Metafiziğe göz kırpan bir roman: “Hepimiz Öleceğiz auch Katya”

8 dakikada okunur

Deniz Shwarzwald, edebiyat camiasında ve özellikle dergilerde, şiirleriyle tanıdığım,  kalemine aşina olduğum bir genç şair ve yazar. Özellikle son şiirlerinden birinde şu ifadeleri beni derinden etkilemişti: “Ne olur benden de hesap sor resmin ve müziğin kızı / Seni dinleyen birileri olmalı çünkü beni yok.” Bazen okur olarak çok basit bir ifadede büyük bir anlamı yakaladığımı düşünürüm. Şiirin bu kısmı da benim için böyle bir anlamı ifade ediyor. İşte tam da bu atmosferin arka planında yer aldığını düşündüğüm yepyeni bir eserle, Matruşka Yayınları’ndan çıkan “Hepimiz Öleceğiz auch Katya” ile anlatı türünün incelikleriyle buluşturuyor bizi yazar. Esere şu epigrafla başlamış: “Hiç değilse taşın ve sözün sürekliliği kaldı bize.” Acaba sözün dile gelmediği, kalbin taşlaştığı bir nokta mıdır burada sözü edilen? Kim bilir? Bu noktada “Taş taş değil bağrındır taş senin.” Diyen şair Osman Sarı, yani “Taş Gazeli” şiiri geliyor aklıma. 

Shwarzwald, ilginç bir biçimde ondan beklenenle, şiirle değil de anlatıya benzettiğim bu romanla edebiyat piyasasına merhaba diyor. Ancak ben ondan bir şiir kitabı da bekliyorum doğrusu. Son yıllarda dergilerde isimlerine aşina olduğum ve şiir kitaplarını merakla beklediğim bir başka ismi de anmadan geçmeyeceğim. Şair Hatice Nisan’a dikkatinizi çekmek isterim. Kendisinin sevdiğim bir şiirinden alıntı yaptıktan sonra Deniz’in eserine devam edeceğim: “dünyada onun boyasını seviyordum / rengin ellerimden toplanışını/ sevincini parmağımda kırlangıçların/ alçakları seven kavak hüznü bu/ kaç kez sordum ulu başıma/ dengi miydim bu uçurumun”

Öznesi iki insan olan bir eser

Çoğu zaman poetik ve edebî anlamda fikir alışverişi yaptığım ve bu dostluğundan memnun olduğum şairin eserini iki kapak arasında görmek ve okumak mutluluk verici benim için. Öznesi iki insan olan kitapları seviyorum doğrusu. Hatta kendi deyimimle ikiden çıkan yalnızlığın bir başka güzel oluşunu. Katya ise öyle biri ki. Deniz şöyle diyor eserde: “Senin yenilgin yalnızca senin kendinle barışındır.” İnsan için önüne çıkan bütün yollar yürünebilirse o insan artık kaybolmuştur, diyordu İsmet Özel de. Aslında Katya’nın kendiyle olan barışıklığı kendini sevmesi eserde vurgulanan bir gerçeklik olsa gerek. Bir de bizim kabuslarımızı görmek zorunda kalmamalı kimse, diyor anlatıcı yine. Bu yüzden filozoflara psikologlara ve şairlere hiçbir saygısı olmaması hoşuma gidiyor. Evet politikacıları sevmek daha iyi gelir şu durumda. En azından benim görüşümce aralarında idealist olan nice insan var. Tıpkı Mustafa Kutlu’nun “Ya Tahammül Ya Sefer”indeki Murat bey gibi. Shwarzwald, bu açıdan yaklaşmış olmayabilir elbette politikacılara. Eserin bendeki aksi bu aslında.

Hüzünle arasına mesafe koymayan bir anlatıcı

Ruhunun kaşıntısını korumaktan bahseden bir anlatıcı var eserde. Hüzünle, kaotik ruh haliyle arasına mesafe koymayan biri. Bu aslında benim en çok ilgimi çeken durumlardan bir tanesi. Hüznü göğüslemek. Onla savaşmamak. Onu ağırlamak. Bu yüzden eseri okuyan diğer okuyucuların da bu olguyu es geçmeyeceğini düşünüyorum. “Ben içimde iki ruhla yaşıyorum.” En çok da Cahit Zarifoğlu’nun “Sevmek de Yorulur” şiirini anımsatıyor bana kitap. Hemen o şiire dönelim gelin: Bir adam bir kadın var içimde iyice anladım / Bana bunu sessizce anlatıyorlardı.” diyerek başlar şiirine Zarifoğlu. İşte bu şiirin kitabı gibi geliyor bana “Hepimiz Öleceğiz auch Katya”. Biraz da yazarın da sevdiğini düşündüğüm bir eser gibi: Bir çeşit “Huzursuzluğun Kitabı”.  

Gerçek güzellik Tanrı’dan bir iz taşır

Bu mektuplar beni birçok şair ve yazarın dünyasına götürürken aslında farkettiğim bir şey daha oldu. Andre Gide’in “Dar Kapı” ve “Pastoral Senfoni” romanlarındaki atmosfere çok benzettim Deniz’in anlatımını. “Dar Kapı”da da mesela iki kişinin yanyana yürüyemeyeceği kadar dar olan bir yoldan bahsedilir. Kitapta da hep bu atmosfer var. 

Mesela Katya’nın, Tanrı’nın bizde unuttuğu o şeyi istiyorum senden, deyişi gibi. Bazen metafiziğe karşı mesafeli yaklaştığını, Tanrı ya da Allah konusunda kafasının karışık olduğunu düşünsem de yazarın, aslında kitaptaki tasvirler bana tam da metafiziğe göz kırptığını gösterir nitelikte geldi. Bunun kıvranışları var devamlı. Mesela Katya’nın kahverengi saçlarını tarif edişindeki gibi: “Tanrı ile bakışmış gibi bir kahverengi” Demek ki sonsuz olan, hakiki olan, bize gerçek güzelliği anlatır. Gerçek güzellik Tanrı’dan bir iz taşır. Tıpkı, Kuran-ı Kerim’deki bir sûrede geçen “Allah’tan güzel boyası olan kim?” ayetinde olduğu gibi.

O halde Katya’ya bakarken bu ayeti düşünmek de genç şair Deniz Shwarzwald’a bizim önerimiz olsun.  

Nice yeni romanlara ve yeni şiir kitaplarına sevgili Deniz. 

Önceki Yazı

Parçalanmış insan 

Sonraki Yazı

Kenarın ve dağın kalbinde kendi hikâyesini aramak: “Yorgun Mermi”

Son Yazılar

Mekan bendedir, sanatım da mekan da!

Tarih sanatçıları hep takıldıkları mekanlar ile andı.  1800’lü yılların ortalarına doğru açılan kafeler sanatçıların sosyalleştikleri, ilham