Kısırımız yok müziğimiz var

31 dakikada okunur

Müzisyen ve hikâye anlatıcısı Zeynep Betül Akyıldız, “Gençlere bu noktada şunu önermek istiyorum bizler bir şeyler yaptığımızda yaptığımız işlere sevgimizi, heyecanımızı ve Allah’ın bize vermiş olduğu yaratıcılığı kattığımızda güzel bir şey çıkmaması mümkün değil. Güzel bir şey de çıkınca tabii ki dışarıda ki insanlar bunu başarılı bularak, size güzel şeyler söylemeye başlıyorlar. Bu iltifatları aldığınız zaman bu iltifatların karşısında kendinizi nasıl konumlandırdığınız çok önemli. Çünkü bu dünyada sahip olduğumuz her şey yaratıcının bize vermiş olduğu bir şey. Biz tabii ki onu geliştiriyoruz zaten buda bir kulluk borcudur. Bana bunlar verilmiş ve ben hangi yemeği pişirebilirim olarak bakıyoruz hepimiz hayatımıza. Bu noktada bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Aslında o iltifatların ve alkışların kendi üzerimize tamamen almamanın çok önemli bir püf noktası olduğunu düşünüyorum.”

Zeynep Betül Akyıldız ve eşi Ömer Çeşim, Litros Sanat okuyucularına özel başka hiçbir yerde paylaşmadıkları bir projeden bahsettiler. Yakın zamanda birlikte yazıp besteledikleri Kuşlar şarkısı formatında olan çocuk şarkılarını iki haftada bir yayınlayacaklarını ifade ettiler. Çocuklar ve ebeveynler için güzel bir haber olsa da, bence çocuk ruhlu büyükleri de yakından ilgilendirip sevindireceği kesin.

Dilerseniz sohbete sizi tanımakla başlayalım. Kimdir Zeynep Betül Akyıldız?
Sanat sepet işleriyle uğraşan bir arkadaşınız diyebilirim. Sabah uyandığımız zaman düşünürüz ya; bugün ne pişirsem diye, ben de bugün ne çalsam, ne yazsam, ne bestelesem şeklinde hayatını geçiren bir arkadaşınızım.

Benim oyuncağım enstrüman değildi, sesimdi

Müziğe çocukken başlıyorsunuz, müziğin icra edildiği bir evde doğmak müzik yolculuğunuzun temelini oluşturuyor. Sizden dinleyelim müzik serüveniniz nasıl başladı?
Müzik anne tarafıyla başladı aslında. Dedem uzun seneler Üsküdar’da Yeni Valide Camii’nin müezzinliğini yapıyordu. Annem, teyzem hep bir şeyler söyleyen, hep bir şeyler mırıldayan insanlardı. Onların yetiştirdiği evlatlar olarak biz de müziğin içine doğduk. Dolayısıyla hayatımda “müziğe başlama” gibi bir başlangıç noktası göremiyorum, müzik hep vardı. Bir çocuğun oynadığı oyuncak gibiydi diyebilirim. Fakat benim oyuncağım bir enstrüman değildi, sesimdi. Aynanın karşısına geçip programlar sunar, aralarında şarkılar söylerdim. Anlatıcılık da baba tarafından gelen bir şey. Babamın büyük dedesi çok yolculuk yapar, her döndüğünde de Karamürsel’de topladığı hikâyeleri köy ahalisine anlatırmış. Bütün köy bahçeye toplanır ve o gün toplanıp topladıkları meyveleri yerken dedemin anlattıklarını dinlermiş. Büyük dedem hikâyeleri öyle anlatırmış ki dinleyenler bir detayı kaçırmamak için elmayı ağızlarında
bekletirlermiş, ısırırız da o sırada bir şeyi kaçırırız diye. Büyük dedem askere gittiğinde bile komutanları ona masal anlattırmışlar. Babamın dayıları, teyzeleri de hep bir şeyler anlatırlardı. Müzik de anlatıcılık da benim parçam, bu noktada ailemden güzel beslendim diyebilirim.

Müzisyen, gitarist, solist, hikâye anlatıcısı, müzik eğitmeni, bu farklı kimliklerinizin ortak noktası var mıdır? Her bir kimliğe hazırlanma süreci nasıl oluyor?

Sadece müzik yaptığım ya da hikâye anlattığım bir hayat düşünemiyorum, zor olurdu benim için. Bazen bu yolda bütün bunları öğrenmeye ve o yolda ilerlemeye çalışırken hocalarımdan bazı sitemler alırdım. Piyano hocam derdi ki “Betül masalı meseli bırak, piyanoya odaklanmalısın!” Başka bir hocam derdi ki “Piyanoyu bırak, hikâyeye odaklanmalısın.” Bu yönlendirmeler devam ederdi. Hocalarımdan beni ben yapan çok şey öğrendim. Bu noktada hepsine vakit ayırmak tabii ki çok fazla emek istiyor. Fakat birbiri ile bağlı alanları seçince hepsi birbirini besledi ve ortaya tam olarak yapmak istediğim sanat çıktı. Kimlik noktasında ise bir konsere çıktığımdaki solist kimliğimle, hikâye anlatırkenki anlatıcı kimliğim ve üslubum birbirinden biraz farklı diyebilirim. Hisler de farklılaşabiliyor, bir şeyler anlatırken dinleyicilerle kurduğum bağ belki bir tık daha samimi, muzip olabilir. Şimdilerde iki sanatı da birleştirdiğim kişisel performanslar üzerine çalışıyorum. Eğitmen kimliği ise öğrencilerimi çok ayrı sevdiğim için bambaşka, analık gibi bir şey.

Yazmak mı, anlatmak mı, müzik mi, hangisi ile kendinizi daha iyi ifade edebildiğinizi düşünüyorsunuz?
Bu soruyu cevaplarken ben de zorlanıyorum ama şarkı söylemek hepsini sollar diyebilirim. Hayal ettiğim neredeyse her sesi çıkarabildiğim enstrümanım, sesim. Yazmak o kadar kolay olmuyor ya da bir anlatımı yoğurmak, onu beynimizde defalarca canlandırmak, birilerine anlatmak daha emek ve zaman isteyen süreçler. Bunların hepsinin içinde çok daha atik, çok daha hızlı bir şekilde cevap alabildiğim bir arkadaşım var: sesim.

Hayallerden sahneye bir serüven

“Kısırımız yok müziğimiz var…” sloganı ile başlayan Akşam grubu nasıl oluştu? Oluşum sürecinden kısaca bahseder misiniz?

Müzikle devam eden hikâyem, okuduğum kız lisesinde kız arkadaşlar ve kız öğrencilerin buluştuğu konserler düzenlemekle devam etti. Fakat üniversiteye geldiğimde bir boşluk hissettim. Tıpkı lise günlerindeki gibi kadınlara özel konserler düzenlemek için müzisyen arkadaşlarla kontak kurmaya çalıştım, tweetler atıp açık çağrıda bile bulundum ama bu fikre inanan müzisyen ya da inanıp da müzisyen olan arkadaşım çıkmadı. İki-üç yıl sonra üniversiteme çok tatlı müzisyen öğrenciler geldi. Onlar da böyle hayaller kurmaya başlamışlardı. Birlikte hayallerimizi birleştirerek kadın müzik grubumuzu kuralım mı dedik. Grubun ismi için de “akşam” kelimesi geldi aklıma çünkü bilirsiniz kadınların buluştuğu “günler” vardır. Bu sağlam geleneğe modern bir yorum getirip “Gündüz buluşamıyorsak akşam buluşalım, kısırımız yoksa müziğimiz var “ mottosunu buldum. Ve o günden bu yana onlarca kadının emeğini, müziğini, hayalini katmasıyla kocaman bir müzik grubu haline geldi.

Akşamın ulaşamadığı birçok kadın var!

Peki, Akşam Grubu ile kadınlar üzerinde nasıl bir etki oluşturdunuz? Geri dönüşler nasıl oldu?

Bir coşku seli hayal edin, hatta bir çağlayan düşünün fakat bu çağlayan su damlacıklarından değil de binlerce kadının gözlerindeki o pırıltıdan oluşuyor. Ve onların “İnanamıyoruz! Bunu biz de düşünmüş ve yıllarca istemiştik! İyi ki bunu yaptınız!” seslerinden ve şarkılara eşliklerinden oluşuyor. Bu muhteşem bir şey. Şunu biliyorum ki Akşam’ın ulaşamadığı daha birçok kadın var… Güzel bir şey yakaladık. Grubun her bir üyesi muhteşem kızlar. Herkes sevgisini, yeteneğini ortaya koyarak yapıyor. Dolayısıyla dinleyiciler de bunu görüyor. Akşam ilk kurulduğunda daha ziyade arkadaş grubuydu. Ama şu an temel motivasyonumuz yaptığımız şeye olan inancımızdır diyebilirim. Dinleyicilerimiz bunu çok güzel desteklediler. Onların desteği olmadan hiçbir şey olmazdı zaten.

Grubun bütün üyelerinin kalbinin çarptığı parçalar bambaşka

Akşam grubunun repertuarında ne tür müzik tarzları bulunmakta?
Kadın müzik grubu olduğu için önce kendi ihtiyaçlarımızı ama aynı zamanda dinleyicinin ihtiyaçlarını düşünmeye çalıştık. Ayrıca grubumuzun hikâyesi oldukça farklı o yüzden tek bir müzik tarzı yapmıyoruz. Öncelikle biz ne çalmak istiyoruz bu grubun üyeleri olarak aklımızdan ne geçiyor ya da canımız hangi şarkıyı söylemek istiyor, buluşuyoruz ve konuşuyoruz. Ve ortaya karma bir repertuvar çıkıyor. Çünkü grubun bütün üyelerinin kalbinin çarptığı parçalar bambaşka. Aynı şekilde bunun bir de bunun dinleyici tarafı var. Farklı backgroundlardan gelen yüzlerce kadın var. Her kadının kalbinin attığı en az bir parça olsun istiyoruz. Opera, Türk Sanat Müziği, Rock, Pop, soundtrack parçaları… Her şey var.

Hikâye anlatıcılığı sadece performatif bir sanat değildir!

Storytelling (hikâye anlatıcılığı) pazarlama alanında popülerleşen bir kavram. Şirketler hikâyelerle var olmaya, hedef kitlesine ulaşmaya çalışıyor. Peki, storytelling insanlar üzerinde etkili midir? Hikâyelerinizle kitlenize ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

Hikâye anlatıcılığını neden yaptığımızla ilişkili bir soru. Aldığımız 2 senelik eğitimden sonra hocamız bizden şunu istedi; “Şunu yazın ‘Neden anlatıyorum?’ ” diye. Dolayısıyla bu soru da neden anlattığımızla derinden ilişkili diyebilirim. Eğer biz hikâye anlatıcılığını sadece
performatif bir sanat olarak görürsek bu sadece bizi kariyer olarak yukarılara taşıyan bir araç olmuş oluyor. Hepimiz farklı hikâyeler anlatıyoruz. Aslında hikâye ile masalar ne zaman ortaya çıktı? İnsanlar birbirlerine bir şey anlatma ihtiyacı duydukları zaman, bazı değerleri korumak istedikleri zaman dolayı ortaya çıktı. Bu kültürel bir miras aslında. Bu mirasa sahip çıkma niyetiyle anlatmak istediğinizde bu güzide sanata bakışımız bambaşka oluyor.

