Litros Sanat
Türkiye'nin Dijital Kültür Sanat Gazetesi
Şair Yunus Karadağ’ın poetikasına dair bir yolculuğa çıkarıyoruz okurları. Çocukluk, anne-baba sevgisi gibi temalar şairin şiirinde ön planda. Şiirinde Kudüs’ten, Medine hasretinden bahsetmeyi de ihmal etmiyor şair.
İlk şiir kitabı Gökyüzü Koşarken’le tanıdım Yunus Karadağ’ı. Hatta Türkiye Yazarlar Birliği’nde bir program da gerçekleştirmiştik bu kapsamda. Meraklısı için bu video internette erişime açık. “Ben bu suyu tek başıma geçemem/ Rüzgar olsam değemem saçlarına” diyordu “Uykuda Kader” şiirinde Yunus.
Delilik karşısında korkusuz bir şair
Gökyüzü Koşarken, “Fırtınada Beni Bul” şiiriyle açılır. İçindeki karanlığın sönmesi için günışığına seslenen bir şiirsel özne vardır bu şiirde. Öte yandan yenilmek istenen bir karakter vardır şiirin ikinci kısmında. Şairin cesur bir tavrı söz konusudur bu şiirde adeta. “Delirmeden çıkılmaz bu yola” der mesela aynı şiirde. Delilik karşısında da korkusuzdur. “Küçük Kırlangıç Sokağı”nda kaderin etkisi yoğun hissedilir. “Herkes geri verdiğinde sevdiğini/ Yazgımdan başka bir şey kalmıyor” der şiirsel özne. Kitaba adını veren “Gökyüzü Koşarken” şiirinde ise birbirine teğet geçen insanların varlığını hissederiz. Ya da hayatla arasında mesafe olan birilerini duyumsarız. Şiir şöyle başlar: “Dokuz akıl bir kalple yaşıyor ya insanlar /Kimse sularına dokunmuyor denizin / Kurcalıyor ölümü üç yaşında bir çocuk/ Dili tutuk mermiler söylüyor şarkımızı.” Aynı zamanda şairin içinde Kudüs’ü görmemiş olmak bir boşluğa sebebiyet verir. Noktalı Bir Gül şiiri bana İsmet Özel’in Suyun Sızladığıdır şiirini anımsattı. “Üşümenin üşümesi” tabiri “Sızıyı gideren su/ Suyun sızladığını kimseler bilmez.” mısralarını aslında. Zaten metinlerarasılık söz konusu olsun ya da olmasın, şairin poetik dünyasında İsmet Özel’in yerinin önemli olduğunu düşünmüşümdür. Aynı zamanda bu ilk eserde erken büyümüş bir çocukla da karşı karşıyayız. Mesela “Kurşun Kovalayan” şiirinde de bunu gözlemleriz: “Ne yapsam uzamazdı saçlarım çünkü büyümekle küçük düşürmüştüm kendimi.” Deniz gibi, güneş gibi, çiçek gibi doğaya ait kavramlar da onun şiirinde kendine fazlasıyla yer bulmaktadır. Bir şairin zaten poetik evrenini bu ifadelerle bezemesi, kurması çok doğal geliyor bana. “İstersin Bir Dağ Yerinde Beklesin” baba figürünün iyi resmedildiği bir şiirdir. Şair şöyle sorar “Nehirde Boğulanların Gözlerine Yazık” şiirinde: “Senin dönüp dönüp yenildiğin bir savaşın yok mu? Düşe düşe büyüttüğün bir kuyun?”
Çocukluk esininin hissedildiği şiirler
Şairin ikinci kitabı Savaş Bitmeden Ölmeliyim’de ise tam da üstüne bastığım gibi bir İsmet Özel epigrafıyla başlar: “Ben öyle bilirim ki yaşamak berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır.” Çocukluk esini bu kitapta da yoğun hissedilir. “Naat” şiiriyle açılır kitap. “…Sana aşık bir çocukluğum var.” Durmadan O’nu yani Efendimiz’i zikretmek O’nu söylemek isteyen bir şair öznesidir bu defa karşımızda olan. Şair, Allah’a dahi bir başka inanmaktadır Peygamber ile bağ kurduğunda ki bu bir bağdan çok ötesidir. Aşkın bir sevgidir.
