik kurar. Kısacası savaşın arzusu, topoğrafyaya hükmetme sanatıdır. O yüzden sınırlar ve bu sınırları gösteren haritalar çok kıymetli hale gelir.  Bu nedenle haritalar genellikle askeri heveslerle yapılmış ve bilim dalı askeri teknoloji ile gelişme göstermiştir. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin çoğunun askeriyeden çıkması gibi, haritacılık da asker kökenlidir. Türkiye’de de ilk haritacılar da asker kökenlidir.

İnsanın yaşadığı en zor tecrübe kendisi ile tanışmasıdır

Koleksiyonerliğin fikir dünyanız da ve rutin hayatınızdaki yeri nedir?

Koleksiyonerlik benim için keyifli bir alan. İnsanın en zor yaşadığı tecrübe kendisi ile tanışmasıdır. Yani bir insanın kendisi ile tanışması ve kendisini tanıması zaman alan bir mevzudur. Koleksiyon bu anlamda benim kendim ile tanışmamda verimli bir uğraş alanı oldu. Çünkü ilgileriniz alakanız malzeme ile, onu okuma biçiminiz ve egonuz kendiniz ile tekrar tekrar tanışmanız için bir fırsat oluyor. Koleksiyon biraz kendimi bulma arayışım. Profesyonel iş alanımda zihnim yorulduğunda beni dinlendiren ve aynı zamanda kendimle tanıştığım bir alan haritalar.

 

Önceki Yazı

Nazım Hikmet’le Necip Fazıl’a sitemim var

Sonraki Yazı

Milli mutabakat metni: Vesîletü’n-Necât

Son Yazılar

Boykotun kültür sanat hali

İsrail’in Filistin işgali devam ederken tüm dünyadan insanlar bu işgali destekleyenlere veya sessiz kalanlara karşı boykot

Âşık Veysel

İlkokul yıllarında aşina olduğumuz, görmeden sevdiğimiz bazı ozanlar, yazarlar var. Onların eserlerini ismen de olsa ezbere