Mevlânâ ve Mesnevî

28 dakikada okunur

Mevlânâ Celâleddin-i Rumi 13. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve Türk tasavvuf tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olarak tanınagelmiş, aynı zamanda Türk musikisi ve Türk kültür sanat hayatı açısından da muteber bir yeri olan ve 6 ciltten müteşekkil Mesnevi adlı eseri kaleme alan bir mutasavvıf velidir. Düşünme, anlama, kavrama ve davranışlarını ayarlama melekesi; gönül ise iman, sevgi ve nefretin, iyi ve kötü bütün duyguların kaynağı olduğu kabul edilen kalbin mânevî yönü, yürek, dil anlamlarına gelen akıl; Hz. Mevlânâ’ya göre insanda olmazsa olmazdır. Çünkü akıl kılavuzdur ve kişinin kendi aklı olmadıktan sonra illaki başka bir kılavuz akla ihtiyaç duyacaktır. Akıl insanı yüceltir ve görüş sahibi yapar. Bilgiye ulaşmanın anahtarı akıldır ve o insanın cevheridir. İnsanın mükellef olabilmesi ve vazifelerini ifa edebilmesi için sağlıklı bir akla ihtiyacı vardır. Hz. Mevlânâ’ya göre akıl dünyayı anlamada belki yeterli bir unsurdur fakat imanı ve hakikati idrak etme noktasında tek başına yeterli değildir. Bu minvalde aklın yolunu tamamlayabilmesi için kalbe ihtiyacı vardır. Akıl, bir menzile kadar insanı taşır lakin kalbe gelen bilgilerle beslenmeden feyiz sahibi olamaz. Hz. Mevlânâ’nın gönül ile ilgili ne kastettiğini anlamak için şu cümlesine dikkat etmek gerekir: “Birisi ‘Âşıklık nedir?’ diye sordu. Dedim ki: “Benim gibi olursan bilirsin.” Öyle ki gönül, aklı ve sözü saf dışı bırakan bir esrarengizliğe sahiptir. Bu sebepten Hz. Mevlânâ’nın 6 ciltlik dev eserinde aslında baştan sona aşktan, gönülden bahsetmesine rağmen aşkın mahiyetinden bahsetmemektedir. Hz. Mevlânâ; gönlü, aşkı bir muhabbet olarak nitelendirmektedir. Bu gönül muhabbetini ancak yaşayanlar bilmektedir. Akıl, hakikati bulmak için elzemdir lakin hakikatle muhabbet gönülle olur. Hz. Mevlânâ’ya göre, aşka dair sahifeler dolusu kitaplar yazılsa bile, onu ne akıl kavrayabilir ne de lisan anlatabilir. Ne şekilde zuhur ederse etsin, bütün aşkın kaynağı Allah’tan başkası değildir. Sadece aşkın değil, her şeyin kaynağı Allah’tır. Hz. Mevlânâ, aşkı aynen muhabbet gibi Allah’ın bir sıfatı olarak niteler. Bu demektir ki o hem aşk’tır hem de aşk’ın ötesindedir. Yukarıda da değindiğimiz üzere Hz. Mevlânâ’ya göre de hakikati akılla arar ve bulabiliriz fakat bu cihette hakikat ile muhabbet ancak ve ancak gönülle yani aşkla kurulabilmektedir. Mevlânâ der ki: “Bir adamın yolu da mezhebi de aşktır.” Aşktan kasıt da gönül ve muhabbettir. Yani dinin bilgisi akılla idrak edilebilir, ezberlenebilir, hayatta uygulanabilir, tüm bunlar akılla mümkündür fakat Allah’ı hakiki anlamda bilmek ve tatbik ettiklerimizi hakikate dönüştürerek kalbe tamamen yerleştirmek asıl aşka ulaşmak anlamına gelir. Hz. Mevlânâ’ya göre akıl da gönül de asıl amaç değildir. Nihai arzu Allah’ın cemaline ulaşmaktır. İki mefhumun ortak özelliği budur. Bilgiye erişmenin yolu akıldan geçer. Bilgi akılla var olur ve akıl süzgecinden geçirilerek edinilir. Ancak taklidî bilgiyle yetinen akıl Hz. Mevlânâ ’ya göre cahil olmaktan daha kötü bir durumdur. Aynı zamanda bilgi mefhumunu iki farklı şekilde görmektedir. Birincisi; görünüşün ve suretlerin bilgisi, ikincisi de manaların ve hakikatlerin bilgisidir. Neticede Hz. Mevlânâ aklın bilgisi ile gönlün bilgisinin müteşekkil halinden doğan şeye tevhidi hakikat demektedir. Aşk ve muhabbet Allah’a nispetle hakikattir, insana nispetle mecazdır. Hz. Mevlânâ’nın altı ciltlik şaheseri Mesnevî’yi okumanızı sizlere de tavsiye ederim. İyi okumalar dilerim.

