İstanbul ilham kaynağım

//
20 dakikada okunur

Ses ve Tanbur Sanatçısı Hakan Dedeler: “İstanbul’la hem müzik hem de kitap çalışmalarımla özdeşleştiğimi düşünüyorum. Eğitimimi Anadolu’da aldım ama müzik ile çıkış hikâyem İstanbul’da başladı. Eğitimim sonrasında insanlarla paylaştığım müziğin kaynağı, beslendiğim yer İstanbul”diyor. 

Müzik dünyasına her geçen gün sanatsal ve akademik anlamda pek çok yenilik ve katkı sağlanıyor. Müziği sadece notalarla ya da enstrümanlarla sınırlamak onu kısır bir döngü içerisine hapsediyor. Müziği bu haksızlığa maruz bırakmamak adına sanatın, kültürün, müziğin sosyolojik disiplinlerle olan ilişkisine bakmak gerekiyor. Biraz da o eserleri keşfetmeliyiz. Müziğin keşfedilmeye aç olduğu noktalardan bir tanesi de müziğin İstanbul’la olan ilişkisidir kuşkusuz. Yüzyıllara dayanan bir kültürel müzik geçmişine sahip İstanbul’da hangi enstrümanlar hangi sanatçıların elinde hayat bulmuş, İstanbul’da müzik eğitimi nasıldı gibi soruların çeşitliliğinde İstanbul’un müzikteki, müziğinde İstanbul’daki geçmişini araştıran editoryal bir kitap çalışmasının haberini alır almaz hemen peşine düştük. Esenler Belediyesi Kültür Yayınlarından çıkan, “Müzik İstanbul” kitabı bahsini açtığımız birçok soruya hatta neredeyse tamamına cevap veriyor. Editoryal bir çalışma olan “Müzik İstanbul” kitabının içerisinde akademisyen, müzik araştırmacısı ve müzisyenleri barındıran otuz beş kişilik yazar kadrosu yer alıyor. Müzik dünyasında akademik anlamda bir eksikliği giderecek olan “Müzik İstanbul” kitabını ses ve tanbur sanatçısı aynı zamanda kitabın editörü Hakan Dedeler ile konuştuk.

Esenler Belediyesi Kültür Yayınlarından çıkan “Müzik İstanbul” kitabınızın çıkış hikayesinden ve hazırlanma sürecinden biraz bahseder misiniz?

Bir İstanbul aşığı olarak İstanbul’u çok seviyorum. Müzisyen olduğum için İstanbul’a olan bu sevgimle birlikte, buranın müziğinide irdelemem lazım dedim. Zaten İstanbul müziğini de çok seviyorum. Çaldığım enstrüman olan tanburda İstanbul’a ait bir enstrüman. Dolayısıyla müziğe ve İstanbul’a olan sevgim bunu irdelememe sebep oldu. Bunun sonucunda da kitapta bulunan otuz beş yazar arkadaşımızla görüşerek konuları belirledik. İki senelik bir emeğin ardından “Müzik İstanbul” adında yaklaşık olarak bin sayfaya yakın ve yeni makalelerden oluşan yeni, özgün bir çalışma ortaya çıkardık. Bu çalışmanın müziğe ve müzikseverlere ışık tutacağına inanıyorum.

                                                               (Hakan Dedeler ve Rukiye Kürek)

Müziğe dair konu başlıklarını İstanbul özelinde ele almış bu kitap üzerinden İstanbul ve müzik ilişkisini nasıl yorumlarsınız?

İstanbul’un kendine ait bir müziği var. Mesela tanbur ve  klasik kemençe İstanbul’a aittir. Hatta tanbur için İstanbul tanburu, kemençe için İstanbul kemençesi, lavta için İstanbul lavtası derler. Bu minvalde makalelerde kitapta yer alıyor. Çok önemli kültürel bir şehir olan İstanbul için kültürel bir durak hatta kültürel bir metropol diyebiliriz. Bu metropol kendi müzik türünü ürettiği gibi dünyanın birçok müzik kültürlerine de ev sahipliği yapıyor. Dünyaca ünlü birçok besteci İstanbul’da yaşadı ve eser üretti. Bunların hepsi bir unsurdur. Mesela Macar bir besteci olan Bela Bartok Türk  halk müziği derlemeleri için Türkiye’yi dolaştı. Aslında baktığınızda İstanbul içerisinde hem kendi müzik kültürünü hem de farklı müzik kültürlerini barındırdığı için bu kadar kapsamlı bir çalışma ortaya çıktı.

İlgilisinin başucu kitabı olacak

Çok geniş bir alan olan müzik ve İstanbul üzerine editoryal bir kitap çalışması gerçekleştirdiniz. Kitap çalışmanızda birçok akademisyen ve müzisyen ile bir arada çalışmak nasıl bir süreçti ve size neler kattı?

