Kitaplar arasında

5 dakikada okunur

Bir önceki yazının başlığında “Yaz sıcaklarının okurlara yaptığı fenalıklar” demiştim. Yaz sıcakları gitti, yerine sonbaharın serin esintileri geldi. Okumanın ve yazmanın bu mevsimde daha keyifli olduğunu düşünüyorum. Eylül başından itibaren gözümü gönlümü açan kitaplar arasında biraz gezinip sevdiğim cümleleri derlemek istedim bu yazıda. Hem söz konusu kitapların içeriğine dair bir fikir versin, hem de yeni okumalara kapı açsın niyetiyle. Zevkli okumalar.

“Eskiden bir Allah dostu sübyan mektebinin yanından geçiyor, yukarıdan Hoca Efendi talebelerine kızmış bağırıyor. Allah dostu da diyor ki: Bir bakayım ne oluyor? Bir bakıyor ki talebeler hocayı öfkelendirmişler. ‘Hayırdır hoca efendi’, ‘Derse çalışmıyorlar, şöyle yapıyorlar, böyle yapıyorlar’ deyince, Bismillah deyip iki eliyle hocanın gözlerini bir mesh ediyor. Hoca Efendi, 20 sene sonrasını görüyor. Bakıyor Hasan medresede talebe, Hüseyin kömürcü, Ali nalbant olmuş, ötekisi aşçı. Anlıyor, ‘Kaderleri ayrı, ben bunlara aldıkları kadar vermeliyim. Hepsini aynı hizaya sokamam’ diyor…”
(Sadettin Ökten, Kemal Sayar – Gönül Çalab’ın Tahtı)

“İnsanımız fert olarak vefalıdır, yahut öyle biliriz ama, millet olarak, toplum olarak da vefalı mıyız, orası biraz şüpheli. Öyle olsaydı memleketine, milletine bunca hizmet etmiş, eser bırakmış nice insanımızın doğduğu, yaşadığı evler, yazdığı eserler kaybolur, hatta kabir taşları bile çalınır mıydı? Son yıllarda kalabalıklar kimlerin ardından koşuyorlar dikkat ediyor musunuz? Siyaset büyükleri, futbolcular ve sahne şarkıcıları. Ya ömrünü iğneyle kuyu kazar gibi bir doğruyu, bir iyiyi, bir güzeli yüceltmek için hem de çok defa karşılıksız, hasbi olarak harcayan insanları ne kadar az hatırlar olduk.”
(M. Orhan Okay – Silik Fotoğraflar: Portreler)

“Bugünü hiçbir zaman tekrar yaşayamayacağız, onu yemeyen, içmeyen, tatmayan ve koklamayana bugün sonsuza dek ikinci bir kez sunulmayacak. Güneş bir daha hiç bugünkü gibi parlamayacak.”
(Hermann Hesse – Klingsor’un Son Yazı)

“Yazmakta olduğum bir oyunun kahramanı karşısındakine, ‘N’olur, bana beni düşündürme’ diyor. ‘İnsan kendine acımaya başladı mı, bu işin dibi yoktur.’ İntihardan uzak olmanın en büyük panzehiri galiba bir oyalantısı olmaktır. Ama önemli, ama önemsiz… Mesele elindeki işe kendini verebilmektir. André Gide ‘Yazmasam intihar ederdim’ der. Bu herkes için geçerlidir. Bir işin peşinde olan insan kolayca hayatına kıymaz, zayıf bünyeli, hastalıklı Marcel Proust canını dişine takıp o koca romanını yazarken kendini hayata bağlamış, ölümden uzaklaştırmış oluyordu. Bitirdiği gün oda hizmetçisine, ‘Artık ölebilirim’ deyişi edebiyat değildir. Gerçekten de kısa bir süre sonra öldü.”
(Haldun Taner – Tek İnsanın Değeri)

“En büyük talihsizlik kendini meşgul edemeyen ve bunu başkasından talep eden, başkasını buna memur eden insana tesadüf etmek hatta buna çatılmaktı.”
(Şule Gürbüz – Kıyamet Emeklisi)

“Galiba hakikate varmanın tadı yerine hakikate varabilme yolunda ilerleme daha zevkli.”
(A. Süheyl Ünver – Üsküdarnâme)

Önceki Yazı

Sahne sanatlarında sıfıra yakınız!

Sonraki Yazı

Kuruluş’un romanı: “Söğüt’teki Çınar”

Son Yazılar

Varlığa gülümsemek

Günde kaç kez ufukla göz göze geliyorsun? Gökyüzünün sana göz kırptığı oluyor mu? Denizin derinliğine bir

Yoksulluk ve takva

70’lerin ve 90’ların sonlarını aratmayan büyük bir enflasyonun endişeleri içinde girdik Ramazan’a. Gelir uçurumları keskin bir

Kısa caz tarihi 

İkinci kez okuduğum, dünyanın farklı dillerine çevrilen Joachim E.Berendt ‘in “Caz Kitabı”ndan yola çıkarak kendi yorumlarımı

Elly hakkında konuşalım mı?

Sinema serüvenine 2000’li yıllarda başlayan İran’ın önde gelen sinemacılarından Asghar Farhadi, 2008 yılında Berlin Film Festivali’nde