İstanbul’da sonbahar ve sanat rüzgarı

13 dakikada okunur

Litros Sanat’ın  sanat ajandası, bu sayıda sizler için Shakespeare’in önemli trajedisi sayılan Kral Lear’ı ve Almanya menşeili Familie Flöz topluluğunun mask tiyatrosu kapsamında sahnelediği Düğün’ü ele alıyor. Pera Müzesi’nde sergilenen Gelecek Hatıraları ve Tam Yerinden sergisi de Sanat Ajandası’nın bu sayısında sizlerle.

İstanbul’da sanat sezonun açılması ile beraber kültür sanat etkinlikleri hız kazandı. Kışı etkinliklerin en verimli mevsimi olarak nitelendirebiliriz. Hal böyle olunca biz de etkinliklerin peşine düştük. Sizlere seçtiğimiz, sizlerin de sevebileceği etkinliklerin haberini vermek için yola koyulduk. Sanat Ajandası’nda bu hafta dünyaca ünlü İngiliz yazar Shakespeare’in önemli trajedisi sayılan Kral Lear oyunu var. Aynı zamanda İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 27. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Familie Flöz tarafından sahnelenen Düğün oyunu da var. Düğün, mask tiyatro formatında ve sadece mimiklerin konuştuğu bir oyun. Diğer taraftan, mevsimin ruhunu yansıtan sergileri de sizler için derledik. Pera Müzesi’nde sergilenen Gelecek Hatıraları, Tam Yerinden sergisi de bu sayıda Sanat Ajandası’nda.

Güç, hırs, intikam, iktidar Kral Lear’da hepsi var

Dünyaca ünlü İngiliz yazar William Shakespeare’in önemli trajedilerinden kabul edilen Kral Lear‘ı sonunda izlemek nasip oldu. Arkadaşımın “Elimde iki Kral Lear bileti var gelir misin?” çağrısı ile yola düşüp City’s Nişantaşı’na gittim. Yönetmenliğini Jonathan Munby ve  Ross MacGibbon’ın üstlendiği, Ian Mckellen’in de başrolünü üstlendiği oyun tam tamına 4 saat sürdü… Oyun National Theatre Live formatında Türkiye’ye gelmişti ve City’s de sinema formatında izleyici ile buluştu. National Theatre İngiltere’nin önemli tiyatro salonlarından biri. National Theatre Live ise tiyatro yapımlarının Londra’daki sinema salonlarından canlı olarak gösterilmesini sağlayan bir proje ve bu proje 2009 yılında başladı. Bu proje kapsamında önemli tiyatro eserleri kayda alınıp birçok yerde sinema formatında gösterildi. Bizim izlediğimiz Kral Lear’da bu formatta bir oyundu. Bir Kral’ın kibrinin ve iktidar hırsının evlatlarına nasıl sirayet ettiğine şahit oluyorsunuz oyunda. Shakespeare’in mükemmel kalemi Ian Mckellen’in muhteşem oyunculuğu ile birleşince ortaya kusursuz bir sanat yapıtı çıkıyor. Mckellen, rolün melankolisinin karşılığını vererek tüm doğallığı ile sahnede devleşiyor. O adeta Kral Lear‘ı yaşıyor sahnede. McKellen, Lear’ın demans belirtilerini ortaya çıkartıyor ve Lear performansına öyle bir şefkat aşılıyor ki “kızları tarafından reddedilmiş ve kenara fırlatılmış baba”ya acıyor ve ona karşı hisler besliyoruz Mckellen oyunculuğu sayesinde. Oyunun kötü tarafı dört saat sürmesi. Dikkatin saniyelere indiği bu çağda dört saat boyunca bir yere odaklanmak çok mümkün olmuyor ve bazen sıkıcı da olabiliyor. Size önerim ise National Theatre Live kapsamında gösterilen Kral Lear‘ı Mubi’ye geldiğinde izleyin. En azından ilerletebilir, istediğiniz zaman ise mola verebilirsiniz. Bu da oyuna dair ufak bir tüyo olsun benden size.

Göze değil duygulara, görmek değil hissetmek!

Bende olaylar hep aynı ilerliyor. Yine bir iş çıkışı arkadaşımın “elimde İKSV’nin düzenlediği İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında gösterilecek Düğün oyununa iki bilet var” demesi ile başladı olay örgüsü. Ben de rotayı hemen Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ne çevirdim.  Düğün oyununda söz yok, sadece mimik var. Maskeler eşliğinde tiyatrocuları izliyoruz. Ses de söz de olmayınca ilk başta korktum. Acaba sıkılır mıyım diye? Ki ilk başlarda da sıkıldım da yalan yok. Fakat oyun sonunda ayakta alkışlayan ekibin içindeydim. Oyunu izlerken şunu düşündüm: Ne kadar da duymak istiyoruz? Duyguları yok sayıp sadece duymak ve görmek. Hissetmek nerede? Familie Flöz bize bunu hatırlatıyor aslında. Peki bize sadece maske ve mimiklerle neyi anlatıyor Düğün oyunu? Deniz kenarındaki malikânede düğün var; evin arkasındaki loş sokak arasında ise büyük bir telaş hüküm sürüyor. Şenlikli malikânenin gölgesinde kapıcısından aşçısına, temizlikçisinden yöneticisine herkes bir yandan bu düğünü unutulmaz kılmak için canla başla uğraşırken bir yandan da katı hiyerarşi içindeki yerlerini ve haysiyetlerini korumaya çalışıyorlar. Ancak arka avluda aniden sırtında çantasıyla karnı burnunda bir kadının boy göstermesiyle bu düzen yavaş ama emin bir biçimde dağılmaya başlıyor. Korunma ve temel ihtiyaçları karşılığında yardım etmeyi öneren kadın, etrafında hassas bir ilişkiler ağı örerken hem malikânedekilerin hem de çalışanların hayatları giderek değişime uğruyor. Familie Flöz’ün duygu ve mizahı keskin gözlemlerle harmanlayıp benzersiz bir ustalıkla icra ettiği bu oyunda tiyatronun gücünü ve büyüsünü iliklerinizde hissedeceksiniz.

