İki ayrı çağ Tarâpzâde’de buluştu

///
22 dakikada okunur

Hip hop ile Klasik Türk Müziği’ni harmanlayan Tayfun Guttstadt’ın Tarâpzâde albümü dinleyiciyle buluştu. Farklı tarzıyla dikkat çeken gurbetçi müzisyen albümünü şöyle anlatıyor: “Müziğimi Osmanlı Trap olarak tanımlıyorum. Farklı kültürlerle iç içe olmak tarzımı etkiledi. Ben de iz bırakan ve müzik yaşamımı kaplayan türleri bu albümde topladım. Aslında yapmaya çalıştığım iki farklı kültürden ziyade iki ayrı çağı bir araya getirip onları bir nevi barıştırmak, birbirlerine katkı sağlayabildiklerini göstermek. Bu da benim hayat hikayemin doğal bir sonucu.” 

“Berlin’den dünyaya yeni nesil müzik ve asırlık mirasa farklı bir bakış.” Tayfun Guttstadt’ın, Tarâpzâde albümü… 11 eserden oluşan Tarâpzâde; Anadolu kültürü ve Orta Doğu ezgilerini, hip hop müziğiyle harmanlayan bir çalışmanın ürünü. Müziğini Osmanlı Trak olarak adlandıran Guttstadt’ın bu tarzının oluşmasında kuşkusuz farklı kültürler içinde geçen yaşamı da etkili. Almanya’da yaşayan Tayfun Guttstadt, Konya’lı göçmen bir baba ile Hamburglu bir annemin oğlu. Bu nedenle hem Türk hem Alman kültürünü görmüş, aldığı eğitimlerle de Orta Doğu müziğini tanımış. Ve elektronik gitarla
başlayan müzik yolculuğu ney ve Fuzuli, Pir Sultan Abdal, Harabi gibi Anadolu coğrafyasının önemli isimleriyle tanışmasıyla evrilmiş.Her zaman içinde bir yerlerde olan hip hop aşkını da bu müzikle birleştirip yeni şeyler denemeye başlayan Guttstadt, 20 yıla yakın tecrübesini Tarâpzâde ile müzikseverlere sunuyor.

Dönem dönem değişen bir tarzın olmuş. Müzik yolculuğundan bahseder misin? 

Müziğe 13 yaşında elektronik gitarla başladım. O zamanlar rock ve hip hop müzikleri dinliyordum. Birkaç sene arkadaşlarımla kurduğum rock gruplarla sahne aldım. O zamanlar Türkçem de zayıf olduğu için Orta Doğu müziğiyle ilgilenmezdim. Daha sonra bir dönem klasik gitara yöneldim. Bir seneliğine Guatemala’da yaşadım, orda sadece klasik gitar çaldım. Akustik sazların büyüsüne kendimi o zaman kaptırdım. Almanya’ya döndüğümde Türkiye’nin dilinden, kültüründen baya uzaklaştığımı fark ettim. Babam da vefat ettikten sonra daha sık Türkiye’deki ailemin yanına gitmeye başladım. Marmaris’te oturan amcamı ziyaret ettiğimde orada duyduklarıma müzisyen bilgi ve tecrübesiyle baktığımdan bir sürü şey fark ettim. Ritimler, ezgiler, her şey benim o zamana kadar çaldıklarımdan çok farklıydı. Bu durum ilgimi çekiyordu. Birkaç CD alıp Almanya’ya döndüm. Sürekli onları dinliyordum. Okulu bitirdikten sonra İstanbul üzerinden önce İran’a gittim. Sonra Türkiye’ye döndüm. Türkiye ve kültürüyle daha yakından ilgilenmek istedim ve kendime bir ney aldım. İstanbul’da ney dersleri almaya başladım. Hem Türkiye’de kaldığım bir sene boyunca hem de ondan sonra üniversite yıllarımda çok yoğun biçimde Klasik Türk Müziği ile ilgilendim; peşrevler, saz semailer, ilahiler, halk müziği de dahil buna. Almanya’ya döndüğümde Hamburg Üniversitesi’nde Müzikoloji ve Orta Doğu araştırmaları dallarında lisans eğitimi alıp, Orta Doğu Tarihi, İslam Tarihi, biraz Arapça ve Farsça okudum. Eğitimimi Osmanlı müziği hakkında bir tezle bitirdim. Yine Hamburg’da büyük bir kanun üstadından meşk yöntemiyle öğrenimime devam ettim. Sonra Antalya’ya geldim. Burada gitarist yönümü geliştirdim, bolca jazz ve Flamenco armonilerini çalıştım, değişik solistlerle sahne aldım. Kendi sesimi de sahnede kullanmaya başladım, geliştirdim. Bu süreç içinde gençliğimden beri oldukça beni etkileyen hip hop müziğine de yöneldim. 2016 senesinde yine Almanya’ya döndüm çok kültürlü sanat ortamında değişik projelerle sahne aldım. Yüksek lisansımı bitirdikten sonra yeni bilgisayar alıp bu defa hip hop altyapıları üretmeye odaklandım ve hızlı biçimde ilerledim. Üstüne ney ve sesimle klasik tarzda ezgileri ekledim. Bu şekilde yaptığım müzik hem sosyal medya da hem de canlı sahnelerde çok beğenildi.  

Neden ney?

Daha önce aldığım birkaç albümde duymuştum ve beni çok etkilemişti. Ayrıca Orta Doğu müzikleri açısından çok önemli bir saz olduğunu düşünüyorum.

Eserlerime bir şans daha verin 

Yukarıda müzik yolculuğunu anlatırken de fark ettik ki bu albüm tüm bu serüvenin yolculuğu sanırım… Neden bu kadar bekledin albüm için?

Albüm yapma isteğim hep vardı. Sürekli üretirdim. Kendi müziğimi dünyayla paylaşmayı, yakın çevrem dışında hep ihmal ettim. Zamanı geldiğinde yaparım diyerek hep erteledim. Bir baktım neredeyse 20 sene geçmiş ve ben hâlâ kendimden bir şey paylaşmamışım dünyayla. Ama aynı zamanda şu an yaptığım müziklerde tüm o birikimin ürünü. Artık bir albüm çıkarma vakti gelmiştir dedim. Bu konseptle bir albüm çalışmasına başladım. Zaten beni en dürüst ve samimi biçimde temsil eden karışım; hip hop ve Klasik Türk Müziği… Böyle bir tarz yok bildiğim kadarıyla. Albümü bitirip yayınlamak beni çok tatmin etti. Renkli ve derin bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Bu albüm benim için bir deneydi. Bazı besteler çok sakinken bazıları sınırları zorluyor. Ben de sonradan dinlediğimde bu çok ilginç olmuş dedim. Daha geçen bir arkadaşım bana “Bazı besteleri ancak birkaç defa dinledikten sonra anlayabildim, sevebildim” dedi. Dinleyicilerden ricam bu bilinçle yaklaşmaları, ilk defada sevmedikleri ya da tuhaf buldukları bestelere birkaç şans daha vermeleri. Ayrıca şunu eklemek istiyorum, anlattığım tüm bu yolculukla aynı kalan tek şey, üretkenliğim. Hep kendi eserlerimi, ezgilerimi bulup çalardım ve bunlar genelde rağbet görürdü. Hem bilinen kuralları uygulardım hem de şöyle yapsak ne çıkar diyerek yeni ve yaratıcı şeyler ortaya koyardım. Şimdi baktığımda eldeki albüm için de bu geçerli. Bir taraftan geleneğe sıkı biçimde bağlı kalıyoruz diğer taraftan ise sınırları zorlayan bir yaklaşım var. 

Peki bu müzik tarzını kısaca nasıl tanımlıyorsun?

Müziğime Osmanlı Trap desek yanlış olmaz herhalde… Farklı kültürlerle iç içe olmak beni ve müziğimi etkiledi. Ama bu albümde yapmaya çalıştığım iki farklı kültürden ziyade iki ayrı çağı bir araya getirip onları bir nevi barıştırmak, anlaşmalarını sağlamak, birbirlerine katkı sağlayabildikleri göstermek. Bu da benim hayat hikâyemin ve ilgi alanlarımın doğal bir sonucu aslında. Ben de en çok iz bırakan müzik türleri olan ve hayatımı kaplayan Klasik Türk Müziği ile hip hopu bu albümde de göstermek istedim. 

Tarz konusunda kendimi sınırlamadım 

Tarâpzâde albümünün ismi nereden geliyor? Kaç parça var? Biraz detay anlatır mısınız? 

Tarâpzâde benim uydurduğum bir sözcük. İçinde hem trap var hem Arapçada Um Kulthum’un (Ümmü Gülsüm) yaptığı müzik tarzına denilen tarâb var hem de -zâde. Osmanlı, Selçuklu ve daha geniş anlamda Farsçanın ağırlıklı olduğu kültür alemine bir gönderme bulunuyor. Albüm toplam onu sözlü bir tane enstrümantal olmak üzere 11 parçadan oluşuyor. 3 parça yorum, diğerleri kendi eserlerim. Hip hop tarzında altyapılar ağırlıkta olmasına rağmen bazen başka alemlere de dalan, müzikalite açısından geniş bir albüm. Mesela Feryad oldukça sert trap tarzında iken, Yârim yumuşak ve çok dokunaklı. Albümün konsepti konusunda kendimi çok sınırlandırmak istemedim. Her parçada nasıl bir havaya ihtiyaç olduğuna göre çalıştım. Albümde Türkiye’de de beraber çalıştığımız sevgili Özlem Taner dışında hepsi Berlin ve Hamburg’da yaşayan Orta Doğu kökenli müzisyenler yer alıyor. Kimi Türkiye’den, kimi İran’dan, kimi Suriye’den gelmiş. Hepsi tanınmaya değer: Milad Khawam, Turan Vurgun, Naile Tuncer, Hakan Tuğrul, Farhang Moshtagh ve Hasan Al-Nur.

Birçok düet var… Müziğini başkalarıyla paylaşmayı seviyorsunuz sanırım? 

Paylaşmak hep güzeldir. İnsan olmanın en güzel tarafı. Mesela konserlerimde mutlaka birkaç müzisyenle beraber sahne almak isterim. Özellikle bir kadın vokalistle beraber söylemeyi çok seviyorum. Çünkü tınılar birbirini tamamlıyor. Sadece tek başıma yapabildiğim eserler de mevcut albümde. Özellikle daha deneysel olanlar ve çok serbest okuduğum eserler için geçerli bu.

Albümü neden yaptığımı anlamaları çok güzel

Albümde sözü size ait eserlerde var. Ne zamandır söz yazıyorsunuz?

Çok müzik yazarım fakat söz yazmakta hep büyük bir engel ile karşılaştım. Normalde bir iki cümleyi geçmezdi yazdığım sözler. Fakat bu albüm için kendimi biraz zorladım ve bazı eserler için kendi sözlerimi yazdım. Yaptığım için de mutluyum, yeni bir kapı açıldı benim için.

Nasıl dönüşler aldınız? 

Genelde güzel dönüşler aldığımı söyleyebilirim. Mesaj atan, sosyal medyadan yorum yazanlar oldu. Albümün tarzını sevmeyen insanlar da kaliteli, aşk ve anlam taşıyan bir çalışma olduğunu görebiliyor. Klasik edebiyat ve ezgileri günümüze taşıdığım için sevinen, bunun kültürümüz için önemli olduğunu düşünenler de çok. En güzeli de bana benzer bir hayat hikâyesi olan insanların‚ “Sen bizim hayatımızın müziğini yapmışsın. Bu müziği aradığımı bilmiyordum ama ihtiyacım varmış.” yorumunu yapmasıydı. Bu da beni çok mutlu etti. Müziğimi niye yaptığımı anlayan insanların olduğunu görmek çok güzel. Albümde hem geleneğe hem modern kültürün fenomenlerine bir sürü gönderme var. Bunların hepsini görebilmek ve anlam verebilmek için birçok şeyi tanımak gerek. Ama bunları görmeden de albümü büyük keyifle dinleyebilir herkes diye düşünüyorum.

Üstatlara saygısızlık ettiğimi düşünmüyorum

Albümde Fuzuli, Pir Sultan Abdal ve Harabi’nin sözlerinin yer aldığı eserler var.  Müziğinize bu isimleri dâhil etmek aklınıza nereden geldi?

Klasik eserler, ilahi, nefes ve türküleri çok çalıştım. Aynı zamanda geleneksel edebiyat ustaların sözleriyle çok vakit geçirdim ve onlardan etkilendim. Pir Sultan Abdal, Harabi, Hacı Bektaş ve Fuzuli en sevdiklerim. Dolayısıyla albümde yer vermek istedim. Ayrıca günümüz için de çok anlam ifade eden söz yazdıklarını da hatırlatmak istedim. Bin yıl önce yazılmış da olsa bu sözler önemini koruyor.

Photo By: Anton Tal – www.AntonTal.com @ntontalphoto

Bu isimleri böylesine bir tarz ile harmanladığınız için eleştirildiniz mi?

Tabii eleştirenler oluyor. Mesela “Üstatların kemikleri sızlıyor.” diyenler var. Bu yaklaşımı hem sığ hem biraz hadsiz buluyorum. Bu müziklere, metinlere yıllarımı verdim. Neyi yapıp yapmayacağımı özenle tartıp düşündüm. Kendimce bu ifade biçimini seçtim, şöhret ya da para için yapmıyorum bunları, yoksa pop müzik yapar geçerdim. Saygısız veya keyfi bir çalışma olmadığını düşünüyorum. Ayrıca çoktan ölmüş üstadların adına konuşmak kimseye düşmez. Mesela Pir Sultan Abdal söz yazdı, türkü ya da deyiş yazmadı. Dolayısıyla geleneksel olarak algıladığımız yorumları sever miydi onu bile bilemiyoruz. Yazdığı sözlere yazılan ezgileri sever miydi bilemiyoruz. Benim yaptığımı sever miydi? Bilemiyoruz.

Klipler kısa film tadında

Klipleriniz kısa film tadında. Özellikle Cevrimiz klibiniz çok dikkat çekici…  

Her sanatın kendine has anlatısı, formu, üslubu var diye düşünüyorum. Yapacağımız videoların da sadece müziğin yanına birkaç tane güzel kareden ibaret olmasını istemiyordum. Genel fikri oluşturmak dışında yönetmenlerin işine karışmadım. Böylece yönetmen kendi dünyasını oluşturma imkânı buldu. Benim hayal edebildiğimden çok daha güzel şeyler çıktı. Cevrimiz şarkısının klibine gelince her şeyi tamamen Calimaat (Camil Bahtijarevic) arkadaşımıza bıraktım. Sinematik bir çalışma oldu. Hepimizin içinde olan bir ikilemi, şizofrenik bir hâli anlattı. 

Albüm kapağı çok orijinal. Hat sanatını görüyoruz. Neler söylemek isterseniz kapakla ilgili?

Albüm kapağı kendi kendine bir sanat eseri niteliğinde oldu. Calimaat yaptı, kendisi hat ve grafiti sanatlarını harmanlıyor. Yani benim müzik aleminde yapmaya çalıştığımı o da görselde yapıyor. Kendisini tanıştığımızdan beri takip ediyordum. Bu albümün kapağı için en doğru kişinin o olduğunu biliyordum. Müziklerimi gönderdim kendisine çok beğendi. Kapağı kendisinin yapmak istediğini söyledi. Ayrıca Sultan ve Cevrimiz parçalarının kliplerini de o çekti. 

 

Önceki Yazı

Genç sanatçılar daha fazla fırsat istiyor

Sonraki Yazı

Minyatür, zamanını aksettirir

Son Yazılar

Yapay Sherlock Holmes

IQ’sunun 190 olduğu tahmin edilen Sherlock Holmes şimdiye kadar yazılmış en zeki karakterlerden biridir. Yazar Sir

Doğu’da masalsı aşklar bitmez

Gazeteci Yazar Samet Doğan’ın üçüncü romanı “Beni Yemen’de İtalyana Benzetirler” Ketebe Yayınları’ndan çıktı. İçinde aşkı, arkadaşlığı