Savaş Bitmeden Ölmeliyim’deki “Çocuk” şiiri bana şair Kamil Eşfak Berki’nin Çocuğun Miracı eserini ve şiirini de hatırlattı. Savaşın ortasında bir çocuk miraca yükselir ve tüm kutsallığıyla sonsuzu alır avucuna. Belki de bağışlanmamız o kutlu çocuğun temizliğine, saflığına, mazlum oluşuna bağlıdır. Bu eserde adından da anlaşılacağı üzere minnacık çocukların savaşla karşılaşması var. Tüm bunların karşısında Müslümanların mahcupluğu aynı zamanda. Onun şiirinde bazen savaşın tam ortasında tüm masumluğuyla yer alır çocuk, bazense cesurluğuyla savaşta yer almak isteyen bir çocuk çıkar karşımıza.
Savaş Bitmeden Ölmeliyim’de “Mustafa’nın Çiçeklerinin Solması” şiiri şöyle başlar: “Benim bir ağacım var / Çocukluk ülkemin müjdecisi” Yunus Karadağ’ın şiirindeki çocuklar hakkında, o çocukların güzel dünyası hakkında fikir veren en önemli şiirlerinden bir tanesidir bu şiir. Çocukluk ülkesinin kağıttan denizinde gemiler yüzdürüyor Yunus Karadağ. Bize de o gemiye binip güzel diyarlara gitmek düşüyor.
Kalbinize seslenecek şiirler
Şairin yakın zamanda yine Muhit Yayınları’ndan çıkan Kalbe Karşı Zaferler adlı eserine de değinmek faydalı olacak. Bu çiçeği burnunda eser, “Hangi Deniz Geride Bırakır Gözlerini” adlı şiirle açılır. “Yalnızlığın mı büyük çocukluğun mu?” sorusunu kendine yöneltirken anlatıcı, aslında hepimiz okurlar olarak anlamlı bir ünsiyet kurarız bu mısrayla, çocukluğun büyük olmasını umutla dilerken, hüzünden ve acıdan kaçan atlara hızla binerken.
Aynı zamanda Kalbe Karşı Zaferler’in anne baba sevgisine dair şiirlerin yer aldığı ve anne baba olgusunun yoğunlukta olduğu bir eser olduğunu düşünüyorum. Medine hasreti duyan karakterler var şiirinde. Gözleri hep ufukta karakterler var. Kalbe Karşı Zaferler, adı üstünde kalbinize hitap edecek, kalbinize seslenecek bir eser. Bir piyon seven şiirsel özne, bana İlhami Çiçek’in bir şiirini hatırlatır. Çünkü Çiçek’in dediği gibi “Göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği oyundur satranç.” Kitabın son şiiri “Askerler Masallarda” ise coşkulu çocukluk iklimini anımsatır. “Ben nasıl bir çocuktum ki ateşlerle oynadım.” der bu şiirinde Yunus Karadağ.
“Öğrendiğimiz Nedir Bunca Acıdan” şiiri her daim insanlığıyla, arkadaşlığıyla da iyi anacağım bir şairin duasının gerçekleştiğini düşündürüyor bana. Bu yüzden hem kendisini hem de şiirini güzel anacağım Karadağ’a şiir ve hayat yolculuğunda her daim başarı ve en az şiiri kader kalpten bir hayat ve şenlikli bir ömür dilerken siz okurları da bu poetik dünyanın keşfine davet etmek isterim.
Günümüz çağdaş şiiri düşünüldüğünde şiirle kazanılmış bir zafer bu aslında. İşte Yunus Karadağ tam da bunu başarıyor.
Yorum Yaz