Karlı bir günde Tanpınar yolu

8 dakikada okunur

Karlı bir ocak günü. 2022’nin ilk günlerinde Ahmet Hamdi Tanpınar romanlarının içindeki mekanlardan geçen bir geziye katılmak heyecan verici. Lizbon’daki Pessoa gezilerini, Kafka kitapları rehberliğinde yapılan Prag turlarını duyarız her zaman. Açıkçası Dublin’de dolaşırken James Joyce’un Ulyssess’indeki güzergahı, Londra’da Virginia Woolf’un Mrs. Dolloway’inin geçtiği yolları, mahalleleri kendimce arayıp bulma deneyimlerim olmuştu. İstanbul’da da böyle yazar merkezli geziler için hayaller kurarken çoktan başlamış meğer, hem de en doğru yerden, Tanpınar’dan. Huzur romanı Nuran ile Mümtaz’ın aşkını anlatsa da, asıl başrol İstanbul’a ve musikiye verilmiştir sanki. Romanda geçmiş günlerin ve zamanın derin bir muhasebesi yapılır, medeniyet meselemiz masaya yatırılır. Roman Mümtaz ve Nuran’ın 5 Mayıs 1939’da karşılaşıp birbirlerine aşık olmalarıyla başlar, romanın üçüncü kişisi olan ve Nuran’ı umutsuzca seven Suat’ın intiharıyla son bulur. Bu manidar tarih aynı zamanda 2. Dünya Savaşının da başladığı 1 Eylül 1939’dur. Amansız ikilemler, çelişkiler, yorgunluklar içindeki İstanbul’un, her şeye rağmen canlı bir kültür ve edebiyat hayatı vardır.

Sanat ve edebiyata daha çok alan açma gayreti içinde olan Fatih Belediyesi’nin organizasyonuna katılıp, Doç. Dr. Turgay Anar rehberliğinde yola çıktık. Aslında Tanpınar’ın mekanlarını bir günde dolaşmak İstanbul koşullarında gayrı mümkün. Elbette çeşitli rotalar düzenleyip Boğaziçi Sahil Yolu, Bebek, Emirgan, Fatih, Teşvikiye, Beyoğlu Narmanlı Han, Rumeli Hisarı, Beşiktaş, Karaköy, Süleymaniye ve daha birçok yeri elimizde kitaplarla dolaşmak lazım.

Biz zamanımız elverdiğince sadece Fatih’teki mekanların ruhunu anlamaya çalıştık. Bu gezi kapsamlı bir Tanpınar programının ilk rotasıydı. Öncelikli durak olan Saraçhane, Tanpınar’ın doğup yetiştiği, kırk yıl boyunca ablasıyla birlikte yaşadığı evin olduğu yer. Artık ne ev var ne de o güzide mahalle. Şimdi buralarda birçok toplantı, eylem ve gezi için geldiğimiz Saraçhane Parkı ve çocuklara bisiklet aldığımız Haşim İşcan Geçidi bulunuyor. Şehzadebaşı Camii duvarı boyunca yürüdüğümüzde, yolun sonunda “İstanbul’un orta yeri” yazan bir tabelayla karşılaşırız. Çünkü artık şehrin kalbinin attığı, edebiyat mahfillerinin etrafı kuşattığı bir yerdeyiz. Şu anda izlerine rastlayamasak da, ilk sinemaların, eğlence mekânlarının, tiyatroların burada nevşü nemâ bulduğunu biliyoruz. Orhan Veli Kanık bir mısrasında “İstanbul’un orta yeri sinema” derken tam de burayı işaret ediyor. Meşhur Zeynep Hanım Konağı da yok artık, yerinde ruhsuz bir bina yükselmiş. Anar Hoca Direklerarası’nı anlatırken hayal gücümüzle nice yaşanmışlıkları zihnimizde canlandırmaya çalıştık. Meşhur yazar ve sanatçıların devam ettiği yerler, Küllük, Ali Baba Çay Evi, Şule Kıraathanesi, Acemin Kahvesi, Yavrunun Çayhanesi diye sıralanıp gidiyor. Neyzen Tevfik, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Akif, Abdülbaki Gölpınarlı, Abidin Dino gibi nice isimler gelip geçmiş buralardan. Yahya Kemal gibi büyük bir şair gençleri buralara yollayıp şiiri hakkında neler konuşulduğunu öğrenmeye çalışırmış. Büyük bir şairin o kaygılı, genç ve dinamik ruhu önünde eğilmemek olmaz.

Küçük mekânlarda büyük meselelerin konuşulduğunu, doğu-batı, savaşlar ve medeniyetler, şiir, musiki ve edebiyat hakkında çok kıymetli tartışmaların yapıldığını, buralarda devletin ve milletin ahvali üzerine kafa yorulduğunu hissedebiliyor insan. Bizim çocuklarımız şehirlerimizin güzel dokusunu göremedikleri için kayıpları tam bilemezler ama bilenlerin gözleri önünde bir şehrin zevklerinin, eşya ve estetiğinin radikal bir değişikliğe uğramasına, bazı değerlerin yok oluşuna tanık olmak kolay değil.

Bölgedeki Letafet Apartmanını o zaman için bilmeyen yoktur, zamanın entelektüellerinin burayı mutlaka zikrettiklerini görüyoruz. Bu apartman Türk Tiyatrosu Darülbedayi’nin kurulduğu yerdir. Altında ise Darültalim Kıraathanesi vardı ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü yazma fikri, Tanpınar’da buradaki koşulların verdiği ilhamla gelişti. Gezimiz Beyazıt’ta camiyi, Çınaraltı’nın hâlâ var olan eşsiz ortamını, üniversite ve kütüphane alanını ve sahafları gezerek son buldu. Bu elbette sadece güzel bir başlangıç oldu bizim için.

Mimar Sinan Üniversitesi rektörü Handan İnci öncülüğünde Tanpınar Edebiyat Araştırmaları Merkezi’nin internet sitesinde Huzur romanından pasajlarla eşleştirilmiş haritalar var. Bu rotalar izlenerek de birkaç arkadaş yola çıkmak mümkün.

Önceki Yazı

Pandemi Sonrası Müzelere Çok İş Düşecek

Sonraki Yazı

O okulun açılış konuşması

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım