Kaçırılan Eserler: Anadolu’nun Gözyaşları

18 dakikada okunur

Şeref YUMURTACI

19. yüzyıldan itibaren arkeoloji Avrupa sınırları içerisinde popüler olmaya başladı. Bilimsel çalışmalardan ziyade bu iş amatörce yapılıyor ve bu konuda insanlar birbirleri ile yarışıyordu. Bu yarış esnasında özellikle Mezopotamya, Mısır ve özellikle kadim bir medeniyete ev sahipliği yapmış Anadolu topraklarına sahip olan Osmanlı Devleti Avrupalıların oldukça fazla dikkatini çekmeyi başarmıştır.

Bu topraklarda olması gereken özellikle Anadolu’da bulunan tarihi eserlerin birçoğu farklı yol ve yöntemlerle Avrupa’nın çeşitli yerlerine kaçırılmıştır. Özellikle Osmanlı’nın son zamanlarında, çeşitli ülkelerden gelen arkeologlarla, araştırmacılarla ve turistlerle başlayan bu yağmalama akını Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerine kadar devam etmiştir.

Aslına bakarsanız bu yağmalama hareketi üzerine yüzlerce belki de binlerce örnek verebiliriz. Hatta bu konuda 1830-1922 yılları arasında ülkemizin çeşitli yerlerinden farklı yöntemlerle götürülmüş günümüzde Avrupa ve ABD’de farklı müzelerde sergilenen tarihi eserlerimizi içeren en kapsamlı çalışma olan Yaşar Yılmaz’ın kaleme aldığı “Anadolu’nun Gözyaşları” kitabını okumanızı tavsiye ederim. Tamamı gemilerle kaçırılan bir şehirden tutun da tamir için götürülüp geri getirilmeyen yüzlerce farklı yöntemle karşılaşacaksınız. Ancak bunlardan benim açımdan en çok dikkat çekeni bizim ‘Türk dostu’ olarak tanıdığımız Pierre Loti’nin Fransa’da bulunan evi olmuştu. Bir askere göre oldukça lüks olan bu ev Pierre Loti tarafından adeta Türkiye’den kaçırılan çinilerden, sandukalara kadar birçok tarihi eserlerle donatılmıştır.

Son yıllarda özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ülkemize geri kazandırılmaya çalışılan ülkemizden kaçırılan tarihi eserlerle ilgili konunun uzmanları da milli bilinçle elimizde bulunan tarihi eserler sahip çıkılması noktasında açıklamalarda bulundular.

Tarihçi Yazar Dr. Ahmet Anapalı

AVRUPALILARIN HIRSIZLIK TARİHİ 400 YILLIK

Çanakkale Savaşları sürerken Fransız arkeologlar Çanakkale Ezine bölgesinde bulunan 17 km içerideki Truva bölgesine gidip Truva harabelerinden tarihi eser kaçırdılar yani Çanakkale’de sadece savaşmadılar tarihi eser hırsızlığı yaptılar. Bergama bölgesinde 18 bin 775 envanter defterine kayıtlı irili ufaklı tarihi eser kaçırdılar. Bu sayıyı biz vermiyoruz bu sayı uluslararası müzayedelerde açık artırmayla satılan tarihi eserlerin envanter defterlerinizdeki kayıtlı rakamlarıdır.

Sultan IV. Mehmet devrinde bile Erhan Afyoncu’nun “Fransa’ya Osmanlı Tokatı” isimli kitabında anlattığına göre Sultan IV. Mehmet döneminde bile Mısır piramitlerinden mumyalar kaçırıp Avrupalı kralların kraliyet saraylarında sergilenmeye başlanmış yani Avrupalıların hırsızlık ve tarihi eser kaçakçılığı geçmişi 50-100 yıllık değil 300-400 yıllık.

Ayasofya Camii’nin içinde bulunan ve mozaik parçalarının kaçının alındığı hala bilinmiyor el altından satışlar hariç meşru açık arttırmalarda görüldükçe devlet tarafından bu açık arttırmalara katılıp en yüksek paralar verilip Türk kültür envanterine kaydediliyor. Ayasofya Camii’nin türbeler bölümündeki II. Selim Türbesinin girişinde bulunan sağa ve sol kapıdaki Çini panoları tam 500 yıllıktır. Mimar Sinan tarafından Bursa İznik’teki çini atölyelerinde yapılmıştır. II. Sultan Abdülhamit döneminde Albert Solier Dorigni isimli bir tarihi eser hırsızı türbenin kapı girişinin solundaki çini panolarından birini çaldı. İsviçre fabrikalarına gönderdi aynıları yapıldı ve getirilip buraya takıldı. Geçen senelerde rahmetli olan Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Haluk Dursun Hoca, Ayasofya Camii daha doğrusu o zamanlar Ayasofya Müzesi daire başkanı iken France Louvre Müzesi’nde sergilenen bu Çini panyu resmen istedi. Fakat Fransa Kültür Bakanlığı tarafından ret cevabı aldı. Yani bunlar göz göre göre bağıra bağıra çalıyorlar çaldıkları ispatlanınca da pişkinlik yapıp geri vermiyorlar.

YAPMAMIZ GEREKEN; ESERLERE SAHİP ÇIKMAK

Ayvansaray’da bulunan İvaz Paşa Cami’nin mimarı Mimar Sinan’dır. Bütün Çini panolar Mimar Sinan tarafından Bursa İznik’de ve bir kısmı da Ayvansaray Tekfur Sarayı çini atölyelerinde yapıldı. Yani 500 yıllık. Fakat gelin görün ki camii mihrabının solunda bulunan bir kare çalındı Portekiz’e götürüldü bugün çiniler Portekiz’de bulunmaktadır. Üstelik bu olay 2010’lu yıllarda oldu.

Bu saatten sonra bizim yapmamız gereken tek şey elimizde bulunan tarihi eserlere sahip çıkmak olacak. Çok yakın zamanda bile eserlerimiz çalındı. Giden gitti gidenler hakkında devlet yapması gerekeni yapıyor bizim yapmamız gereken elimizde bulunanlara adam akıllı sahip çıkalım yani hırsız kabahatli de bizim hiç mi kabahatimiz yok?

Arkeolog Dürdane KAYA

ELİMİZDEKİ ESERLERİ KORUMAK İÇİN “KÜLTÜREL MİRAS BİLİNCİ” ŞART!

Anadolu’ya baktığımızda birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış bir coğrafya olduğunu biliyoruz. Zengin bir kültürel mirasa sahip olan bu coğrafyada geçmişte yapılan bazı yanlış devlet politikaları, kaçak kazılar, yağmalar sonucunda yurt dışına kaçırılan kültür varlıklarımızın sayısı oldukça fazladır. Kültür varlıkları ait oldukları yerlerde sergilendiklerinde kültür bütünlüğünü yansıtacak, gerçek anlam ve değerini koruyacaktır. Bu bağlamda Kültür ve Turizm Bakanlığımız özellikle son yıllarda yurt dışındaki eserlerin ülkemize getirilmesi için yaptığı girişimlerden ne kadar kararlı olduğunu göstermektedir. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Sayın Yahya Coşkun Bey’in de yaptığı açıklamalardan ülkemize ait olup yurt dışındaki müze ve özel koleksiyonlarında ki eserleri takipte olduklarını biliyoruz. Bakanlığımızın yürüttüğü başarılı iade işlemleri sonucunda ülkemize getirilen eserlerinde hemen müzelerimizde sergilenmesi de gurur verici bir durumdur. İade çalışmalarına ek toplumumuzda ki “kültürel miras bilinci” eksikliğinin de giderilmesi, farkındalığının oluşturulup bilgilerinin artırılması, bu eserlerin korunmaları için bilinçlendirilmeleri ve desteklerinin alınması için ayrıca çalışmaların çoğaltılmasının da gerekli olduğunu belirtmeliyiz.

Süreyha SUNA  Turist Rehberi

BİZLER BİRER KÜLTÜR ELÇİLERİYİZ

Tarihi eserlerin kazımının başladığı dönem olan 19. yüzyılın son çeyreğinden bu yana devletimiz bu konuda önemli adımlar atarak birçok tarihi eseri tekrar ana yurduna geri getirmeyi başarmıştır. İlk olarak Osmanlı’nın ilk Türk arkeologu olan Osman Hamdi Bey döneminde başlayan kazılar büyük başarılar katmış ve Osmanlı’ya maddi manevi birçok eser kazandırmıştır. O dönemde kazı alanına getirilen yabancı arkeologlar çıkarılan eserleri tamir ve tadilat bahanesiyle yurtdışına çıkarmış ve çoğunu bir daha geri getirmemiştir. Biz rehberler olarak bazen İstanbul Arkeoloji Müzesinde bazen Bergama Antik Kentinde bazen ise 2. Selim’in türbesinde bu konuyu dile getirir ve bu konu hakkında üzgün olduğumuzu belirtiriz. Düşünün ki koskoca Bergama Antik Kenti tamamen Almanya’ya kaçırılmış ve burada Bergama adında bir müze kurulmuştur. Osmanlı’nın yıkılışını fırsat bilerek o zor dönemde savaş varken, hali hazırda restore bahanesiyle kaçırmalar devam etmiştir.

Günümüze döndüğümüz de daima ülkemize gelen misafirlere bunun suç olduğunu ve her eser çıkarıldığı toprağa ait olduğunu vurgularız. Bunun yanında biz rehberler bu konu hakkında halkı bilinçlendirmeye çalışan birer elçiler olmuşuzdur. Çok şükür ki devletimiz son 20 yılda büyük adımlar atmış ve bazı eserlerimizin ülkemize iadesini sağlamıştır. Bu da bizim için bir gurur kaynağıdır..

Biz Türk rehberler olarak her ortam da maddi manevi değerlerimizi korumak ve geçmişte yapılan bu hırsızlığı unutturmamak için halkımızı ve misafirlerimizi bilinçlendirmeye devam edeceğiz.

TARİHE OLAN BİLİNÇ ARTTIKÇA ESERLER GERİ GELİYOR

Türkiye’de tarihe olan bilinç arttıkça, doğru orantılı olarak kaçırılan tarihi eserlerle ilgili geri getirme faaliyetleri de artmıştır. Bu eserlerden bazıları hukuki ve diplomatik yollarla bazıları da parası ödenerek tekrar ait olduğu yere geri getirilmiş ve getirilmeye devam etmektedir. Bu duruma, Karun Hazinesi’ni, Herakles Lahdi’ni, Urartu eserlerini, Hitit tableti parçasını örnek olarak verebiliriz.  Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “2002’den sonra, kaçakçılıkla ilgili daireler kurulduktan sonra çok hızlı bir şeklide 4 bin 500’ün üzerinde eserin Türkiye’ye getirildiğini ifade etmiştir.

Arş. Gör. Metin ÇATALKAYA 

2002’DEN SONRA 4 BİN 500’ÜN ÜZERİNDE ESER GETİRİLDİ

Dünya üzerinde medeniyetin beşiği diye nitelendirilebilecek yerler arasında başta Anadolu, Mezopotamya ve Mısır gelir. Bu bölgeler birçok yönden bereketli olmakla birlikte özellikle tarihi ve kültürel olarak müthiş bir mirası barındırmaktadır. Yüzlerce yıldır arka arkaya farklı toplulukların yaşamış olduğu bu yerlerde tarihin farklı dönemlerine ait onlarca uygarlık birçok eser bırakmıştır.

Tarihte birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış Anadolu’muz da bu yönüyle özellikle 18 ve 19. yüzyıllardan itibaren Batı’nın ilgisini çekmiştir. 19. ve 20. yüzyıllarda Anadolu’daki tarihi eserlere yönelik çalışmalar Charles Texier, Carl Humann, R.P. Pullan, Leonard Woolley, Heinrich Schliemann, Charles Fellows gibi araştırmacılar tarafından yapılmıştır.

Yüzlerce yıldır arka arkaya farklı toplulukların var olduğu Türkiye coğrafyasındaki çok fazla tarihi eser özellikle 19. Yüzyıldan itibaren farklı yollarla yurtdışına kaçırılmıştır. İzinli ve izinsiz kazılarda ortaya çıkarılan bu eserler bazen hediye alınarak, bazen parası ödenerek bazen de kaçak olarak ait olduğu topraklardan çok uzaklara götürülmüştür. “Tarihi eser talancılığı olarak” tanımlayacağımız bu iş kimi zaman kazıyı yapan bir arkeolog, kimi zaman bir seyyah,  kimi zaman da bir araştırmacı eliyle yapılmıştır. Bugün batı ülkelerinde Hitit, Likya, Urartu, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait bir çok eser mevcuttur.

Türkiye’ye ait en çok eser bulunan ülke Almanya’dır. Bu eserler arasında başta, Beyhekim Camii- Çini Mozaikli Mihrab, Aphrodisias Antik Kenti – İhtiyar Balıkçı Heykeli Gövdesi, Milet Antik Kenti – Traianus Tapınağı Ön Cephesi, Milet Antik Kenti – Agora Kapısı,  Pergamon Antik Kenti – Athena Tapınağı Propylonu ve Pergamon Antik Kenti – Zeus Sunağı gelmektedir. Bu eserler, Berlin Pergamon (Bergama) Müzesi’nde sergilenmektedir.

Almanya’dan sonra en çok Türkiye menşeli tarihi eserin bulunduğu ülke İngiltere’dir. Bu ülkedeki başlıca eserler de; Xanthos Antik Kenti – Nereidler Anıtı, Xanthos Antik Kenti – Payava Lahdi,  Knidos Antik Kenti – Knidos Aslanı’dır. Bu eserler Londra British Müzesi’ndedir. Ayrıca, ABD, Rusya, Fransa, Avusturya ve Hollanda gibi ülkelerde de birçok eserimiz vardır.

Önceki Yazı

Kandahar

Sonraki Yazı

Balkan Edebiyatı Türkçeye Kazandırılıyor

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.