İstanbul ve müziğe dair  bilgim ve merakım vardı. Kitaptaki makalelerin katkısıyla bunu daha da ilerletmiş oldum. Bilgi dünyam genişledi ve farklı birçok bilgiye vakıf oldum. Otuz beş tane yazarın yazdığı makalelerden oluşan bin sayfaya yakın bu kitap ufkumu açtı. Yıllardır müzikle uğraşmam dolayısıyla birçok isimle arkadaşlığımız var. Tanıyoruz birbirimizi. Mesela bir arkadaşımı arayıp “İstanbul’da gitar eğitimi nasıl başladı?” diye sordum ve o bununla ilgili bir makale yazdı. Biz de bunu şu anda okuyabiliyoruz. Kitap süreci zor bir süreçti ama ortaya hacimli, kapsamlı bir çalışma çıktı. Bu kitap çalışmasının müzik kütüphanelerinin ve müzik öğrencilerinin başucu kitabı olacağını düşünüyorum. İstanbul, müziğiyle beraber yaşayan bir kültür.

Kitabın  içerisinde İstanbul’un müzik ile ilişkisine dair  pek çok bölüm var. Sizin için kitapta önemi ve yeri ayrı olan bir konu başlığı var mıdır?

Kitaptaki bölümleri önem açısından birbirinden ayırmıyorum. Zaten kitap İstanbul’un kendi müzik kültürünü anlatarak “İstanbul ve Türk Musikisi” başlığı adı altında başlıyor. İstanbul’a ait müzikle başlıyor ve sonrasında da yaşayan müziklerle devam ediyor. Kitap sekiz bölümden oluşuyor ve bu sekiz bölümde de alt başlıklar var. Kitapta sadece akademisyenler değil müzik araştırmacıları, sazendeler makaleler yazdılar. Çok geniş, kapsamlı bir yazar kadrosu yer aldı. 

Çalışmanızın müzik dünyası için yeri ve önemi nedir? Kitabınız sanat ve akademik camiada nasıl karşılandı?

Görüşmüş olduğum çoğu akademisyen İstanbul’a dair daha önce müzik bağlamında bu kadar kapsamlı bir kitap yazılmadığını ifade ettiler. Açıkçası bu da beni çok mutlu etti. Bu kitap şu anda müzik ve İstanbul özelinde en kapsamlı tek kitap. İçerisinde yeni yayınlanan makaleler yer alıyor. Aynı zamanda eski müzik yayıncılarının arşivlerinden de yararlandık ve orada da çok ciddi dokümanlar ortaya çıktı. Tarihsel anlamda önemli bir kaynak oldu. Kitaba ilgi şimdiden çok fazla.

Siz kitap çalışmanızla müzik dünyasındaki bir eksikliği tamamlamada etkili olabileceğini düşünüyor musunuz ve kitabı alan içerisinde diğer kitaplardan farklı kılan yönleri sizce nelerdir?

“Müzik İstanbul”u alanındaki diğer çalışmalardan farklı kılan perspektifidir. Çünkü sadece tarih ve eğitimle sınırlı kalmıyor. Şehir kültürüyle, tarihle ve eğitimle ilgili yazılar da var. Baktığınızda bir enstrümanın özelinde de yazılar var. Mesela tanburi bir arkadaşımızın tanbur silsilesini anlattı. Kitap, semt semt  müzikleri de anlatıyor. Örneğin Kağıthane Şarkılarını anlatan yazılar da var. Aslında şehir kültürü bağlamında yapılan bu çalışma hemde sosyolojik bir çalışma olarak da görebiliriz. Müziğe birçok disiplin içerisinden bakabiliyorsunuz. Aslında sadece bir müzik kitabı değil müzik kültürü kitabıdır. “Müzik İstanbul” kitabını İstanbul’un müzik kültürü kitabı olarak tanımlıyorum. 

Müzik dünyasına sanatsal çalışmalarınız dışında akademik değeri olan bir çalışma ile katkı vermek vermek nasıl bir duygu?

Müzik dünyasına bir müzisyen olarak akademik çalışma verebilmekten onur duydum. Türkiye’nin otuz beş kıymetli şahsiyetinin, entelektüellerinin yanımda olup çalışmaları ile destek olmaları beni son derece mutlu etti. Kitap sabır isteyen bir süreç ve dediğim gibi biz iki sene uğraştık ve yazarlarımızda bu sabrı gösterdiler. Bu süreçte sıkıntı yaşayabilirsiniz ve zorlukta çekebilirsiniz ama hepsi bir yere kadar oluyor. Sonucunun iyi olduğunu ve bir boşluğunu dolduracağını bildiğiniz için buna katlanıyorsunuz ve şu anda herkes sonuçtan, ortaya çıkan eserden memnun. 

“Müzik İstanbul” kitap çalışmanızdan sonra akademik alanda da müzik dünyasına katkı sunmaya devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Biliyorsunuz ki  müzisyen kimliğimle daha çok ön plana çıkan birisiyim. Ama sanatın tüm disiplinlerine ilgim var. Aslında bu kitap bu ilgilerimin bir yansıması olarak ortaya çıktı. Kitap çıktıktan sonra yeni kitap teklifleri gelmeye başladı. Yayıncılık düşünüyor ve yeni eserler vermek istiyorum. Hali hazırda yazmış olduğum da bir kitap var. Belki bir sene sonra çıkar bilmiyorum, üzerine çalışıyorum. Yakın zamanda yeni bir türkü seslendirdim. Ben Elbistanlıyım ve son yaşadığımız deprem felaketinden dolayı Elbistan deprem bölgesi oldu. Bende bir Elbistan türküsü seslendirdim. Kitap konusuna tekrar dönecek olursak bende deneyimlerimi hatıralarımı yazmak istiyorum. Yedi sene bir müzik akademisi yönettim bundan dolayı müzik ve eğitim konusunda çok fazla hatıralarım var. Bunları hatırat şeklinde insanlarla paylaşmak ve müzik kültürü üzerine çalışmalar yapmak istiyorum. 

Sanatsal disiplinler birbirinden bağımsız değil

Bir müzisyen olarak kendi alanınızda bir kitap çalışmasına imza atmak size nasıl hissettiriyor?

Aslında müzikte diğer akademik ve sanatsal disiplinlerde birbiriyle bağlantılı. Mesela bir şiir okuyorsunuz sonra bakıyorsunuz ki bir süre sonra o şiir beste olmuş. Ben Yunus Emre’yi çok severim, bir dizesi karşıma çıktı. Sonra baktım o beste olmuş ve albümümde yer almış. Sanatsal disiplinleri birbirinden bağımsız düşünmüyorum. Hepsi birbirini besliyor ve hayatımda hepsi yer alacak. Çünkü hepsi ilham kaynağım. Çeşitli kulvarlarda üretmeye devam edeceğim. Severek yaptığınız her iş siz de bir ağırlık oluşturmaz. 

 

Kendi müziğiniz içerisinde İstanbul’u nasıl konumlandırıyorsunuz?  

İstanbul müziğim içerisinde çok ciddi yer alıyor. İstanbul özelinde kurmuş olduğum “3 Hisar” isminde bir müzik grubum var. Grubun ismi de İstanbul’daki üç hisardan geliyor. Grubumla beraber “İstanbul” isimli sözlü ve sözsüz bir eser yaptık. O eser her yerde karşımıza çıkıyor ve tüm dünyada dinleniyor. Aslında hem müzik hem de kitap çalışmalarımla İstanbul’la özdeşleştiğimi düşünüyorum. Eğitimimi Anadolu’da aldım ama müzik ile çıkış hikâyem İstanbul’da başladı diyebilirim. İlk müzik eğitimi Sivas’ta aldım kısa bir süre sonra İzmir’e geçtim. Eğitimim sonrasında insanlarla paylaştığım müziğin kaynağı, beslendiğim yer İstanbul.

Koleksiyon çalışmaları sanatla buluşmalı

“Müzik İstanbul” kitap çalışmanızın minyatürlerini eşiniz İsmihan Züleyha Dedeler hazırladı. Eşinizle beraber bir kitap çalışmasında yer almak nasıl bir duygu? 

Çok mutluyum. Bizim için bu durum memnun edici. Eşim minyatür sanatçısı. Minyatür ise İstanbul ile özdeşleşen bir sanat. Kitapta özellikle o müzisyen figürleri hatta İstanbul’u anlatan özel figürler var. Eşime kitap çalışmasını anlattığımda kafasında çok güzel bir kompozisyon belirdi ve “Müzik İstanbul” bağlamında böyle bir eser ortaya çıkardı. Bizim için çok güzel bir anı oldu. Başka çalışmalarımda da eşimle yer almak isterim. Aslında baktığınızda koleksiyon çalışmaları ortak bir emeği gerektiriyor. Mesela dünyaca ünlü kaligraf Erhan Olcay kitaba özel kaligrafi çalışması yaptı. Koleksiyon çalışmalarının farklı kılan noktalar olmalı. Kaligrafiden tutun da minyatüre kadar birçok şeye yer verilebilmeli. Kısacası kitabı, kitapları sanatla buluşturmak gerekiyor. 

 

Önceki Yazı

Kral Şakir Dünya’yı fethedecek

Sonraki Yazı

Deneme kritik bir eşik

Son Yazılar

Sahnede kör oluyorum

Özellikle komedi yapımlarından tanıdığımız ama ters köşe yapan işlerle de seyircilerinin karşısına çıkmayı seven oyuncu Gökhan