Uluslararası bir çemberin etrafında buluşmak şahane bir duyguydu

2018 yılında Avrupa Hikâye Anlatıcılığı Fedarasyonu’nun genç anlatıcıları arasına seçilmiş ve yurt dışında festivallerde hikâyeler anlatmışsınz, sizin için unutulmaz bir deneyim olmalı?

Uluslararası bir platformda hikâyelerinizi paylaşabileceğiniz dil İngilizce oluyor. Bu benim için büyük bir farktı. İngilizce olarak orada Türk masallarını da paylaşıyor olmak çok keyifliydi. Bir de şu çok muhteşem bir duygu, ortak bir paydada buluşan insanlar olarak bir araya gelmek, uluslararası bir çemberin etrafında buluşmak şahane bir duyguydu. Festivaldaki gösterilerin dışında kalan vakitlerde farklı ülkelerdeki hikâye anlatıcıları ile birbirimize ne katabiliriz diye kendi hikayelerimizi birbirimize anlattık. Ben hala bir arkadaşımın İsviçre’den anlattığı bir masalı Türkiye’de anlatmayı çok severim, bol bol anlatırım. Onlar da aynı şekilde duydukları masalları anlatıyorlar. Düşünün ki hepimiz kendi yemeklerimizi götürüyoruz ve muhteşem bir şölen çıkıyor ortaya. Büyük festivallere katılmanın en keyifli noktası bu.

Uçan Halı Sakinleri adında bir hikâye anlatıcılığı oluşumunuz var. Neden “Uçan Halı”?

Üniversite yıllarımda arkadaşlarımla yazmış olduğum bir projeydi Uçan Halı Sakinleri. Anlatıcılıkla profesyonel yolculuğuma devam ederken amatör olarak bununla ilgilenmek isteyenler için bir halı olsa, hep birlikte heyecanımızı canlı tutsak dedik. Uçan Halı anlatıcılık yoluna baş koymuş ve ömrünün sonuna kadar bunun için amatör heyecanını yitirmeden çabalayacak olan, üzerinde çok tatlı sakinlerin bulunduğu bir halı. Bu sembol masallarda da karşımıza çıkar aslında. Ve sakin dedik çünkü biliyorsunuz günümüzde popülerleşen her şeye gidip atlıyoruz ama biz gerçekten bu halının sakinleri olalım, burada kalalım istedik. Hikaye anlatıcılığının en eğlenceli tarafı bana kalırsa bunu amatör hislerle yapmak. Uçan Halı Sakinleri bu şekilde halısının konduğu yerlerde masallar anlatan, müzikler yapan bir grup. Halının anlatıcıları günlük hayatlarında bambaşka mesleklerden, kişilerden oluşuyor. Tadı gerçekten bambaşka. Öte yandan da bunu profesyonel yaptığım arkadaşlarım da var. Anlatıcılığın iki türünü de çok seviyorum.

İlhamımızı aslında Allah’ın yarattıklarından alıyoruz

Sizin deyiminizle “Kafamda şarkılar söyleyip, dans eden rengarenk kuşlar vardı… Ardından kafamı gagalamaya başladılar.” Bu son çocuk şarkınızın ilham kaynağı kuşlar oldu. Genel olarak baktığımızda nelerden ilham alırsınız?

