Kendi kanıyla abdest almak

8 dakikada okunur

 Rivayete göre, Hallac-ı Mansur’a, infazını beklerken hücrede kendisini ziyaret eden Cüneyd-i Bağdadî, “Aşkın sırrı nedir?” diye sorar. Hz. Mansur, “Yarın ve sonraki gün aşkın ne olduğunu göreceksin” der. Ertesi gün el ve ayaklarını keserler. Elleri kesilince kanını yüzüne gözüne sürmeğe başlar. “Ne yapıyorsun be adam!” diye çıkışırlar. “Bu yolda, insanın kendi kanıyla alacağı abdestle kılması gereken iki rekat aşk namazı farzdır” der. 

Melayê Cizîrî, bu sırrı bir şiirinde şöyle ima eder: “Seher vakti irfan ehli aşk meyhânesine gitti / Gözyaşıyla ve kalbinden sızan kanla abdest aldı…” Böylece arındı, temizlendi, saflaştı, Hakkın yüksek huzuruna çıkmak üzere hazırlanmış oldu. Bu hale erişen artık, “hilali gökte değil, kadehte dahi görebilir.” Mela, ayın aksini kadehte gören gözün doğrudan kalp mertebesine erişmiş olduğunu belirterek şöyle der: “Sevgilimin yüzünde gördüm yeni ayı, bütün berraklığıyla / Gözü ve kaşı şarap kadehini işaret ediyordu.” Bu sembolizm alanı açısından bakıldığında, meyhâne, dergâhtır, nefs eğitiminin gerçekleştiği yerdir. Meyhânede içki sunan (sâki), mürşid-i kâmildir. Şarap, Muhammedî Hakikat’tir. Kadeh, mayalayan kelamdır. Dolunay ve hilal, Peygamberimizin imgesidir. Hilal, velayetinin, dolunay ise nübüvvetinin mecazıdır. Ay, nurunu Güneş’ten (Hak’tan) alır. O’na bağlıdır, “gözü ne şaşar ne de başka bir yöne bakar.” “Kadehte hilalin görünmesi”, mürşid-i kâmilin, Peygamberimiz’in hakikatinin ve getirdiği haberin en yetkin yansıtıcısı olmasını ima eder. Mela, “sevgilisinin yüzünde yeni ayın bütün güzellik ve ışıltısıyla yansıdığını” söylerken, gönlünde Muhammedî Hakikat’in tecelli ettiğini belirtiyor. Ardından yüz sembolizmine geçiyor: “Gözleri ve kaşları, şarap kadehini işaret etti…” Göz, nazar mahallidir ve feyiz kaynağıdır. İnsan, göz ve sözle (nazar ve kelamla) mayalanır. Onu çevreleyen kaş da mürşidin tâlibi “av”lamasında kullanılan bir tür savaş aracı gibi düşünülmelidir. Son kertede, irşad meselesi de bir av-avcı hikâyesidir. Kirpik, tâlibin avlandığı oktur. Bu araçlar da Mela’ya göre, kadehi işaret ederler. Kadeh, feyz-i akdesin bizatihi kendisidir. Basiretle bakılınca, kaşların “hamd aynası”ndaki gerçeği görülebilecektir. Sonunda, Sevgili Mela’nın karşısında, “yüzündeki örtüyü kaldırır.” Bu, tecellidir. Tecelli, cilve ile kökteştir, cilvenin sözlük anlamlarından birisi, “gerdek gecesi gelinin duvağını açmasıdır.” Hak, tecelli eder. Gayr ile arasındaki -çokluktan kinaye- yetmiş bin zulmanî ve nurânî perde vardır ve bunları birer birer kaldırır. Buna, tecelli veya zuhur denilebilir. Tecelli sonrasında, Mela, tavaftan söz ediyor. Tavaf, bir tür, “hareket halinde kılınan namaz”dır.

Cemalden perde kalkınca ya da sâlikin gözündeki perde giderilince cezbe hâsıl olur ve tavaf başlar: “İhramla say edip Kabe’yi ve Esved’i ziyaret etmek”ten söz ediyor Melaye Cizirî. Tavaf da tıpkı zikir gibi, sağdan sola yapılır. Hattat, sağdan sola yazar. Zâkir, darbı sağdan sola doğru yani kalbe bükülerek yapar. Hareket halinde kılınan namaz gibi olan tavaf da böyledir. “Sevgili yüzünü gösterince, binlerce can dönmeğe başladı…” diyor Mela. Bu, hakkın tecellisiyle birlikte ortaya çıkan neşvedir, manevî kendinden geçiş ve zevktir. “Canı canla gören kişi”, hiç kuşkusuz, bizatihi canını tasadduk edecek, Mela’nın ifadesiyle, “ticareti canıyla yapacaktır.” Çünkü sadakaların en büyüğü, insanın bizatihi nefsini tasadduk etmesidir. Tam da burada, Mela şöyle bir uyarı yapar: “Sakın satma dünyanın dinarı ile kendi sevgilini / Yusuf’u satan o kimse de bu dünyada hasaret etti…” Hasaret, zarar demektir. Hakkın bedeli, ancak candır; dünyanın hiçbir kıymeti O’nun tecellisiyle takas edilemez. Sonrasında, yapılanın, ancak “şükür secdesi” olduğu ifade edilir. Secde mahalli ise: Kaşların arasıdır. Çünkü iki kaşın arasında çekilir hatt-ı istivâ. İstivâ, Hakkın sonsuz ve mutlak nuruyla varlığı kuşatmış olmasıdır. Haber’de, “Hakkın yedi günde gökleri ve yeri yarattığı, yedinci günün sonunda arşı istiva ettiği” bildirilmiştir. Allah’a antropomorfik bir izafenin olmadığı bu beyan, zaman ve mekânın kayıtlarının ve ölçülerinin biçim için geçerli olduğu metafiziksel bir düzlemi ima etmektedir. 

 

Önceki Yazı

Her şeyiyle bir kültür sanat merkezi

Sonraki Yazı

Toprak ve kitap kokan kadınlar

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde