Kitaplar Zamanın Büyük Denizinde Dikilmiş Deniz Fenerleridir

22 dakikada okunur

Siz sevgili okuyucularımıza kitap serüveninizle ilgili birkaç soru sorsam. Mesela; ilk okuduğunuz kitabı hatırlar mısınız? O kitabın yazarını, dokusunu, kokusunu, kapağını ve size hissettirdiklerini anımsar mısınız? İlk kitabınızı kaç yaşında okuduğunuzu hatırlar mısınız? Hatta daha geniş tutalım; ilk okuduğunuz kitaplar hakkında neler kaldı hatrınızda? Bu yazıyı okuyorsanız eğer kitap okumayı da seviyorsunuz demektir. Hangi kitap size okumayı sevdirdi? Bir hafızamızı yoklayalım. Çocukluğumuza inelim. İlk göz ağrımız olan kitabı hatırlayalım. Belki sadece adını hatırlarız. O kitabı okuduğumuz günleri ve atmosferi anımsarız. Belki o günlerde acı tatlı yaşadıklarımızı hatırlarız. Bir yerlere alıp götürür bizi. Belki kitap dostu ve tutkunu olmamızın nedeni tam o günlerde hasıl olmuştur. Tekrar geçmişe gidelim ve annemizin, babamızın, abimiz ve ablamızın ve çok sevdiğimiz sınıf öğretmenimizin ya da sınıf arkadaşımızın bize hediye ettiği resimli masal ve hikâye kitaplarını hatırlayalım. Sınıfta öğretmen masasının arkasında bulunan dolaptaki az sayıda kitabı hatırlayalım. Ya da teneffüslerde kısıtlı vaktimizi geçirdiğimiz okul kütüphanesinde inceleme fırsatı bulduğumuz kitapları hatırlayalım. Hikâyemize en başından başlayalım. Her birimizin bir kitap serüveni ve hikâyesi var. Bu hikâyemizde bizi sarsan ve çarpan unutamadığımız deniz fenerlerimiz var. Evet, kitaplar zamanın büyük denizinde dikilmiş deniz fenerleridir, derler. Bu özdeyiş üzerine düşünerek bir yolculuğa çıkma vaktidir. Bu yazımızda sonsuz deniz fenerlerinden birkaçını sizler için derledim. Okumanız ve aydınlanmanız dileğiyle…

YENİ ÇIKANLAR

Eski Prag Öyküleri
Jan Neruda / Can
19. yüzyılın renkli Prag’ından beş derin, ironik öykü: Çek şair ve gazeteci Jan Neruda’nın ilk kez 1878’de kitaplaşan Eski Prag Öyküleri, bizi tarihî kent merkezinin en pitoresk mahallesinde gezdiriyor. Büyülü Prag’ın dolambaçlı sokakları, arnavutkaldırımları, vakur aristokrat sarayları, görkemli kiliseleri arasında dolaşırken, amansız rakipler olarak otuz yılı deviren Bay Ryšánek ile Bay Schlegl’in rekabetine ortak oluyor, tek bir hastaya bile dokunmamasıyla nam salan Doktor Heribert’le tanışıyoruz. Neruda’nın öykülerinde ölümsüzleşen yalnızca insanlar değil; kent de onlarla ölümsüzlük iksirini içiyor. Prag’ın en ikonik semti Malá Strana’da geçen bu öyküler, kent sakinlerinin günlük yaşamından gerçek resimler sunuyor. Eski Prag Öyküleri, Çek edebiyatının vazgeçilmezlerinden biri.

Ezbere Yaşayanlar
Emrah Safa Gürkan
Kronik
Bizim gibi olmayanlara neden tahammül edemiyor, yabancıdan ve farklıdan neden korkuyoruz? İnsanları niçin konuşma tarzına göre yargılıyor, argo kullananlara ya da aksanlı konuşanlara niçin yukarıdan bakıyoruz? Şu rasyonalite çağında neden hediye alıyoruz ve birbirimize bir şeyler ısmarlıyoruz? Niçin dedikodu yapmaktan vazgeçemiyoruz? Son elli yılda birçok hak edindikleri halde kadınlar neden erkeklerden farklı meslekler tercih etmekte ısrar ediyor? Bunca bilimsel gelişmeye rağmen neden hâlâ fala ve büyüye inanıyoruz? Yukarıdaki sorulara cevap ararken anekdot denizinde boğulmadan diyardan diyara koşup çağdan çağa savrulacağız. Taş Çağı’ndan modern zamanlara, Kalahari Çölü’nden Trobriand Adaları’na, Güney Sudan’dan Alp Dağları’na, Çin’den Aztek diyarlarına keyifli bir yolculuğa çıkmaya, Evliya Çelebi’den Torquemada’ya, James Cook’tan Şamhat’a, Kraliçe Njinga’dan İmparatoriçe İrene’ye, konuşan şempanzelerden Akıllı At Hans’a, yamyamlardan hadımlara birçok ilginç karakterle tanışmaya hazır mısınız? Ezbere Yaşayanlar’da iki yüz bin yıllık insanlık mirasının ortaya koyduğu birbirinden değişik toplum ve kültüre yönelerek davranışlarımızı şekillendiren ana etmenleri inceleyecek; kültürle biyoloji, geçmişle gelecek, gelenekle yenilik arasındaki çekişmeyi merkeze alarak, şartların alışkanlıklarımızı ne noktaya kadar değiştirebildiğini tetkik edecek ve doğamıza ne kadar hükmedebildiğimizi göreceğiz.

Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten
Kadir Daniş / Ketebe
Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten tarihî bir roman mı? Evet, ama tam değil. Polisiye mi? Evet, ama tam değil. Fantastik? Bilimkurgu? Evet evet, ama tam değil! Hem bunların hepsi hem de çok daha fazlası! Serçelerin Ölümü ve Yeryüzü Blues’dan tanıdığımız Kadir Daniş, 20 yaşındayken yazdığı ve ilkin Panoptik Bela adıyla yayımlanmış olan Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten’de okurlarını eski İstanbul’un eğri büğrü sokaklarında ve karanlık dehlizlerinde geçen, aklın ve gerçekliğin sorgulandığı dehşetli bir maceraya götürüyor.

Delirmiş cadılar, aslından iyi kopya üreten kalpazanlar, bıyığıyla ağaç deviren dev yeniçeriler, günışığının ve gümüş mermilerin alt edemediği vampirler, antik şifreler, İmparatorluğu yıkmak isteyen gizli örgütler, çağını aşan genetik komplolar, uzay çağından fırlamış silahlar, Yıldız Sarayı’na kadar sızmış kan emici casuslar… Ve bütün bunların karşısında çakmak çakmak gözleriyle, dünyaca ünlü Osmanlı Dedektifi Yıldırım Âgâh! “Yalnızca hevesini kursağında bırakmayacağım, o kursağı bir de yumruğumla ezeceğim!”

ÖNERDİKLERİM

Biraz da Ben Konuşayım
Rıza Tevfik Bölükbaşı İletişim
Rıza Tevfik, yakın tarihimizin en ilginç kişiliklerinden biridir. II. Meşrutiyet devrinde sivrilmiş bir politika adamı, şair ve filozoftur. II. Meşrutiyet’in ilan edildiği günlerde İstanbul halkına günlerce hürriyet hakkında nutuklar atmış, İttihad ve Terakki Fırkası’nın Edirne mebusu olarak Meclis’e girmişti. Pervasız hareketleri ve görüş ayrılıkları yüzünden bir süre sonra parti ve partili arkadaşlarıyla yolları ayrıldı. 1912’de Meclis-i Mebusan’ın feshinden sonra politikadan uzaklaştı. 1918’de, Tevfik Paşa kabinesinde Maarif Nazırı sıfatıyla yeniden politikaya döndü. Damat Ferid Paşa kabinesinde iki defa Şûra-yı Devlet reisliği yaptı. Osmanlı Devleti’ni fiilen ortadan kaldıran Sevr Antlaşması’nı imzalayan heyette yer aldı. Milli Mücadele’yi yürüten kadrolarla görüş ayrılıkları yüzünden bu mücadeleye muhalif bir tavır takındı. Arkadaşı Ali Kemal’in trajik ölümünden sonra 1922 Kasım’ında Türkiye’den ayrıldı. Sevr’i imzalamış oluşu, 1924’te “150’likler” listesine dahil edilmesinde rol oynadı. Elinizdeki kitapta Rıza Tevfik, başta Sevr olmak üzere II. Abdülhamid, II. Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinde içinde yaşadığı, doğrudan ya da dolaylı olarak karıştığı siyasi nitelikli olayları anlatıyor. Yazarın yer yer bizzat kendisiyle, 80 yıllık hayatıyla, doğru veya yanlış yaptıklarıyla, yapamadıklarıyla bir tür hesaplaşması niteliğindeki bu hatırat, çok büyük eksik gedikler ve çarpıtmalarla malul yakın tarihimiz için önemli bir “birinci elden” belgedir.

Kara Keşiş
Anton Çehov
Türkiye İş Bankası
Çehov’un 1894’te Artist dergisinde yayımlanan son felsefi öyküsü Kara Keşiş, Lev Tolstoy’un da övgüsünü kazanan en önemli eserlerinden biridir. Öykü, görkemlilik kuruntusuna kapılan vasat bilim insanı Kovrin’le ilgilidir. Bu genç adam kendisinin bir dâhi, Tanrı’nın seçilmiş kullarından biri olduğuna inanmaktadır. Yazar bu öyküsünde delilik ile dâhilik arasındaki olası ilişkiye dikkat çeker. Çehov 1890’lı yılların başında, rüyasında tarlaların üzerinde uçan uğursuz bir kara keşiş görmüş, uyandığında onun hakkında yazmaya karar vermişti. Ortaya çıkan öykü, kimi zaman entelektüellere yönelik bir hiciv, kimi zaman da Çehov’un kendi korkularının alegorisi olarak değerlendirildi. Öyküyü mistisizmle ilişkilendirenler de oldu. Oysa yazar, yayıncı dostu Aleksey Suvorin’e yazdığı mektupta, melankoliye kapılmadan, “soğukkanlı bir tefekkür içinde” yazdığı Kara Keşiş için “tıbbi bir öykü” demişti. Çehov muhtemelen bir hekim olarak 19. yüzyılın sonlarında Rusya’da birçok megalomani vakası görmüş ve bu durumu çarpıcı bir kurguya dönüştürmüştü.

Tanrının Kuraltanımaz Kulları
Ahmet T. Karamustafa
Yapı Kredi
Kalenderler, Haydariler, Camiler, Celaliler, Şems-i Tebriziler, Cavlakiler, Abdallar ve diğerleri: İslam toplumunun kıyısında duran heterodokslar ve heretikler… Ahmet T. Karamustafa, Tanrının Kuraltanımaz Kulları’nda inançlarıyla, görünümleriyle, yaşayışlarıyla toplumu dışlayan bu toplulukların öyküsünü ele alıyor. Bu toplulukların köklerini, gelişimlerini irdeliyor, geçirdikleri değişimleri özlü biçimde anlatıyor. Ahmet T. Karamustafa ise konuyu bir tarihçi yaklaşımıyla ele alıyor, bu toplulukların geniş İslam coğrafyasının farklı bölgelerinde ayrı özellikler taşıyan köklerinden başlayıp gelişimlerini irdeliyor ve sonraları nasıl bir değişim geçirerek başka akımlara dönüşmesi sürecini özlü biçimde anlatıyor. Karmaşık gibi görünen bir olguyu yalın biçimde kavratan örneği az bir çalışma…

 

Cihan Aktaş’tan Tavsiyeler

Şair ve yazar Mustafa Uçurum; “Cihan Aktaş, romanlarıyla üzerine düşeni hakkıyla yerine getiren bir yazar. Onun eserlerini okumak yaşanan çağa tanık olmak demektir.” der. Bu sözden hareketle, geçtiğimiz aylarda bir Anadolu kasabasında bir Divan şairi olarak yaşamış Cevriye Banu ile Anadolu’nun bir başka köşesinde öğretmenlik yapmış olan İstanbullu Nimet Gecekuşu’nun birbirleri ile kesişen sıra dışı hayatlarını konu edindiği “Şair ve Gecekuşu” adlı romanı yayımlanan ve “Rüzgârla İyi Geçinmek” adlı kitabıyla tüm Esenler halkının gönlünde taht kuran gazeteci, yazar ve mimar Cihan Aktaş’a “Hangi kitapları okuyalım?” diye sordum. İşte aldığım cevaplar:

Floransa ve Bağdat
Hans Belting
Koç Üniversitesi
Perspektifin kullanımı, Rönesans resminde bir devrim yarattı ve sanatçıya izleyicinin görüş açısını resmetme fırsatı verdi. Oysa perspektifin teorisi başka bir yerde, Bağdat’ta, matematikçi İbnü’l-Heysem tarafından on birinci yüzyılda oluşturulmuştu. Ünlü tarihçi ve sanat kuramcısı Hans Belting, Floransa ve Bağdat’ta bakış metaforunu kullanarak Arabistan Bağdat’ı ile Rönesans Floransa’sı arasındaki tarihi karşılaşmayı anlatıyor. Perspektifin, geometrik soyutlamaya dayanan görsel teori (Ortadoğu) ve resim teorisi (Avrupa) olarak kullanıldığı ikili tarihini inceliyor. Orta çağda Arap matematiğinin perspektif teorisini doğurduğunu, daha sonra bu teorinin Batı’da sanata dönüştürüldüğünü anlatan Belting, estetiğin ve matematiğin sınırlarını aşan bir soru soruyor: Müslümanlar ile Hıristiyanlar birbirlerine baktığında, kendi dünya görüşlerinin dönüştürülmüş bir versiyonunu görürlerse ne olur?

Kıyısız Bir Gerçekçilik
Roger Garaudy
Fol
Bu kitap başlı başına bir olaydır; anlattıkları ve anlatan bakımından. Yayımlandığı zaman bakımından, geleceğin bir güvencesi olması bakımından. Bir bitiş ve bir başlangıç noktası olması yönünden. Yıktığı şeyler bakımından, yol açtığı şeyler bakımından. Yadsıdıklarıyla, başlattıklarıyla… İlk önce gözlerimizi bu insana, Roger Garaudy’ye çevirmeliyiz: Bu insan, Saint-John Perse’in bir şiiriyle sarsıldığı ya da Picasso’nun bir tablosunu gördüğü için rastgele yazı yazmaya oturmuş biri değil. Bütün bunlar, bu insan için temel özellikte şeyler. Kendi iyilik ve kötülük anlayışıyla, kendi varoluş nedenleriyle, onu acı çeken büyük yığının yanı başına getiren şeyle sıkı sıkıya bağlıdır. Keyfî davranışların bilim maskesi, dogmatizmin sanat çehresi takmaya yeltendiği bir dünyada Roger Garaudy’nin elinizdeki kitabı başlı başına bir olaydır. Bu değerli çalışmayı, Louis Aragon’un Sunuşu ve Mehmet H. Doğan çevirisiyle okurlarımıza sunuyoruz.

Rönesanslar
Jack Goody
Türkiye İş Bankası
Dünyanın en seçkin sosyal bilimcilerinden biri son binyılın önemli tarihsel meselelerinden birini konu ediniyor: Avrupa Rönesans’ı modernite anlayışımızın odağındaki benzersiz konumunu hak ediyor mu? Jack Goody Avrupa örneğini İslam, Çin ve Hint kültürlerinde gerçekleşmiş benzer rönesanslarla bağlantılı olarak irdeliyor ve Avrupa’nın bu yabancı kültürlere olan borcu üzerinde duruyor. Yayınevimiz tarafından yayımlanan ve kısa sürede ikinci baskı yapan Tarih Hırsızlığı’nda geliştirdiği Avrupa merkezciliğe eleştirel yaklaşımı ışığında, ayrıntılı ve geniş kapsamlı bir tarihsel çözümlemede bulunuyor.
Belki de Toynbee’nin The Study of History adlı kitabından bu yana kimse Goody’nin Rönesanslar’da üstlendiği işe kalkışmamıştır. İddialı ama kolay da okunabilen bu kitabın Rönesans ve genel olarak Batı uygarlığı tarihi araştırmacılarının, insanbilimcilerin, toplumbilimcilerin ve modernitenin nasıl inşa edildiğini merak eden herkesin ilgisini çekeceğini umuyoruz.

 

Önceki Yazı

Bir Memleket Ve Hizmet Sevdalısı : Tevfik İleri

Sonraki Yazı

Antika Merakı Geçmişe Yolculuğun Anahtarı Mı?

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye