Korkular küçülüp kalpler büyüdü

/
17 dakikada okunur

Ülkemizin yaşadığı derin acıyla birlikte yaraları sarmak için el ele veren, toplumsal dayanışma deyince akla ilk gelenlerden, işleri insan ve insanın duygularına dokunmak olan sivil toplum gönüllüleri, İHH İnsani Yardım Vakfı’ndan Ayşe Müzeyyen Taşçı, Bülbülzade Vakfı’ndan Rukiye Kaplan ve İnsanizi Derneği’nden Umut Sarıkaya ile deprem bölgesinde gösterdikleri sosyal iyileştirme faaliyetleri hakkında konuştuk.

Ülkemizde yaşanan acı felaketin ardından yaraları hep birlikte sarabilmek, beraber iyileşebilmek için tüm kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütleri harekete geçti. Deprem felaketinin ilk gününden itibaren bölgedeki varlığını ve desteğini esirgemeyen, büyük gayretler gösteren sivil toplum gönüllüleri, arama-kurtarma faaliyetlerinde ve acil ihtiyaçlar noktasında depremden etkilenen vatandaşlara büyük destek oldu. Devlet kurumlarının yanı sıra pek çok kuruluş ve sivil toplum örgütleri seferberlik ruhuyla bölgeye gitti. 

Bölgeye yapılan acil ihtiyaçlardan sonra gelen en önemli işi  psikolojik – sosyolojik destek ve terapi olarak görebiliriz. Geride kalan; büyüklerimize, çocuklarımıza ve aile yapımıza nasıl bir moral motivasyon kaynağı bulabiliriz? Öyle ki çocuklar ve gençlerin yaşadığı bu travmatik durumu sarmak sıcak yemek ikramından daha önemli hale gelebiliyor. Onların durumunun yıllarca toplumsal bir yara olarak ortada durmaması için merhem olunmalıydı. Bu merhem de elbette kültür, sanat ve spor alanında yapılacak organizasyonlarla mümkün. Geçtiğimiz günlerde Beşiktaşlı taraftarların maç öncesi depremden etkilenen çocuklar adına “Çocuklar hep gülsün” diyerek sahaya oyuncak fırlatmaları herkesi duygulandıran unutulmaz bir ‘an’ oldu. Bu olay özetinde bile ruhsal iyileşmenin önemini görmüş olduk. 

Sivil toplum kuruluşlarının ne kadar özel olduğunu ve onlara ne kadar ihtiyacımız olduğunu idrak ettiğimiz günlerden geçiyoruz. Bireyin toplumla, toplumun ise bireyle en samimi iletişim kurduğu kanallar sivil toplum kuruluşlarıyla sağlanıyor diyebiliriz. 

Bizler de bu haberimizde, kurum ve kuruluşların sosyal iyileştirme faaliyetlerinin yanı sıra, yüzleri güldürmeye gönüllü; iyiliğin buluşturduğuna, sanatın iyileştireceğine inanan birbirinden kıymetli sivil toplum örgütü görevlilerine sosyal iyileştirme faaliyetlerini sorduk. İHH İnsani Yardım Vakfı’ndan Ayşe Müzeyyen Taşçı, Gaziantep’te faaliyet gösteren Bülbülzade Vakfı’ndan Rukiye Kaplan ve İnsanizi Derneği’nden Umut Sarıkaya sorularımızı cevapladı.

“Yalnız değilsiniz” duygusunu hissettiriyoruz

Ayşe Müzeyyen Taşçı (İHH Kadın Başkanı/ Psiko Sosyal Destek Sorumlusu): Ne yazık ki bu afet 10 ilimizde büyük yıkımlar meydana getirdi. Ülke olarak çok fazla insanımızı kaybettik. Dolayısıyla hayatın normalleşmesi, depremzedelerin yaşadıkları tramvayı atlatabilmeleri zaman alacak. Bu süreçte sivil toplum gönüllülerine oldukça önemli görevli düşmektedir. Öncelikli olarak, bölgedeki olumsuz yaşam koşullarını kolaylaştırmaya yönelik projeler gerçekleştirmek gerekmektedir. Enkazların kalkmasının ardından vatandaşlar yaşadığı acı ile beraber temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilmenin telaşına düştü.

Bu noktada barınma, beslenme, ısınma, hijyen, gıda ve ilaç gibi acil ihtiyaçların temin edilmesi için seferber olunmalıdır. Tabii acil ihtiyaçların yanı sıra bölgede yaşanan afetin kişiler üzerinde bıraktığı olumsuz etkileri silebilmek için iyileştirici faaliyetler yani psikososyal destek sağlanması gerekiyor. Bu durumda yerine göre afetzedeye hatırını sormak, dayanabileceği bir omuz olmak, ihtiyacını anlamaya çalışmak, yani sosyal yardım yaparken iletişim kurarak “yalnız değilsiniz, yanınızdayız” duygusunu hissettirebilmek önemlidir. İletişim kurmak güven duygusunu pekiştirmeyi sağlıyor. Diğer taraftan kişilerin ruhunda tramvaya dönüşen vakaları tespit ederek ilgili uzmanlara yönlendirerek psikolojik destek sağlamak son derece önem arz ediyor. Aynı zamanda çocukları, yaşadıkları afetin korkusu ve tedirginliğinden uzak tutacak sosyal etkinlikler düzenlemek psikososyal desteğin çok mühim bir kısmını oluşturuyor. Uzun süre tüm bu unsurlarla beraber bölgede çalışmalar yürütmek afetzedeye güven ve moral açısından destek sağlıyor ve sağlamaya devam edecek. 

Bizim misyonumuz her daim çocuk

Rukiye Kaplan (Bülbülzade Vakfı/ Çocuk eğitimi sorumlusu): Güneydoğu bölgesinde meydana gelen depremden sonra her sivil toplum kuruluşu afet bölgesinde kendi uzmanlık alanlarına göre çalışmalarına başladı ve oluşturulan kriz masaları koordinasyon ekipleriyle tespit edilen ve güncellenerek belirlenen ihtiyaçların düzenli olarak afet bölgesine ulaştırıldı. Bülbülzade Vakfı EKE (Evde karakter eğitimi) komisyonu olarak bizler de misyonumuz her daim çocuk olduğu için ne yapabiliriz diyerek yola çıktık.

Yakınımızda depremden etkilenen çocuklarımız için el ele verip atölyeler düzenlemeye karar verdik. Onları da bu durumdan bir nebze uzaklaştırmak sosyal ve duygusal alanda onlara destek vermek için Gaziantep’te aileleriyle kalan depremzede çocukları 3-6 yaş ve 7-12 yaş gruplara ayırıp uygulamalar yaptık. Eğitimciler, psikolojik danışmanlar ve yardımcı ablalarla bir ekip olarak çalıştık.

Bu dayanışmayı insanlarımıza borçluyuz

Umut Sarıkaya (İnsanizi Derneği/ Kurucu Başkan): Afet bölgesinde bulunan insanlar bir gün içerisinde sahip oldukları her şeyi kaybettiler.  Afet sonrası ilk dönemde bölge halkının can sağlığının ve temel ihtiyaçlarının güvence altına alınması gerekiyor. Bu tamamlayıcılığı ve dayanışmayı bu insanlara borçluyuz. Yaşamış olduğumuz afetin boyutu  dolayısıyla insanlar yakınlarını, evlerini, hatta ailelerinin tamamını yitirdi. Ancak geride kalanlar için hayatın zor da olsa devam etmesi gerekiyor. Sivil toplum kuruluşları bu bağlamda hayatta kalan vatandaşlarımızın insani gereksinimlerini gidermek için çalışmalar yürütüyor. Vatandaşların hayatlarını idame ettirebilmeleri için depremden önceki rutin hayatlarından bir parçayı, bir anı yaşayabilmeleri çok önemlidir. Özellikle çocuklar afetten psikolojik olarak büyük oranda etkilenmiştir. Deneyimledikleri sıkıntılı dönemlerin bir travmaya dönüşmemesi, gelecek hayatlarında kalıcı iz bırakmaması için akut dönemde psikolojik ilk yardım adına çalışmalar yürütüyoruz. Gelecek dönemler için psikolojik hasar görmüş çocuklarımız için de uzun vadede çalışmalar planlıyoruz.

Sıcak yataklarından bir anda geçiş yaptıkları çadır hayatı çocuklarımızın dünyası için devasa bir değişikliktir. Zorlu koşullarda yaşamını sürdüren çocuklarımız için gülebilecekleri, akranlarıyla oynayabilecekleri, resim yapabilecekleri oyun çadırları hazırladık. Sahada bulunan alanında uzman psikologlarımızla çocuklarımızın manevi yaralarını sarmak için iyileştirici, eğitici oyunlar oynuyor; hislerini, düşüncelerini ve korkularını aktarabilmeleri için gereken ortamı sağlıyoruz. Nitekim çocuk sahibi yetişkinlerimizin de en büyük endişesi olan evlatlarının mutluluğunu görmeleri onlar açısından da iyileştirici oluyor. Bunun dışında bulunduğumuz bölgeye yakın çevrede çadırda barınan ailelerimizi de ziyaret ediyor, onlarla sohbet ediyoruz. İhtiyaçlarını bölgedeki imkanlar dahilinde karşılamaya çalışıyoruz.

