İstanbul’un Hafızasını Koruyamıyoruz

6 dakikada okunur

Kadıköy’deki İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı İBB tarafından restore edileceği gerekçesiyle yerinden ediliyor. Ancak hafızamız yok ediliyor diyerek Emek Sineması yıkılacağı zaman ortalığı ayağa kaldıranlar kendi okulları ve geçmişleri için kılını kıpırdatmıyor. Sizce de çok garip değil mi?
İstanbul çok hızla büyüyen bir megakent. Büyüme hızına bağlı olarak da baş döndürücü bir değişim yaşıyor. Caddeler, sokaklar, meydanlar, binalar, büyük projeler derken 40 yaş üstü için bile giderek tanınmaz bir hâl alıyor. Şehrin kimliğini oluşturan yapılar göğü delen gösterişli binalar ya da getirisi yüksek birtakım projeler tarafından perdeleniyor. Dünyanın pek çok tarihi kentinde ciddi koruma tedbirleri uygulanırken İstanbul’u ne yazık ki hak ettiği ölçüde koruyamıyoruz.
Deprem riski restorasyon ve yenileme çalışmaları için geçerli bir neden. Emek Sineması ve AKM örneği belki eskisinin yerini tutmasa da daha sağlıklı, güvenli yapılarla geçmişin korunabileceğinin en somut iki örneği.
Emek demişken, malum İstanbul’un, Beyoğlu’nun en köklü sineması yıkılarak yenileneceği zaman sanat çevreleri ayaklanmış ve karşı çıkmıştı bu duruma. Hafızamız yok ediliyor diyerek. Haklı bir gerekçeydi belki ama bu köklü ve hatıralarla dolu binanın içten içe nasıl çürüdüğü ve artık hayati tehlike oluşturduğu, ancak gerekli maliyeti karşılayamadığından dolayı onarım yapılamadığı ise hiçbir şekilde konulmamıştı.
EMEK İÇİN YÜRÜYENLER NEREDE?
Şehrin kimliğini oluşturan, geçmişle bugün arasında bağ kuran yapıların restorasyonu, yenilenmesi ve işlevleri korunarak geleceğe taşınması her zaman tartışılagelmiştir.
En son tartışma konusu ise Kadıköy’deki İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı ve Haldun Taner Sahnesi’nin de içinde bulunduğu binanın restorasyonu. 1927 yılında yapılmış ve halen aktif olarak kullanılan yapının elbette restorasyona ihtiyacı olabilir. Kimsenin buna itirazı olmaz. Ancak Konservatuvar’ın başka bir yere taşınması kabul edilemez.
Bu kez binayı boşaltıp restorasyonu başlatan Ekrem İmamoğlu’nun yönettiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi olduğu için Emek Sineması için gösterilen direnişin binde biri bile gösterilemiyor. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunları ve öğrencilerinin başlattığı kampanyalar sosyal medyada bile görünür olamıyor.
Oysa 1984’ten bu yana sayısız sanatçı ile müzisyen yetişti bu konservatuvardan. Sanat dünyamıza hayat veren nice isim o koridorlardan geldi, geçti. Şehrin kültürel hayatı ve belleği için çok büyük değer taşıyan bir yapıdan söz ediyoruz. 1927 yılında İtalyan mimar Umberto Ferrari’nin inşa ettiği bina Kadıköy’ün en sembolik mekânlarından biri. Restorasyon nedeniyle tarihi yapıdan tahliye edilen İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Maltepe’ye bağlı Gülsuyu’ndaki kiralık bir plazaya taşınmak zorunda bırakılıyor. Restorasyon sonrası binanın nasıl kullanılacağı ise belirsiz.
İstanbul’un bu kadar köklü bir sanat ve eğitim kurumunun bir plazada faaliyet göstermesinin ayıbı bir yana sanat dünyasının bu garip sessizliği de yaşanan çifte standardı ortaya koyuyor. Emek Sineması için kol kola girip İstiklal Caddesi’nde yürüyen sanatçılar bugün Kadıköy Meydanı’nda eylem başlatmıyorsa ya sanatı siyaset üstü göremiyorlar demektir ya da ciddi bir samimiyetsizlik söz konusudur.
Bir belediye konservatuvarı restore ediyorum diyerek yerinden eder, bir başkası çocuk kütüphanelerini devralıp, kapatır. Böyle böyle şehrin geçmişiyle bağları kopar.
Medeniyetlerin başkenti tanımlamasını klişe olarak kullanmıyorsak ve bu tanımın hakkını vermek istiyorsak siyaseti bir tarafa bırakıp kültürel mirasımıza sahip çıkmak zorundayız. Aksi halde çocuklarımıza miras bırakacağımız hatıralardan da yoksun kalacağız.

Önceki Yazı

The Turk Bekleniyor

Sonraki Yazı

13. Sayı Kitaplık

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.