Metaverse ve kaygı

7 dakikada okunur

“Gelecek ilgili her şey bana korkutucu geliyor. İnsan nasıl insan kalacak bilmiyorum.” diye kaygılarını dile getirdi bana genç bir anne, sosyal medya yazışmalarımız sırasında. Bilgisayar mühendisi olması, benzeri kaygılarını daha da güçlendiriyordu. Kendisi çevrim içi yaşayan ilk kuşaktan olduğu hâlde, lise çağındaki çocuklarının siber uzaydan metaverse dönüşen ağlarla ilişkisinin nasıl bir seyir izleyeceği konusunda cevabını veremediği sorularla doluydu.
Ya eğitimsiz kitleler ne yapsın, hele ki cep telefonu kanalıyla “yeni hayat”a adım uydurmaya çalışan madunlar… En başından itibaren dijital teknoloji alanında bir eğitim boşluğu bulunduğu açık. Aileler yasaklamaya gittiğinde hayal bile edemedikleri şoklar yaşıyorlar. Kızımın üniversiteden arkadaşı, muhafazakâr bir aile çocuğu, tesettürlü bir genç kız, dijital oyunlardan biri vasıtasıyla tanıştığı Amerikan subayına kaçtı. Tıpkı çeşitli “katılım sağlayan” fantastik oyunlarda olduğu gibi Amerikalı subay İstanbul’a gelip, oyun dünyasının tehditlerine karşı eve kapatılan genç kızı “fanatik” ailesinden “kurtardı.”
Siber uzay, birbirine bağlı olan cihazların teknolojisi ve bu teknolojiyi kullanan bizler, Zizek’in ifadesiyle birbiriyle uyumsuz evrenlere ait mesaj bombardımanlarına maruz kalmaktayız. Hazırlıksız kullanıcı istismara çok açık bir hedef hâline gelebilir bu bombardımanlar sırasında. Geçtiğimiz aylarda bir “İfşacı” çıktı ve Facebook’un kârına halel gelmesin diye nefret söylemi içeren yalan haberleri görmezden geldiğini iddia etti. Ardından da Facebook’un genel müdürü şirketin imajını tazelemeye yönelik müjdeyi verdi: “Kullanıcının bakmakla sınırlı kalmayıp deneyim içinde olacağı somut bir internet” kapıdaydı.
Kullanıcı bu somut internet vasıtasıyla istediği kişinin kılığına bürünüp istediği mekânlarda dolaşacaktı. Hologram olarak anında çeşitli sanal alan ve mekânlara ışınlanacaktı. Böylesine bir “tecrübe” şansının sosyal medya platformlarının kırılganlaştırdığı kuşakların gerçek hayatla bağlarını güçlendirmesi beklenebilir mi?
Benzeri oyunlar esasında uzayıp giden bir ergenlik çağının talepleriyle de içerik kazanıyor. Sanal bir tecrübe ortamı ise nihai planda bir tür yersizlik yurtsuzluk hissi oluşturuyor olmalı ergen kullanıcıda. Bana kalırsa, çok büyük ufuklara inandıran siber uzay ortamları gençleri nihayet yabancılaştıkları gerçek hayata doğru itelerken gururlarını da yaralıyor. Başka bir tarafta benzeri yaraları onarıcı bir hakiki ilişkiler ağı bulunabilse keşke.
Bütün bunları, metaverse konusunda büyük korkulara kapılalım diye yazmıyorum, tersine, ihtiyacımız olan şey korku değil, kavrayış. 1888’de sinema tarihinin ilk ürünü olan Trenin Gara Girişi’nin gösterimi çok daha büyük bir panikle karşılanmıştı. Lumiere Kardeşler’in yaptığı filmle ilgili efsane şöyle: Seyirciler dolu bir trenin kendilerine doğru geldiğini görünce çığlık çığlığa arkalara doğru koşuşurlar. Kaldı ki Fransızlar Osmanlılara göre fotoğraf makinesine daha alışık bir millet. Takip eden yıllarda kimi âlimlerimiz halkı fotoğraf makinesine karşı korkutacak konuşmalar yaptılar. (Niyazi Berkes) Korkunun da bir faydasını görmedi toplum.
Ailede ve eğitim kurumlarında herhangi bir hazırlığı yapılmamış yeni icatlar, gençleri hep arayış içinde, bezgin ve yorgun bir aralıkta alıkoyuyor. Eğitimsiz kadın ve erkekler cep telefonlarının gösterdiği oyun keşiflerinin götürdüğü maceralarla yabancılaştıkları hayatlarını bir tür metaverse tecrübeleri panayırına dönüştürmeye yöneliyor. Politikacılar ve sosyologlar olup bitenleri genellikle sonradan tanımlıyorlar. Bu yüzden de endüstrinin allayıp pullayarak piyasaya sürdüğü her yeni icat trenin gara girişi sırasında seyircilerde oluşan türde bir paniğe yol açıyor kitlelerde.
Ayağın toprağa basması, elin işe yatkınlığı, gerçekliğin önceliği… Masalların oluşturduğu iyimser, yapıcı, diğerkâmlık hissiyatı sağlayacak bir oyun dünyası da mümkün olmalı.

Önceki Yazı

Asrî bir Mevlit

Sonraki Yazı

Yoğun bir sanat ajandası sizleri bekliyor

Son Yazılar

Bir değirmendir bu dünya

Muhtârî’nin “Men be-pây-ı hod in hatâ kerdem/Tâ be-destâ renc gestem âsiyâb” (Ben kendi attığım yanlış adım