Kültürü yeniden tanımlıyoruz

25 dakikada okunur

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan: “Bizim bir alanı öne çıkarma gibi bir
yaklaşımımız olmadı. Her disiplinden bir iş yapma gayretimiz oldu. Mimari, tasarım, müzecilik, dijital sanat, sergiler, enstalasyonlar var ama yemek, müzik, kahve, tiyatro da var. Tek başına bir tiyatro festivali ya da müzik festivalinden oluşmuyor her şeyi barındırıyor. Aslında biraz burada “Kültür nedir?” sorusunu ve kültürü yeniden tanımlıyoruz.”diyor.

Kültür sanat hayatının canlılığı her geçen gün daha da artıyor. Yazın gelmesiyle rotalar çeşitleniyor. 28 Mayıs tarihinde başlayan Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’de o canlılığı sağlayan kapsamlı etkinliklerden biri. Beyoğlu’nun AKM’den başlayarak Galataport, Pera Müzesi, Salt Beyoğlu ve Galata, İstanbul Sinema Müzesi, Galataport gibi mekanlarında farklı konularda binlerce etkinlik İstanbulluları bekliyor. Kültür ve sanatın her alanını kapsayan festival bir çatı oluşturuyor. O çatı altında sinema, müzik, dijital sanat, gelenekli sanat, fotoğraf kendine özenli ve kapsamlı bir yer buluyor. Bizlerde bu kapsamlı etkinliğin ortaya çıkışını, amacını, hedeflerini ve felsefesini sayın Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan ile İstanbul Sinema Müzesi’nde gerçekleştirdiğimiz röportajımızda konuştuk.