Çocuk müziği deyince aslında aklımıza ne geliyor? Sadece çocuklara hitap eden şarkılar mı? Çocuklar aslında insanoğlunun en saf hali, biz de aslında saf bir müzik ortaya koymaya çalışıyoruz. Bestelediğim şarkıları birçok duyguyu içeren bir formda bestelemeye çalışıyorum. Şarkılarımda çocuklara hitap etmeyi çok seviyorum, ancak yaptığımız müzik çocuklar dahil olmak üzere herkes için diyebiliriz. İlhamımızı aslında Allah’ın yarattıklarından alıyoruz ve bunu duru bir bakış açısıyla ortaya koymaya çalışıyoruz. İlerleyen süreçlerde de yine böyle ilgimizi çeken belki gagalayan, belki ısıran farklı şeyler olabilir.  Tam da bu aşamada şöyle güzel bir haberi sizlerle paylaşmak isterim; bu hafta itibariyle çocuklarla şarkılarımızı iki haftada bir buluşturmak gibi heyecanlı bir müzik yolculuğuna çıktık. Önümüzdeki süreçte mümkün olduğu kadar iki haftada bir yeni şarkılarımızı da kaydetmeye çalışacağız. Ve hem çocuklarla hem de bu müziği dinlemek isteyen gençler ve yetişkinlerle bu müziği buluşturmaya devam edeceğiz.

Dünyadan da masallar, ninniler seslendiriyorsunuz. Ülkemiz bu masallar, ninniler açısından zengin mi, size yeterli malzemeyi veriyor mu?

Bu topraklar o kadar çok millete ev sahipliği yapmış ki, dolayısıyla bu soruyu “fazlasıyla” diyerek cevaplayayım. Arkamda görmüş olduğunuz kütüphanede farklı kültürlere ait envai çeşit masal var. Bunlarla besleniyor, dolayısıyla bunun kıymetini bilmeye çalışıyoruz biz de.

Zeynep hanım, anlatmaktan en çok keyif aldığınız masal hangisi? 

Böyle şeyleri hiç seçemem, her birinin içinde bambaşka lezzetler var.

Müzik ve hikaye anlatıcılığı alanında eğitimler veriyorsunuz. Bu eğitimlerde yetenekli gördüğünüz kişileri aranıza alıyor musunuz?

Bu topraklar muhteşem sanatçılara ev sahipliği yapıyor. O kadar yetenekli kadın ve genç kızlarla tanıştım ki bu süreçte… Her birine ayrı ayrı hayranım. Gruplarımda kendi öğrencilerimle çalışmaktan büyük zevk alıyorum. Onlara ayrı alanlar da açmaya çalışıyorum, bu benim için bireysel çalışmalarımın çok üstünde bir kıymete sahip. Üzüldüğüm nokta ise ülkecek Müslüman kadına yönelik beklentinin bu kadar düşük ve kolay karşılanan bir seviyede olması. Mesela koromu ya da aKşam Grubu’nu ilk defa dinlemeye gelen dinleyicilerden duyduğumuz bir cümle vardır, hiç şaşmaz: “Bu kadarını da beklemiyorduk! Çok iyiydi”. Yanıma gelip “Dünya standartlarında bir ses! İnanamıyorum!” diyenler olunca çok mutlu olmakla birlikte karışık duygulara kapılıyorum. Ülkemizde Müslüman bir kadın, başörtülü bir kadın yapar ama tam da olmaz gibi bir algı var. Bunu açıkça komik buluyorum. Şimdiki süreçte şan noktasında kendi eğitimlerimi düzenliyorum. Ama bu bitmek bilmeyen bir derya, bitmek bilmeyen bir yol. İsterim ki ileriki yıllarda çok daha tecrübeli bir öğretmen olarak öğrencilerime hep yollar açabileyim, yollar gösterebileyim, o yollarda birlikte yürüyebilelim.

İnsan alkışı üzerine almadığında o hakareti de üzerine almıyor

Ayrı ayrı alanlarda ilgilenip başarılı işlere imza atıyorsunuz. Peki nedir başarınızın püf noktası?

Bu konserlere üniversitenin yıllarında başladığımızda konserler tabii ki geç saatlerde biter, dinleyicilerle selamlaşmak, fotoğraf çektirmek belki bir yemek derken eve vardığım saat gece yarısını bulurdu. Babam beni karşılar ve her defasında baştan ayağa bir süzerdi ve “Kızım alkışlar, iltifatlar nefsinin hoşuna gitmiş olabilir ama kendini unutma, kaybetme. İyi misin, aynı Zeynep misin? ” diye sorardı. “Merak etme baba” der, kendimi de şöyle bir süzerdim. Genç arkadaşlarıma bu noktada şunu önermek istiyorum: Biz yaptığımız işlere sevgimizi, heyecanımızı ve Allah’ın bize vermiş olduğu yaratıcılığı kattığımızda güzel bir şey çıkmaması mümkün değil. Hele bunu disipline edip devamlı bir çalışmaya çevirebilirsek… Şahane! Ortaya güzel bir iş çıkınca insanlar bunu sevecek, güzel şeyler söyleyecekler. Bu iltifatları aldığımız zaman bunlar karşısında kendinizi nasıl konumlandırdığımız çok önemli. Bu dünyada sahip olduğumuz her şey, Yaratıcımızın bize emanet ettiği bir şey. Böyle bakabilmenin, aslında o iltifatları, alkışları tamamen kendi üzerimize almama noktasında çok önemli ve sağlıklı bir püf noktası olduğunu düşünüyorum. Bunun şöyle muhteşem bir yanı da oluyor, madalyonun bir yüzü iltifatsa diğer yüzü kitleniz büyüdükçe karşılaşma ihtimaliniz olan hakaretler. Kim olursanız olun kitleniz büyüdükçe enteresan linçlerle, nefret söylemleriyle karşılaşabiliyorsunuz. Mesela o alkışı üzerine almadığında insan o hakareti de üzerine almıyor ve sıyrılıyor. Ben bir kul olarak bu dünyada bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Hesabımı kitabımı dikkatli ve düzgün yapmaya çalışıyorsam iltifata da hakarete de pek takılmadan devam edebilmem gerekir. Tabii ki güzel bir şey duyduğumuzda çok mutlu oluyor ya da kalbimizi kıran şeyler duyduğumuzda boynumuzu bükebiliyoruz ama bu yoldaki yolculuğumuza sağlıklı şekilde devam edebiliyoruz.

En güzel şey aslında kendimize odaklanmak oldu

Eşiniz Ömer bey de sizin gibi oldukça yetenekli ve sürekli ortak çalışmalar yürütüyorsunuz. Peki eşiniz ile birlikte şu an neler yapıyorsunuz ve bundan sonra neler yapacaksınız?

Eşim Ömer ile çıktığımız bu evlilik yolculuğunda en güzel şey aslında biraz da kendimize odaklanmak oldu. Mesela en son paylaştığımız Kuşlar şarkısı birlikte ortaya koymuş olduğumuz bireysel bir çalışmaydı. Grup çalışmaları çok güzel ancak içinde bazen kendimi kaybedebiliyorum. Kendi müziğime vakit ayırabilmek bana çok iyi geldi. Eşim profesyonel olarak belgesel işiyle ilgileniyor, ancak kimsenin görmediği zamanlarda müzik yapan çok iyi bir müzisyen ayni zamanda. Müziği bana ilham veriyor. Önümüzdeki süreçte konserlerden, masal anlatımlarından, öteki projelerden vakit bulduğumuz zamanlarda belki bir gece yarısı, belki öğle yemeğinden önceki yarım saatte, işte böyle zamanlarda oturup bir şeyler kaydetmeye, kendi müziğimizi yapmaya devam edeceğiz Allah’ın izniyle.

Önceki Yazı

Kahverengi yön işaretleri her zaman algı kapsamımda

Sonraki Yazı

Biraz polisiye biraz aile biraz aşk

Son Yazılar

Mevlânâ ve Mesnevî

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak

Tam gaz izlemeye devam!

Dijital ekranda; Netflix yapımı Oscar adaylı Noah Baumbach imzalı “Beyaz Gürültü”, sosyal medyada izlemeyenin dövüldüğü Mubi’de