Kültür’de sezon açmak; Yeni başlangıç!

8 dakikada okunur

Açılışlar her zaman yeni başlangıçların yeni heyecanların habercisidir. Okullar, üniversiteler, spor müsabakaları, futbol ligleri sayılabilir. Buna kurumları, meclislerimizi, yargı dünyamızı da ekleyebiliriz. Yalnız bizim gündemimiz özelde belediyeler ve sivil toplumla birlikte bu alanda faaliyet yürüten kurumların kültür sanat sezon açılışları.

Zaman zaman kültür sanatın bir sezonunun olmadığı, her daim yaşayan bir hâl üzere olduğu tartışılsa da, kültür sanat faaliyetlerinin salonlardan açık alanlara çıktığı dönemlerde hem etkinlik sayısı hem de katılımcı bakımından azaldığını söylemek mümkündür.

Bu durumu kurumlar ve sivil toplum bağlamında ele alırsak okullarımızda ve iş yerlerimizde olduğu gibi ara vermenin, nadasa bırakmanın geri dönüşünde daha azim, kararlılıkla ve yeni heyecanlarla gündeme taşımada etkin bir rol olduğunu söyleyebiliriz. Buna bir bakıma yenilenme de diyebiliriz.

Her açılış, çağın değişen ve gelişen şartlarına uygun olarak kültür ve sanat alanında bir taraftan geçmişi ve geleneği ayakta tutarken diğer taraftan yeniliklerin de hayatımıza doğru bir şekilde girmesine olanak sağlamaktadır.

Kültür ve sanat her daim yaşayan bir hâldir. Onu yeniden açmak ya da kapatmak gibi bir söylem yerini bulmakta zorlanır. O yüzden yeni başlangıçlardan ziyade sezon açmak tâbiri kültürümüze yerleşmektedir. 11 yıldır yapmakta olduğum kültür yöneticiliğinde sezon açılışları bizi yenilenmeye, mevcut işlerimizi gözden geçirmeye, yeni katacağımız faaliyet ve etkinliklere zemin hazırlamaktadır.

Sezona isim vermek!

Esenler Belediyesi olarak 2016-2017 yılından itibaren sezonu Türk-İslâm büyüklerine atfederek başlıyoruz. Bu geleneği doğumunun 1000. yılında Yusuf Has Hacip’le başlayıp, Nizâmülmülk, Şeyh Edebâlî, Hoca Ahmet Yesevî, Yunus Emre, Süleyman Çelebi, Evliya Çelebi ve  yine doğumunun 620. yılı vesilesiyle Ali Kuşçu Kültür Sanat Sezonu olarak devam ettirmekteyiz.

Sezonda atfettiğimiz isimle ilgili hem genel hem de özelde gençler ve öğrencilerimize yönelik onu anlama, tanıma ve dünyaya kattığı artı değerleri ortaya koymaya çalışmaktayız. Bunu da yine sanatın farklı alanlarıyla yapmaktayız. Atfettiğimiz isimlerle ilgili sezon içerisinde yazdığı eserlerden yaptığımız okumalarla, tiyatro oyunlarıyla, eserlerini günümüze taşıyarak, sergiyle, belgesel filmlerle, yaşadığı yerlere yapılan kültür turları ve daha onlarca etkinlikle gündeme getirme gayretimiz oldu.

Bu çalışmaların bir güzel tarafı da bu alanda bir kültür oluşmaya başladı. Cumhurbaşkanlığının, Kültür ve Turizm Bakanlığının, Sultanbeyli, Gaziosmanpaşa, Sultangazi, Güngören gibi bazı belediyelerin sezonlarına atfettikleri isimlerle artık bir geleneğe dönüştüğünü görmekteyiz.

Acılarımızda durduk!

Kültür ve sanatsal etkinliklerin afetlerde, terör olaylarında, savaş durumlarında kesintiye uğraması da bir geleneğe dönüştü. Bunun yanlışlığı ya da doğruluğunu tartışmanın yanı sıra yaşanan terör olayları ile iptal edilen etkinlikler, sonrasında 2020’de başlayan küresel salgınla birlikte tamamen kapanan salonlar, onun ortaya çıkardığı yalnızlık ve kapanma bizi dijital mecralara daha çok yöneltti. Esasında biz bu tür durumların kültür sanat faaliyetlerine zarar verdiğini düşünürken bu alanda yeni çalışmalar ortaya çıktı. Salonlar kapansa bile kültür ve sanata ulaşımın önünde hiçbir engelin olmadığı ortaya konulmuş oldu. Şöyle de bir yanılgının içerisine düştüğümüzü belirtmek isterim. Kültür ve sanatı salonlarda yapılan özellikle eğlence tarzı etkinliklere indirgemek ve salonlar kapandığında ya da iptaller yaşandığında elbette sıkıntı olmakta, ancak kültür ve sanatın bu etkinliklerden ibaret olduğunu söylemekte yapılan diğer birçok çalışmaya haksızlık etmek olur.

Masumlar ölürken etkinlik yapmak!

Belki konumuzla doğrudan bağlantılı olmasa da tarihe not düşmek adına bir haftadır Gazze özelinde Filistin’de yaşanan vahşete kör ve sağır olmak mümkün değil. Her dakika masum insanların öldürüldüğü çocukların katledildiği bir dünyada sizin eğlence tarzı yaptığınız etkinlikler insanlığın vicdanını yeniden acıtıyor. Bizim inandığımız din “Kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur.” (Mâide Sûresi, 5:32) Anlayışının müntesipleriyiz kayıtsız kalmamız görmezden gelmemiz nasıl mümkün olur. Bu vahşetin bir an önce durmasını dilemekten başka da bir çare bulunmuyor. Barışın ve huzurun olduğu bir dünyada yaşamak dileğiyle, kalın sağlıcakla..

 

 

Önceki Yazı

Yeşilırmak güzeldir

Sonraki Yazı

Sahnede olmak benim için bir tutku

Son Yazılar

Şehir, mimari ve sanat

Hepimizin ortak derdi olan hususlarla ilgili birkaç soru soralım; Mimarlık eğitimi ülkemizde bu kadar geliştiği halde