Hedefimiz zemin oluşturmak
Beyoğlu’nun çeşitli yerlerinde gerçekleşecek etkinliklere İstanbullular kültür sanata doyacak. Festivalin yol haritasını belirlerken nasıl ilerlediniz? Öncelikleriniz neler oldu?
Kültürü somut ve somut olmayan miras üzerinden anlatırsak daha rahat anlaşılır. Nerede bir antik kent, höyük, abidevi bir şahsiyet, tarihi mekan varsa orası somut mirasımızı oluşturuyor. Her şehirde her memlekette insanoğlunun geçen binlerce yıllık süreç içerisinde ürettiklerini ete kemiğe büründürdüğü yapılar aslında onların kültür, sanat anlayışını; yaşam tarzını ortaya koyan en önemli eserler. Dolayısıyla dünyanın her yerinde tarihi eserleri hakkıyla restore etmek, geleceğe taşımak, koruyarak kullanmak ama gençlere ilham kaynağı olacak şekilde sanat yoluyla, yeni tasarımlarında onları kullanacak zemini oluşturmak önemlidir. Somut olmayan miras yaşam tarzımız, müziğimiz, dilimiz, üslubumuz, tevazumuz şeklinde sıralanabilecek ete kemiğe bürünmemiş şeylerdir. Bütün kültür bakanlıklarının birincisi somut mirası yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak, ikincisi ise somut olmayan mirası yaşatmak, gençler arasında yaymak ve çoğaltmak şeklinde iki hareket noktası vardır. Şehirde toplumların kendilerini gösterdikleri en önemli noktalardır. Medeniyet dediğimiz şey şehrin içindedir. Çünkü insan birbiri ile yaşamak zorunda olan varlıktır. Bunu da yaşadığı yer şehir hayatıdır. Ortaya koyduğu yapıları koruyorsanız ve hayat tarzınızı ön plana çıkarıyorsanız kültürünüzü koruyorsunuz demektir. Beyoğlu Kültür Yolu’nda AKM, Galataport, İstanbul Sinema Müzesi ile tam olarak yapılmak istenen budur. Beyoğlu’nun bu kısmında sayın Cumhurbaşkanımız ve onun döneminde yapılan çok iş var. Buralarda binlerce mekan restore edildi, yapıldı. Gayretler sarf edildi ama sonuca gidildi. Bunlar içerisinde bir yaşam bir sanat ortaya çıktı. Anadolu yemekleri yapan bir ustada bir sanat icra ediyor. Kafeteryada çay, kahve çeşitleri yapan birisi, bir modacının ortaya koyduğu üslup veya bir sanatçının ortaya koyduğu yazılı, görsel yenilikçi yaklaşımlar bütün bunlar aslında geleceğe ufuk verecek eylemler. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak kültür tarafında geçmişi koruyarak yaşatmak ve gençlerimize yeni hayatları içerisinde bizi biz yapan geleneklerimizi, kültürümüzü sanat yoluyla aktaracak zemini oluşturmak gibi bir hedefimiz var. Neden Beyoğlu derseniz çünkü Beyoğlu İstanbul’un özeti bir yer. Hedefimiz bütün illerde bu yollar kültür ve sanatı anlatmak, ortaya çıkarmak. Herkese de kültür ve sanat bağlamında neler yapılacağına dair bir yol haritası ortaya koymak.
Yenilikçi yaklaşımlar ortaya koymak gerek
Kültür Yolu Festivalleri Beyoğlu’nda başlayarak Başkent, Sur, İzmir şeklinde devam edecek. Kültür Yolu Festivalleri’nin misyonunu nasıl tanımlarsınız?
Hayatımız “İki kapılı bir handa / Gidiyoruz gündüz gece” dediğimiz bir yolculuk. Dolayısıyla insan idealleriyle var. Onları gerçekleştirmek için uğraşır. İdeallerinin ilham kaynağı da çevresi ve içerisinde ait olduğu kültürün kıymetleri ve değerleridir. Oradan hareketle yeni yeni ilhamlar oluşturur. Yenilikçi yaklaşımlarla, içinde yaşadığı dönemin malzemesiyle bir bakış açısı kazandırır. Bunun altını özellikle çiziyor olmamız lazım. Her şey gençler ve kökünden kopmadan yenilikçi yaklaşımlarla çözümler üreten bir perspektifi topluma kazandırmak için. Kültür Bakanlığı’nın bu anlamda önemli misyonları var. Çok güzel tarihi restorasyonlarımız ve müzelerimiz var. Orayı ziyaret eden bir gencin hayata bakışı, ilhamları hayal dünyası, öğrenmesi ve tasarlaması elbette değişecektir. Bütün bu akıl yürütmenin sonunda ortaya koyacağı üründe sıradışı olacaktır. Tam da Türkiye’nin istediği hatta dünyanında aradığı şey bu. Akıl yürütürken insan önce ilham alır, sonra onu öğrenir, tasarlar ve yapar. Ama ilham alırken duygu dünyası ve çevresi etkilidir. O halde biz onlara ilham alacakları çevreyi ve kaynakları siyasetçiler ve politikacılar olarak ortaya koymalıyız. Onlar oraya bakarak daha yenilikçi yaklaşımları görebilmeliler. Dolayısıyla gayretimiz ve hedefimiz budur. Kültür Yolları’ndan kasıt şehirlerdeki kültürümüzdür. Biliyor musunuz UNESCO’da “Bir toplum ve bir şehir kendine ait kültürel değerler üzerinde yapacağı üretimlerle ancak var olabilir” der. Bu hakikatin altını çizmemiz gerekiyor ki toplumsal olarak mutlu olalım.