Burada sanat var!

Pera Müzesi sürekli takip ettiğim iyi sergilerin yer aldığı müzelerden biri. Bu dönemde de 26 Ekim 2023’te başlayan ve 24 Mart 2024’e kadar sürecek iki sergi sanatseverlere kapılarını açmış. Gelecek Hatıraları ve Tam Yerinden:İstanbul’a Panoramik Bakışın Tarihi sergisi Mart 2024’e kadar ziyaret edilebilecek. Peki neler var bu sergide?

Gelecek Hatıraları bizi zaman yolcuğuna çıkartıyor. Gelecek ve geçmişi mukayese etmek için fırsat sunuyor bize. Geleceğin, geçmişle hatırlanıp hatırlanamayacağını sorgulatıyor. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’ndan yola çıkan Gelecek Hatıraları, nesnelerin yardımıyla hatırlananlara odaklanırken güncel yapıtlar aracılığıyla hafıza ile gelecek tahayyülleri arasında kurulan bağları araştırıyor. Hatıra olarak alınan, belli bir yer ve zamanı hatırlatan veya koleksiyonu yapılan nesnelerin kültürel ve sembolik değer ve anlamı, kişisel yolculuklarla bölgenin hafızasını birbirine örüyor. Sergi, arşive gelecek-yönelimli bir bakış açısıyla yaklaşıyor: Onu kendisinden yola çıkarak üretilen güncel yapıtlara bakarak anlamayı hedefliyor. Geçmişe nostaljik bir bağlılık yerine geleceği nasıl hatırlayacağımız hakkında düşünmeyi öneriyor. Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu’nu oluşturan Suna Kıraç’ın anısına düzenlenen ve küratörlüğünü Ulya Soley’in üstlendiği sergide güncel yapıtlara ilham veren koleksiyondan bir seçki de her bölümle ilişkili olarak sergiye dağılıyor. Sergide; Burçak Bingöl, Volkan Aslan, Yasemin Özcan gibi sanatçıların eserleri de var. 

Meşher’deki İstanbul fotoğrafları sergisinden sonra da Pera Müzesi’nde de panoramik bir bakışla İstanbul fotoğrafları sergisi var. 26 Ekim’de sanatseverlere kapılarını açan Tam Yerinden:  İstanbul’a Panoramik Bakışın Tarihi sergisi panoramik resim ve fotoğraflar üzerinden, İstanbul’un temsil tarihini yeni perspektiflerle değerlendirmeyi amaçlıyor. Sergide, daha önce hiç teşhir edilmemiş  ve yayımlanmamış bir erken on dokuzuncu yüzyıl panoraması ilk kez gün yüzüne çıkıyor. Barker, Gudenus, Schranz, Melling, Dunn, Robertson gibi İstanbul’a panoramik bakan sanatçıların eserlerinin en niteliklerinden bazılarının bir araya geleceği sergi, panoramik bakışın yangın felaketlerinden sanayileşmeye, İstanbul tarihinin farklı unsurlarını belgelemekte nasıl kullanıldığını da ortaya seriyor. Tam Yerinden,  merkezine on dokuzuncu yüzyıl panoramalarını ve panoramik imgelerini almakla birlikte, panoramik bakışın erken modern döneme uzanan uzun tarihini ve İstanbul’un bu tarih içerisindeki konumunu kapsamlı biçimde yeniden düşünmeye de çağırıyor. Küratörlüğünü Çiğdem Kafescioğlu, K. Mehmet Kentel ve M. Baha Tanman’ın yaptığı sergiye, kent, mimarlık, sanat, fotoğraf ve modern tüketim tarihlerini panoramik imgeler çerçevesinden yeniden okumayı amaçlayan makaleler içeren kapsamlı bir katalog eşlik ediyor.

Önceki Yazı

İnsan kalabilme sanatı: Çocuk ve Balıkçıl

Sonraki Yazı

Usta bir dil: Denizağaçları, Kemikyüzleri

Son Yazılar

Sahnede kör oluyorum

Özellikle komedi yapımlarından tanıdığımız ama ters köşe yapan işlerle de seyircilerinin karşısına çıkmayı seven oyuncu Gökhan