T3 Vakfı da çocukların yanında

Gönüllüleriyle birlikte ilk günden itibaren deprem bölgesinde yardım çalışmaları sürdüren Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı,  aynı zamanda çadır kentlerde de çocukların yüzünü güldürmeye, hem moral hem de eğitim desteği vermeye gayret edenlerden oldu. Depremden etkilenen küçük çocukların eğitim süreçlerine destek olmak ve sosyal hayata katılımlarını hızlandırmak amacıyla çadır ve konteyner kentlere oyun ve etkinlik çadırları kurup, pek çok atölyeler düzenleyerek çocuklar için teknoloji eğitimlerini hız kesmeden devam etti. Depremden etkilenen onlarca çocuğun yapılan etkinliklere ilgiyle katılım sağlaması dikkatlerden kaçmadı. T3 Vakfı bu oyun ve etkinlik çadırları bünyesinde; teleskopla güneş gözlemi, Teknoloji ve Astronomi, Tasarım ve Matematik, Uzay-Astronomi, Teknoloji ve Doğa atölyeleri de düzenleyerek eğitimi her zaman önceleyenler arasında oldu.

Yaralarımızı sarmayı hep birlikte öğreneceğiz

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca; afet sürecinde ortaya çıkabilecek psikolojik uyumsuzluk ve bozuklukların önlenmesi, birey, grup, aile ve toplum düzeyinde ilişkilerin yeniden kurulması ve geliştirilmesinde destek çalışmalarına önem vererek depremden etkilenen vatandaşlara psikososyal destek çalışmaları başlattı. Multidisipliner bir ekip yapısına sahip olan PSD ekipleri, afet ve acil durumlarda psikososyal destek hizmetlerine ilişkin temel ve ileri düzey eğitimleri almış kişilerden oluşuyor.

Bu eğitimler ise ruhsal travma, psikolojik ilk yardım, psikoeğitim, ihtiyaç tespiti, toplum katılımı, dezavantajlı gruplarla çalışma, kayıp ve yas süreçleri gibi konuları kapsıyor. Sadece çadır kentlerde değil enkaz başları ve hastanelerde de görev alan bu ekipler afetten yaralı kurtulan ya da vefat eden vatandaşların aile yakınlarını ziyaret ederek ailelerin psikolojik olarak etkilenme düzeylerini gözlemliyor. Yetişkin ve çocukların bu süreci anlamlandırabilmeleri için psikoeğitim çalışmalarına da bir yandan devam ediyorlar. 

Çocukların dili “Oyun”

Depremin travmatik etkilerinin çocuklar tarafından daha fazla hissedildiğinin bilinciyle Milli Eğitim Bakanlığı, sosyal hayatı iyileştirme çalışmaları kapsamında geçici yaşam alanlarına, depremden etkilenenlerin, yaşanan travmayı atlatabilmesi için psikososyal destek merkezleri, öğrencilerin eğitiminin aksamaması için ise psikolojik danışman desteği bulunan anaokulları, ilkokulları, ortaokulları ve bilim çadırları kurdu. Travma sonrası çocukların kaygı düzeyinin normalleşmesi, korkularının azaltılmasının en iyi etkili yolu oyundur şüphesiz. Çünkü çocuğun dili oyundur. Bu doğrultuda Milli Eğitim Bakanlığı Destek Saha Ekibi vakit kaybetmeksizin deprem bölgesindeki çocuklara ulaşarak onlarla iletişim halinde kalmaya özen gösterdi. 

Hülasa…

Yaşadığımız bu derin acının ardından gördük ki bizler bir vücut gibiyiz. Birbirimize acıma ve koruma noktasında vücudun herhangi bir yeri hastalandığında hepimiz onu iyileştirmek, yaraları sarmak için seferber oluyoruz. Deprem felaketinin ilk gününden itibaren canla başla bölgede yardımlarını esirgemeyen, ismini zikredip zikretmediğimiz ne kadar yüzleri güldürmeye, dayanacak omuz olmaya gönüllü varsa hepsine şükran ve minnetle.

 

Önceki Yazı

 “Yas” bitmeyen bir süreç

Sonraki Yazı

Kitaplara sığınmak

Son Yazılar

Sessizlik olarak görünen şey

Friedrich Nietzsche, “Bir sanatçının işi konuşmaya başladığı zaman kendisi susmalıdır.” der. Bunun ülkemizde en seçkin örneği