Festivalin içeriğine girdiğimizde yemek, müzik, gelenekli sanatlar, dijital sanatlar, opera olma üzere bizleri çeşitli etkinlikler bekliyor. Sinan Operası, Refik Anadol’un Rumi enstalasyonu örneklerine baktığımızda somut miras ve somut olmayan miras ile geçmiş ve günümüz arasında bir ilişki kurulduğunu görüyoruz. Belki de o mirası koruyoruz…
Evet çok fazla disiplin var. Bu şehirde her şey yaşıyor. Festival münasebetiyle sanatçıların zamansal olarak denk düşmeyeceği noktalarda insanları şehre davet ediyoruz. Güzel aktiviteleri de oraya koymalıyız ki biraz hareket sağlansın.
Baktığımızda festival bir çılgınlık barındırıyor. Bir festival içerisinde farklı alanlarda çeşitli festival kapsamında etkinlikler düzenleniyor. Örneğin, Korkut Ata Film Festivali gibi sinema alanında uluslararası bir festivale imza attınız. Bu tarz özel alanlarda çeşitli festivaller düzenlemeyi düşünüyor musunuz?
Bravo, ben de meseleyi böyle dile getiriyorum. Bizim bir alanı öne çıkarma gibi bir yaklaşımımız olmadı. Her disiplinden bir iş yapma gayretimiz oldu. Mimari, tasarım, müzecilik, dijital sanat, sergiler, enstalasyonlar var ama yemek, müzik, kahve, tiyatro da var. Tek başına bir tiyatro festivali ya da müzik festivalinden oluşmuyor her şeyi barındırıyor. Aslında biraz burada “Kültür nedir?” sorusunu ve kültürü yeniden tanımlıyoruz.
Bütünleşik sunumun öğrenilmesi gerekiyor
Kültür sanat festivalini bakanlığın kendi bünyesinde bağımsız bir şekilde gerçekleştiriyor olmasının pozitif tarafları neler, nasıl tepkiler alıyor bakanlık? Sonraki organizasyonlarda yol haritasını değiştirmeyi düşünüyor musunuz?
Biz şehirlere bu tür festivallerin ehemmiyetini ve önemini anlatmaya çalışıyoruz. Turizm de destinasyon tanıtımları vardır. Bir şeyi bir yönüyle ön plana çıkarır, dersiniz ki burada bu var. Biz Beyoğlu’nda kültürün her şeyi var diyoruz. Bunu bu haliyle vurgulayalım ki bütün şehirlerin yöneticileri kültür faaliyetlerinde ne yapması, nasıl bir yol haritası izlemesi gerektiğini görsünler. Hep birlikte öğrenelim. Bu yol, yöntem ve markalama hem Beyoğlu’na yarasın hem de herkese nasıl yapılması gerektiğini de anlatsın. Türkiye’de somut miras ve somut olmayan mirasa dair birçok iş yapıldı. Bugün bunların bütünleşik bir şekilde nasıl sunacağını da öğrenmesi gerekiyor. Denizli’de bir antik kent bulunduğunda oraya bir etkinlik koyduğunuzda aslında orayı da tanıtmış oluyorsunuz. Bunun bir eğitici ve öğretici tarafı var. Biz şehirlerde var olan altyapıların üzerine tanıtımların, etkileşimlerin, katılımın nasıl olması gerektiğini de ortaya koymuş oluyoruz. Bütün şehirler bu yöntemle kendini anlatsınlar, tanıtsınlar, turizmlerini geliştirsinler, kültürlerini hem orada yaşayanlara hem orayı merak edenlere aktarsınlardır, maksadımız. Bu da bir üst politikadır aslında.
Kültür Yolu Festivalleri’nin sanatın değerlerini koruyarak turizm ile nasıl bir etkileşim içerisindedir?
Bütün ülkeler kendi kültürlerini önce kendi insanlarına aktarmak isterler. Sinema, tiyatro, müzik, senfoni bunun araçlarıdır. Bir değeriniz var, onu ilk olarak gençlerinize insanlarınıza sonra bütün dünyaya aktarmak istiyorsunuz. Bu hareketliliğin adı zaten “turizm”. Onu ona katarken bir hareketlilik yakalıyorsunuz. Bu hareketliliği hem kendi insanınız için hem de yabancılar için yapıyorsunuz. İşte burada Beyoğlu’nun burada da böyle bir kıymeti var. Çünkü İstiklal Caddesi, Taksim Meydanı, Galataport yabancı turistlerin itibar ettiği bir yer. Zaten bu yönüyle bakıldığında bu lokasyonun seçilmesi tesadüf değil.
Kültür sanat dünyasındaki ülkemizde ve dünyada gidişatı nasıl görüyorsunuz? Günümüzün kültür sanatının üretimsel ve ulaşma açısından sorunları nelerdir ve çözümleri nedir sizce?
Sorunuzun net bir cevabı var. Eğer yenilikçi yaklaşımlar üretiyorsanız o zaman kökünüzden kopmadınız, oradan ilham aldınız ve yeni şeyler ürettiniz demektir. Türkiye yeni yeni iddialar ortaya koyan bir ülke. Bir tasarım arayışı içerisinde ve o arayışın arkasında da bir akıl vardır. Onunda dayandığı bir ilham kaynağı var. Kültür ve sanat kökenlerine ne kadar iniyorsa o kadar ileri gidecektir. Aslında çıktılara bakarak bu çıktılardan hareketle kimin kültüre ne kadar ehemmiyet verdiği oradan ölçülebilir. Eğer yeni üretimlerde, inovasyonda, sanatta yeni tarzlar ortaya koyuyorsanız o kadar kültüre sanata ehemmiyet veriyorsunuz demektir. Tabii burada hemen kültürün hayatımızı kuşatan her ne varsa hepsinin içinde olduğunu söyleyelim. Yaşamda, yaşam tarzımız da bir sanattır. İçerisinde yemek yapmak, modacılık, araba tasarlamakta, üretmekte var. Her defasında kendinizi aşmanız gerekiyor. Şarkıda denildiği gibi; “Dün dünde kaldı cancağızım / Bugün yeni şeyler söylemek lazım.” Bugünün içerisinde yeni bir şey üreteceksiniz, bunu geçmişten ilham alarak yapacaksınız. O halde kültür sanat bir yerde bir konser dinlemektir ama değildir. Sadece o değildir. İşin içerisinde olmak lazım.
Herkes bulunduğu yeri yukarı çekecek
Yerli kültürün ve milli sanatın olgularını koruyarak uluslararası sanat organizasyonlarında nasıl etkili oluruz?
Dünyanın merkezi neresi diye sorsak, yaşadığımız yer deriz. Hangi şehirdeysek orada sunulmuş her ne imkan var ise onu teknolojiyle dünya çapında bir marka yapıyorsanız, markasınızdır. Dolayısıyla bunu yapabilmek, gerçekleştirebilmek lazım. Dünyanın tepesine ulaştık şeklinde bir kolaycılık yok. Herkes kendi bulunduğu yeri yukarı çekecek. Öyle bir iş yapacak ki vay be dedirtecek.
Kültür sanat üretiminde sayısal veriler nasıl kullanılmalı? Başarıda tek kıstas olarak sayısal verileri alabilir miyiz?
Eğer Türkiye’de patent başvurularında ve yeni marka oluşumundaki adetlerde çoğalma varsa yeni üretimler var demektir. Yoksa yok demektir. Bana göre ölçü bu olmalıdır. Böyle bir istatistiğim yok. İstatistiği Sanayi Bakanlığı ile çalışmak lazım. Bakmadığım için bir şey söylemiyorum. Ama umum olarak kafamda rakamlar var. Son 20 yılda patente, özgün sıradışı teliflerde 1’e 10 gibi artışlar olduğunu biliyoruz. Ama ülkemizde 20 yıl evvel ihtiyacımız olan malların yüzde kaçını üretebiliyor ve beğeniyorduk; bugün yüzde kaçını üretiyor ve beğeniyoruz? Sürece baktığımızda kendi ürettiklerimizi beğenir de olmaya başladık. Türkiye çok mesafe alıyor ama aldıkça yeni tasarımlara da ihtiyaç hissediyor. Sanat dönüp kendi köklerinden ilham alacak. Gideceği yerde arkeolojik kazılardan başlayacak. İlhamını alarak üretime başlayacak. Çünkü binlerce yıllık birikim bize ilham olur mu olur. İnsan var olduğundan beri mükemmel ve her dönem inanılmaz sanat eserleri ortaya koymuş. Bugünün insanı çok daha modern imkanlar içerisinde bu fırsatlara ulaştığı için şanslı. Kainatın bir parçası olduğunu hissedemediği içinse şanssız. O yüzden ilhamı bazen daralmış da oluyor. Bol bol gezmek ve fotoğraf çekmek lazım. Bütün çağlarda insanın organik olarak yaptığı işlere fokuslanmak lazım. Karşılaştığım genç bir mimar grubu benden ne yapalım diyerek bir tavsiye istediler. Ben de onlara muhakkak eski bir tarihi konak olur, mekan olur onu anlayın, inceleyin, bağ kurun dedim. Çünkü ustalık gerektiren o binaların bir duygusu var. Evet şimdi dönüp o binalarda yaşamayız bunu kabulleniyoruz. Ama o ruh bugünün beton binalarında yok. Maalesef yine buralarda yaşamaya devam edeceğiz ama o ilhamları unutmayalım. Oradan ilham almaya devam edelim. Kökümüzden kopmayacağız bunu bütün insanlık için söylüyorum. Herkes kendi şehrinin değerlerini bulucak. Elbette bizim coğrafyamızda, dinimizde en önemli değerimiz tevazu ve paylaşmaktır. Kültürümüzde de her şeyde de bu duyguyu katacağız. Eğer bu duyguyu katmazsak kendi rengimizi de vermemiş oluruz.
Şehirlere kültür sanat yol haritalarını öğretmemiz gerekiyor
Festivalin geleceği için düşünceleriniz nelerdir?
Toplumsal hafızaya bir iş tutuş öğrettiğinizde onu herkes kabulleniyor, içselleştiriyor ve öyle davranmaya başlıyor. Çok kısa sürede misyonunu yerine getirir. İş tutuş itibariyle herkese ilhamını verebilirse ondan sonra bunu yapmamıza gerek kalmayabilir. Çünkü artık herkes ne olduğunu öğrenmiş olacak. Biz bakanlık olarak organizasyon aklını, ilhamını, eğiticiliğini, tasarımını bir yöntemle ortaya koyuyoruz. Yeni bir şey ürettiğinizde ilk olarak herkes birbirine nasıl yapıldığına dair bakar. Sonrasında ise işi çoklayarak, çeşitli üretimlere geçebilir. Ona fırsat yaratmamız lazım ve şehirlere kültür sanat yol haritalarını öğretmemiz gerekiyor.
Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’ni takip edeceklere ne söylemek istersiniz?
Kültürden uzak olursanız ve sanattan kopuk olursanız başarılı olma şansınız yok. Ama kültür ve sanatın tüketicisi olmanız yetmez işin içerisine katılmanız gerekiyor. Bunu özellikle tavsiye ediyorum. Neler yapılabilir derseniz; gezip ve fotoğraf çekebilir, onun yanında bir enstrüman çalmaya mesela ney çalmaya başlayabilirsiniz.

Önceki Yazı

Dünyada en çok okunan kitaplar hangileri?

Sonraki Yazı

Tarihin sorumluluğu bir başka!

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye