Kendi içeriklerini üreten bir oyuncuyum

//
16 dakikada okunur

Oyuncu Ali Burak Ceylan: “Sanırım aklımın hep bir yerinde vardı. Bu arada kendimi yapımcı olarak tanımlamıyorum. Yapımcılık yapan ya da kendi içeriklerini üreten bir oyuncuyum ben. Kendime şu an için yapımcı sıfatını atarsam, bu ülkenin gerçek yapımcılarına ayıp olur.” diyor.

Bir hayalle başlar hayatta bazen her şey… İçerisinde bulunduğunuz dünya da o hayale katkı sağlar ve siz, o bütünün içerisinde emin adımlarla yolunuzda ilerlersiniz. Ama bazen de şartlar sizi bilmediğiniz ya da o zamana kadar hiç düşünmediğiniz bir yolculuğun parçası yapar. Tıpkı; bir güreşçi olarak başladığı hayatında yaşadığı bir sakatlık sonucu atlarla buluşup onlarla kendisine yeni bir kariyer yolculuğu çizen, bu yolculukta da oyunculuk ve şimdilerde yapımcılıkla buluşan Ali Burak Ceylan gibi. Sporu hayatından hiç çıkarmayan, oyunculuk mesleğini sürdürürken bir yandan da işin mutfağına kayıp yapımcı olan Ali Burak Ceylan, bugünkü bütünün oluşmasında hayatına giren herkesin bir katkısını olduğunu,Hayatımda tanıdığım herkes şu anki bütünümü oluşturdu. İnanın bana hiç aklıma gelmeyen, belki de gözümle görmediğim bir kişinin bile benim için nice katkıları olmuş olabilir. Bu katkı bazen karşılaştığınız kötü bir durumda hayrınıza vesile olabilir. Hayat da tevafuklarla dolu.” sözleriyle ifade ediyor. Ali Burak Ceylan’ın kariyer yolculuğunu, yeni çalışmalarını ve Gazze’ye dair düşüncelerini Litros Sanat’ın yeni sayısında konuştuk.

Kocaeli Üniversitesi Atçılık ve Antrenörlüğü Bölümü’nden mezunusunuz? Bu bölümü okuma isteği nasıl gelişti ve oyunculuğa gönlünüz nasıl gönül verdiniz?

13-14 yaşlarında Demirspor’da grekoromen stilde bir güreşçiydim. Hocalarım bende, Milli Takım havuzunda yüzebilecek kadar yetenek görürdü ve güreşi çok severdim. Daha sonra sakatlanınca atlarla tanıştım. İçimdeki o aktif boşluğu doldurabilecek bir uğraş edinmiştim. Benim için hobinin ilerisine gitti; hem sporcu hem de at yetiştirmeye başladım ve sanırım hayatıma atlarla devam etmek istediğimi düşündüğüm için, bu alandaki bölüme kayıt oldum. 21-22 yaşıma kadar birçok sporcuya katkım oldu. Daha sonra Türkiye’de bu alandaki bir açığı keşfettim ve atlarla ilgili bir televizyon programı yapmak istedim. Kamerayla da ilk o zaman tanıştım. Sonrasında Osman Yağmurdereli Sanat Akademisi’nde Hilal Saral hocamızın eğitimine katılmaya karar verdim ve işte orada da kaderim değişti. İlk işim, hocamızın daveti ile Kara Sevda dizisi oldu.

Spor halen hayatınızda aktif bir şekilde yer buluyor mu peki?

Tabii ki de… Haftanın 5 günü muhakkak spor yaparım. Spor mental sağlık ve ruh sağlığı için alternatif bir tıp aslında. Beden ruhu besler, ruh da bedeni. Bedeninizin izin verdiği ölçüde onu zorlamalı ve sınırlarını arttırmalısınız. Zaten vakti geldiğinde git gide yavaşlayacak. Hiç yoksa şimdinin tadını çıkartmalı.

Tanıdığım herkes şu anki bütünümü oluşturdu

Oyunculuk üzerine de eğitimler alıyorsunuz elbette ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz değil mi; -ki siz de kendisinden bahsettiniz- kariyeriniz adına en etkili isim, yönetmen Hilal Saral oldu.

Hayatımda tanıdığım herkes şu anki bütünümü oluşturdu. İnanın bana hiç aklıma gelmeyen, belki de gözümle görmediğim bir kişinin bile benim için nice katkıları olmuş olabilir. Bu katkı bazen karşılaştığınız kötü bir durumda hayrınıza vesile olabilir. Hayat da tevafuklarla dolu. Ama sorunun cevabına gelecek olursam evet, kıymetli canım hocam Hilal Saral’dı.

Aslında az ama öz yani akılda kalıcı işlerde rol almışsınız hep. Bu bilinçli bir tercih miydi?

Tabii ki de… Bir karakteri tercih etmeden önce epey bir kafa mesaisi yapıyoruz.  Bazı kararlar tercih ama her şeyi de tercih ettim diyemem. Bazıları da gerçekten nasipti.

Su gibi olmaya çalışıyorum

Çalışmalarınıza bakınca; pes etmeyen ve çok yönlü bir karakter yapısına sahip olduğunuz hemen dikkat çekiyor. Bir dönem mesleğe küsüp kestane tezgahı bile açmışsınız örneğin… Peki siz kendinizi nasıl tanımlarsınız?

En güzel kestaneler benimdi. Bu biraz da, iki arkadaşın kendisi ile dalga geçmesi gibi bir şeydi aslında. Tabii yıllar içerisinde insanlar bunu işin draması olarak da kullanmadı değil. Her gün büyüyorum ve amacım olduğunu zannettiğim dünyayı, aslı ebedi amaçlarım için aracım haline getiriyorum. Kendimi bir şeymiş gibi görmüyorum, su gibi olmaya sadece öğrenmeye ve öğretmeye çalışıyorum.

İnsan yazarken yalanlarına esir olmaz

Bir röportajınızda; hayatınızda olmazsa olmaz 3 şeyin içerisinde yazmak olduğunu söylemiş, bir başka röportajınızda da “Yazmak, bir harfin içerisinde 29 harfi daha görebilmek demek” tanımını kullanmışsınız. Bu açıklamalarınızdan yola çıkarsak, yazmak eylemi Ali Burak Ceylan için şu anda ne ifade ediyor?

Ne zaman kullandım hatırlamıyorum ama güzel söz etmişim. Yazarken kişinin zaman algısı değişir, ağırlaşır. Yeni boyutları açılır zihnin, onları görebilir ve yalanlarına esir olmaz. Yazarken yalan yazsa dahi yalanının farkındadır. Konuşurken, anlatırken buraları görmeden gelebiliyor insan ancak yazarken yüzleşmek zorunda kalıyor. Yalan yazanın kalemi titrer, yazanlar bilir.

Kendimi yapımcı olarak tanımlamıyorum

Ödüllü bir oyuncusunuz ve artık bir yapımcısınız da. İşin mutfak tarafına geçme kararını nasıl aldınız?

Sanırım aklımın hep bir yerinde vardı. Bu arada kendimi yapımcı olarak tanımlamıyorum. Yapımcılık yapan ya da kendi içeriklerini üreten bir oyuncuyum ben. Kendime şu an için yapımcı sıfatını atarsam, bu ülkenin gerçek yapımcılarına ayıp olur. Ama şükürler olsun, şu ana kadar yaptığımız her iş beğeni ve takdir ile karşılandı.

Yapımcılık çalışmalarınız içerisinde dikkat çeken bir sinema projeniz var… Demir Kadın: Neslican! Neslican Tay’ın hikâyesini film yapmak fikri nasıl oluştu, o süreç nasıl gelişti?

Herkes Neslican’ı tanır. Milyonlara yaşam mücadelesiyle örnek olmuş, iyileştirmiş özel bir insan Neslican. Kendisine de yaşarken bir mesaj atmış ve mücadelesini tebrik etmiştim ama görmemişti. Ne enteresan belki kalp gözü görmüş ve hikayesini anlatmak bana nasip oldu.

Şu anda Mısır’da gerçekleştirmiş olduğunuz bir projeniz var. Ondan da bahsetmenizi istesem, nasıl bir çalışma olacak ve devamı gelecek mi?

Mısır’da yıl sonu için Mısırlı ve Türk oyuncuların bir arada bulunacakları çok güzel bir film projemiz olacak. Filmin hem oyunculuğunu hem de yapımcılığını üstleneceğim. Türkiye’den çok değerli oyuncu arkadaşlarımla beraber çalışacağız. Yönetmenimizle anlaşmamızı dahi yaptık ama sürpriz. Sadece şunu söyleyebilirim; bu zamana kadar ki 2 farklı ülkenin yapmış olduğu en büyük prodüksiyonlu ve etkileyici işi olacak.

Her daim özgür Gazze, özgür Filistin

Siz hayatı tamamen toz pembe görmeyen, acılara da değinen ve bunun için çabalayan ekran önündeki nadir isimlerdensiniz. İsrail’in Gazze’de yaşattığı ve maalesef halen daha yaşatmakta olduğu zulme karşı da sessiz kalmayı tercih etmediniz. 

Bence birçok arkadaşımız bu acılara değiniyor ama herkesin kendi normalinde bunu yaşama ve dile getirme şekli başka olabilir. Biz duyarlı bir memleketiz. Belki benim tavırlarım ülkemin genelinin ortalamasına yakındır, -ki böyle gözüküyor. Bir acıya değinmek, gücün ölçüsünde onu dile getirmek, bir şeyler yapmaya çalışmak; bence bir gün öleceğini bilen bir kimse için zor olmasa gerek. Hakikaten bir gün yok olacağız, tebessümle ve onurla gitmeliyiz buradan. Bebeklerin katledildiği, kadınların tecavüze uğradığı, yaşlıların ve diğer tüm herkesin filmlerde dahi göremeyeceğimiz zulümlere maruz bırakıldığı bir yer. Buna sessiz kalmak, hangi insanın vicdanına sığar?  İnanın bana özel şeyler değil, hem de hiç. Gazze’ye selam olsun. Özgür Gazze, özgür Filistin.

Fakat sizin gibi olmayıp Gazze’deki ve/veya dünyanın dört bir yanındaki acıları görmezden gelen sanatçılar da var. Bu çok acı bir durum değil mi? Sanatın birleştirici ve kucaklayıcı gücü kullanılıp, masum insanların yaralarının sarılması için mücadele edilemez mi?

Kimin sessiz kaldığını bilmiyorum. Ama sessiz gibi gözüküp de ciddi yardımlarda bulunan arkadaşlarım da var. Bu sorulara doğru cevap vermek lazım, kimsenin vebalini almak istemem. Kimseye sen neden sessiz kaldın diyemem çünkü arka planında ne var bilemem. Ama gerçekten bu zulme sessiz kalan birileri varsa; ne denir ki? Ben sorayım size… Ne diyebilirim, ne diyebiliriz ki! Bazen çocuklar gibi süssüz, net konuşmak ve belki de sormak lazım: Bebekler ölüyordu, neden bir şey yapmadınız? Rabbim vatanımıza yasatmasın bu durumları, zulme maruz kalan tüm halkları ve kişileri de tez vakitte feraha erdirsin.

Önceki Yazı

Hikâyeler bize şifa verir

Sonraki Yazı

Bursa ve İstanbul’da sanat rotaları

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde