Mario Levi’nin türkçeye kazandırdığı  lezzet: “Size pandispanya yaptım”          

9 dakikada okunur

Yaklaşık 2500  yıl evvel yaşamış olan ve fikirleri  bugün bile hala bizi etkilemeye devam eden  Konfüçyüs “Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.” derken çok haklıdır. Ne de olsa insanın dünyası, dilinin sınırlarıyla sınırlıdır.                 

Sözcüklerle şifalanmak

Dilimizle çoğalırız ve dilimizin zenginliği ölçüsünde bir iç potansiyele sahip oluruz. Potansiyele diyorum, zira sözcüklerin  kıymetinden  bihaber  hassas kalpler (hadi, burada Goethe’ye bir selam gönderelim şimdi sevgili okur) kendi cehennemi yaşar. 

Halbuki  bizler sözcüklerle sarıp sarmalarız  yaralarımızı bile. Mario Levi gibi Türkçeyi asıl vatanı kabul eden bir yazar için  o dil ile inşa edilen edebiyat, hem kendini hem de okurlarını şifalandırmış ve şifalandırmaya devam edecektir,  şimdi  ve yıllar sonra…

Ne yazık ki Mario Levi’yi, Türkçenin o güçlü kalemlerinden birini,  genç denebilecek bir yaşta kaybettik. Edebiyat adına daha gidilecek yolları, zihninden taşmayı, taşıp da  sözcüklere dökülmeyi  bekleyen nice eserleri vardı…  

Sözcükleri  tükenmeden yitirilmiş bir hayat, edebiyata müptela her okur için kayıptır. Ve fakat  her varlığın, var olanın kendine ait bir ontolojik zamanı, ona bağlı olarak bir kıyameti olduğunu da kabul etmek mecburiyetindeyiz sevgili okur. Bir günün, bir yılın, bir ömrün…O halde Mario Levi, bu güçlü kalem,  dünya hayatındaki  kıyametini 31 Ocak 2024 tarihinde   yaşamış olsa dahi, her kaybediş  sonrasında teselliye ihtiyaç duyan şu kalbimiz, onun bize  bıraktığı eserleri ile  avutabilir kendini. 

Hayat ki, teselli olmak değil midir biraz da? 

Bir yazar, onlarca kitap yazmış olsa dahi sizin ruhunuza  hangi eseri ile nüfuz ettiyse, sizde o eserin yazarı olarak  yaşamaya devam edecektir esasında.  Benim için Mario Levi de  “Size Pandispanya Yaptım” romanının  yazarıdır diyebilirim.

 Endülüs’e  uzanan sefarad mutfağına ait tatlar 

“Size Pandispanya Yaptım” Sefarad Yahudisi  geniş  bir ailenin geleneksel mutfağından hayata bakan bir romandır. Romanın merkezinde, bir yemek kitabı olmamasına rağmen yemekler ve yemek tarifleri var. Romana adını da veren, bir kek türü olan ve  “İspanya’nın ekmeği” anlamına gelen pandispanya ise 15. yüzyılda Yahudilerin İspanya’dan getirdikleri bir tatlı olması açısından önemlidir. Ama asıl önemli olan, romanda tarifleri verilen  yemeklerin etrafında, bu yemeklerin servis yapıldığı yemek masalarında bir araya gelen insanlar. Şabat günlerinde, Hamursuz bayramlarında, kendi kutsalını yaşayan, İstanbullu, geniş bir Yahudi ailesi; mutfaklarda pişen geleneksel yemeklerle geçmişi şimdiye bağlamaya çalışan, gelecek kuşaklarla geçmiş arasındaki bağı güçlendirmek adına, yemeklerin lezzetinden  bir tat hafızası oluşturmaya çalışan anneler, büyükanneler… Romanın kadın karakterleri, Lea, Dina, Rahel, Lizet, Lina, Esther… Ailesini bir arada tutmak için her türlü özveriyi gösteren bu güçlü kadınlar; pişirirken tariflerini ayrıntısıyla verdikleri  skulaça, borekas, pastelikos  ve elbette pandispanya ile ve kökenleri yüzyıllar öncesinin Endülüs’üne kadar uzanan sefarad mutfağına ait  diğer pek çok yemek tarifi  ile  kaybolmaya yüz tutmuş  bir kültürü de aktarmaya çalışan, böylece Proustvari bir  “kayıp zamanın izi”ni süren kişilerdir. Günden güne azalsalar da, aileler artık küçülse de bir şeylerin devam etmesi için, var olmayı sürdürebilmek için, aile bağını güçlü kılacak olan, yazarın da belki bizzat kendi hayatında hissettiği – evet, şüphesiz  öyle olmalı-   gelenekten beslenmiş bu yemekler önemlidir:  “Şüphesiz önemliydi. Tatları da önemliydi, kokuları da. Ama hatırlattıkları daha önemliydi. Çağrıştırdıkları, tarihleri, bu tarihlere gizledikleri de. Gizlenenlerin uyandırdığı duygular da…”  

“Size Pandispanya Yaptım” romanında klasik hâkim yazar anlatımı kullanılmış olsa bile yazarın olaylara müdahale etmeden, sadece aktaran olduğunu sık sık okura hatırlatması da ilginçtir. Hâlbuki bu anlatımın ağır bastığı romanlarda yazar kişi, mümkün olduğunca kendi kimliğini okura unutturmaya çalışır. Bu şekliyle bile roman,  Türk edebiyatının farklı romanlarından biri kabul edilebilir.

 Yitirilen çocukluğa ağıt

Çocukluğumuz bizi terk ediyor. “Size Pandispanya Yaptım” romanında anlatılan sofralara benzer sofralar,  belleklerde sakladığımız o bayram neşeleri, ipi kopuk uçurtmalar misali  bilinmezlere doğru yol alıyor. Ama o yemek tarifleri yok mu, kuşaktan kuşağa aktarılan hani, bir zamanlar  özenle  defterlerin içinde not edilen; işte o tarifler, kaybolan çocukluğumuzdan bir şeyleri kurtaracaktır yine de.  Mario Levi’ye  çocukluğun tatları,  bir roman yazdırmış. O halde  yitirilen çocukluğa, çocuklukla birlikte yiten masumiyete bir ağıt olarak da okuyabiliriz  “Size Pandispanya Yaptım” romanını.  

Mario Levi, dünya hayatındaki yolculuğunu tamamladı. Daha tamamlanmadan tamamladı. İnsan yazdıklarının gölgesidir zira. Ve fakat ne söylüyor bir başka büyük yazarın, Antoine de Saint- Exupery’nin  seksen yıl evvel yazdığı roman kahramanı Küçük Prens, terk ederken  sevdiklerini  ve yitirdiklerinin acısı yüreğinde, öylece ölürken: “Ve senin acın dindiğinde (bütün acılar zamanla diner) benimle tanıştığına memnun olacaksın. Benimle birlikte gülmek isteyeceksin. Derken ara sıra, öylesine zevk için, pencereyi açacaksın…”

Pencereyi açıyorum, sözüklerle beraber pandispanya kokuları  giriyor içeriye, çocukluğum giriyor… 

Önceki Yazı

“Güneş Donanması”

Sonraki Yazı

Bir filmin yolculuğu; önce festival sonra vizyon 

Son Yazılar

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Tarih sanatçıları hep takıldıkları mekanlar ile andı.  1800’lü yılların ortalarına doğru açılan kafeler sanatçıların sosyalleştikleri, ilham