Yeni Çıkanlar

Rothschild Hanedanı / Niall Ferguson / Kronik

Meşhur tarihçi Ferguson’ın kaleminden dünyanın en meşhur ama aynı zamanda en bilinmez ailelerinden birinin hikâyesi: Rothschild Hanedanı. Ferguson bu kitabında mali güçleri sebebiyle finans dünyasının ve modern dönem Avrupa’nın şekillenmesinde dolaylı veya doğrudan yollarla etkili olmuş Rothschild ailesinin tarihini büyük bir maharet ve ustalıkla anlatıyor. Hem sunduğu tarihi gerçeklerle Rothschildlerle ilgili efsaneleri çürütüyor hem de ailenin olağanüstü ekonomik başarısının ardındaki sırları ortaya çıkarıyor. Niall Ferguson’ın özel arşivlerden yararlanarak kaleme aldığı Rothschild ailesi monografisinin birinci cildi olan Rothschild Hanedanı: Paranın Efendileri, 1798-1848 Rothschildlerin ilk yıllarını derinlemesine ele alıyor ve ilgi çekici anlatımıyla, on dokuzuncu yüzyıl başı Avrupa’sının finansal, siyasi ve askerî yönlerine içeriden hayranlık uyandırıcı bir bakış sunuyor.

Esendal’ın ilk romanı Ayaşlı ile Kiracıları, aynı zamanda yazarın, üzerine en çok konuşulan eseridir. 1934 yılında yayımlanan roman, okura yeni Cumhuriyet’in başkentinden insan manzaraları, toplumsal durumlar ve ilham verici çeşitlilikte bir tipler galerisi sunar.

Ayaşlı ve Kiracıları / Memduh Şevket Esendal / Ketebe

Esendal’ın ilk romanı Ayaşlı ile Kiracıları, aynı zamanda yazarın, üzerine en çok konuşulan eseridir. 1934 yılında yayımlanan roman, okura yeni Cumhuriyet’in başkentinden insan manzaraları, toplumsal durumlar ve ilham verici çeşitlilikte bir tipler galerisi sunar. Romanda farklı sosyal sınıflardan birçok kahraman, çeşitli zorluklardan ötürü Ayaşlı İbrahim Bey’in apartmanında bir araya gelir. Yerini yurdunu, ailesini, doğup büyüdüğü toprakları terk ederek Cumhuriyet başkentinde kendilerine yeni bir hayat arayan bu insanlar, önlerine çıkan tüm fırsatları değerlendirmek isterlerken savrulacak, ortaya giderek daha da çetrefil bir tablo çıkacaktır. Ayaşlı’nın apartmanında bir araya gelen kimi şoför kimi memur, kimi bankacı kimi kumarbaz bunca insan, bir yandan kendi gündelik hayatlarına devam ederken bir yandan çevrelerindekileri de değişmeye, kendileriyle birlikte farklılaşmaya çağıracaktır. 

Belki de Yanlış Bir Leyla / Kadir Daniş / Ketebe

Bu bir çöl masalı değildir. Zaten Leyla da bildiğiniz Leyla değil. Son dönem Türk edebiyatının dikkat çeken romancılarından “Yeryüzü Blues” ve “Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten” kitaplarının yazarı Kadir Daniş, bu kez bir öykü kitabı ile karşımızda. Sosyal adaletsizliğin bireydeki tezahürlerini etkili bir toplumsal hicivle metinlerinde işleyen Daniş, Belki de Yanlış Bir Leyla’daki öykülerinde, kötülüğün derinliklerini ve aydınlığa çıkma olasılıklarını keşfediyor. Kâbusların, yanlış umutların, engellenen arzuların ve yıkılan hayallerin hikâyesini anlatıyor. Yazar, karakterlerinin çektikleri ıstıraptan, insan olmanın acziyetiyle dolu görkemli bir drama yaratıyor. Belki de Yanlış Bir Leyla, insan ruhunun ahlaki dayanıklılığına ve saygınlığına dair dokunaklı bir övgü; ahlaki alegorilerin, yozlaşmanın, saplantıların, trajedilerin ve ruhsal krizlerin sürükleyici bir portresi.

Rusya Seyahatnamesi / Abdulahad Bahadır Han / Kronik

Emirin yolculuğu Buhara’dan Çarcuy, Aşkabat, Bakü, Tiflis, Mikhailovskaya ve Moskova üzerinden Petersburg’a oradan Odessa, Kırım ve Batum üzerinden Buhara’ya dönülerek son bulacaktı. Rusya Seyahatnamesi; Buhara Emiri’nin siyasi amacına dair gelişmeleri ele almakla birlikte; Rus Çarı III. Aleksandr, eşi Mariya Fedorovna, veliaht Nikolay ile görüşmesi, Romanov Hanedanı’na bağlı askeri ve idari elitlerin sosyo-kültürel yaşamı, Kremlin Sarayı başta olmak üzere Rus sarayları ve saray protokolleri, Çarlık Rusyası’nda mümtaz kişilerin gittiği eğlence mekânları, Rusya’daki iktisadi durum hakkında detaylı bilgiler vermenin yanında gidiş ve dönüş yolculuğundaki umumi manzaralar, karşılanma merasimleri, yolculuk esnasında yaşanan bazı tehlikeler ve hayranlık uyandıran betimlemelerle herkesi bu yolculuğa davet etmektedir. 

Önerdiklerim

Kiralık Konak / Yakup Kadri Karaosmanoğlu / İletişim

İtibar sahibi iyi bir adam olan Naim Efendi; kızı, damadı ve iki torunu ile bir arada mutlu bir yaşam sürüyor. Ancak kendisi dışındaki tüm aile üyeleri, Avrupa’dan esen değişim rüzgârlarına kapılarak farklı yaşamları arzuluyor. Naim Efendi’nin torunları olan Seniha ve Cemil konağı diledikleri gibi kullanırken, kızı Saime Hanım ve damadı Servet Bey ise kayıtsız tutumları ile öne çıkıyor. Torunlarına olan sevgisinden dolayı onların isteklerine müdahale etmeyen Naim Efendi, konakta olup bitenden duyduğu rahatsızlığı ailesine yansıtmıyor. Özellikle de çok sevdiği Seniha’nın, gençliğinin verdiği savurganlıkla birçok hata yapmasına rağmen hep iyi olmasını istiyor. Ancak sarf ettiği çabalar kızın kendisini daha da yıpratacak yanlışlar yapmasının önüne geçemiyor. Naim Efendi’ye asıl darbeyi vuran ise Saime Hanım ve Servet Bey’in hamlesi oluyor.

 H. G. Wells, bilimkurgunun atası, türe adını altın harflerle yazdırmış en büyük yazarlardan.

Ahmet Taşağıl / İlk Türkler / Kronik

Avrupa’nın ortasındaki Macaristan ovalarında yaşayan Türk kökenli bir boyun kökenini Moğolistan’da ya da bir bölümünü Hindistan veya Mısır’da bulabiliriz. Bunlar, Türklerin coğrafyayla ve zamanla sınırlanmayan tarihine dair en önemli örneklerdir. Ahmet Taşağıl, Orta Asya bozkırının derinliklerinden tarih sahnesine çıkan ilk ana boy grubundan başlayarak Oğuzlara kadar uzanan, Türk gövdesini meydana getiren boyları incelediği bu önemli çalışmasında; Türgiş, Oğuz, Kıpçak ve Karluk gibi büyük boyları ve her birinin ortaya çıkışını, tarihlerini ve siyasi-sosyal durumlarını değerlendiriyor. Bunun yanı sıra kitapta Sibirya’nın geniş alanlarında yaşamış ve sayısal olarak az olan boyları da ele alarak, Doğu ve Batı Oğuzlarının ortaya çıkışlarını anlatıyor, 10. yüzyıldan itibaren Macaristan ile Altay Dağları arasında dağılmış olarak yaşayan Kıpçaklara da özel bir yer ayırıyor.

Görünmez Adam / H. G. Wells / İthaki

“Şüphesiz görünmezlik, istediklerimi elde etmemi sağlıyordu ama onların tadını çıkarmamı da imkânsız kılıyordu.” H. G. Wells, bilimkurgunun atası, türe adını altın harflerle yazdırmış en büyük yazarlardan. Yazdığı bilim fantazileri nesiller boyu yazarları etkilemiş, onlara yol göstermiş; ilk basıldıkları dönemden itibaren etkilerini yitirmeden okurların gönlünde taht kurmaya devam etmiştir. Görünmez Adam da Wells’in eserleri içinde en akılda kalıcı olanlardan biri. Tuhaf görünüşlü yabancı, bir tipi sırasında Iping Köyü’ne gelir. Garip hareketleri, giyinişi, suratının tamamının bandajlar içinde olması ve gözlüklerini bir an olsun gözünden çıkarmaması köy sakinleri tarafından kimi zaman şüpheyle, kimi zaman düşmanca karşılanır. Kısa süre içerisinde hakkındaki dedikodular giderek yoldan çıkan bir dizi olaya neden olacaktır.

Fahrenheit 451 / Ray Bradbury / İthaki

Yayımlandığı anda klasikleşen, distopya edebiyatının dört temel kitabından biri olan Fahrenheit 451 ise bir yirminci yüzyıl başyapıtı. Montag bir itfaiyeciydi. Televizyonun hüküm sürdüğü bu dünyada kitaplar ise yok olmak üzereydi zira itfaiyeciler yangın söndürmek yerine ortalığı ateşe veriyordu. Montag’ın işi ise yasadışı olanların en tehlikelisini yakmaktı: Kitapları. Montag yaptığı işi tek bir gün dahi sorgulamamıştı ve tüm gününü televizyonla kaplı odalarda geçiren eşi Mildred’la beraber yaşıyordu. Ancak yeni komşusu Clarisse’le tanışmasıyla tüm hayatı değişti. Kitapların değerini kavramaya başlayan Montag artık tüm bildiklerini sorgulayacaktı. İnsanların uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne vardı? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir miydi? Fahrenheit 451, yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday.

  1. Mehmet Doğan’dan tavsiyeler

“Büyük Türkçe Sözlük”, “Batılılaşma İhaneti”, “Dil Kültür Yabancılaşma”, “Türkistan Türkiye Gergefinde İran”, “Darbeler Müdahaleler ve Siyasi Sistem”, “Camideki Şair: Mehmet Akif”, “Halka Karşı Demokrasi”, “Tarih ve Toplum”, “Bir Lügat Bulamadım”, “Devlet Sözlük Yazar mı?”, “Bir Savaş Sonrası İdeolojisi Kemalizm”, “Kültürel Savaş ve Savaş Kültürü”, “İletişim veya Dehşet Çağı”, “Kitaplık Kılavuzu”, “Türkendülüsiye-Hilal Operasyonu”, “Yüzyılın Soykırımı”, “Türk Kimliğinin Coğrafyaları”, “Son Darbe Ergenekon”, “Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş”, “İslam Şairi İstiklal Şairi Mehmet Akif”, “Ömrün Ankara-Bir Ankara Şehrengizi”, “Kelimelerin Seyir Defteri”, “Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu”, “Neden Klasiklerimiz Yok?”, “Ortadoğunun Türkçesi”, “Mehmed Âkif: Çanakkale’den Sakarya’ya”, “Söz Okyanusunda Yolculuk” ve “Millî Mücadele’nin Zaman Akışı” gazeteci ve yazar D. Mehmet Doğan’a “Hangi kitapları okuyalım?” diye sordum. İşte aldığım cevaplar:

Var Olmak / Nurettin Topçu / Dergâh

Cemiyeti yoğuracak ne bir sihirbazın ruhudur; ne de Gordiyon’daki düğümün üzerine kılıcını indiren kahramanın ruhudur. O bir halaskârın zafer neşesiyle sarhoş ruhu olmadığı gibi kara kaplı, kaba cüsseli kitapların üzerine eğilen bilgiçlerin ruhu da değildir. Taklit mayası onu yoğuramayacağı gibi itham ve inkâr mayası da onu yoğuramaz. O ruh bize kaybolan benliğimizi bulduracak. Bin nedametle nihayet anladık ki dünyada belki her şeyi bulmak kolay, kendini bulmak zormuş. Kendimizi nerede bulalım? Kendi dışımızda nereye koştuksa gurbette kaldık. Kendimize nasıl koşalım? Bize bir aydınlık, bir rehber lâzım, diyorlar. Her tarafı, her zerresi rehber olan, her ciheti aydınlıkla dolu âlemde tek aydınlık, bir rehber arıyoruz. Cemiyeti yoğuracak, eski Asya’nın hikmetiyle Kur’an’daki ilhamı kendinde birleştirdiği halde, Garb’ın 4 asırlık ilmine hayran, zihniyetine sahip, felsefesine âşinâ olacak Anadolu dervişinin ruhudur.

 Beş Şehir, Tanpınar’ın üstün gözlem yeteneğine önemli bir kanıt niteliği taşıyor.

Beş Şehir / Ahmet Hamdi Tanpınar / Dergâh

Tanpınar, eserinde ele aldığı her kenti ayrı bir bölüm olarak sunuyor. Karış karış gezdiği bu şehirleri tüm yönleriyle okurlarına aktarmayı hedefleyen yazar, satır aralarında ise buralarda yaşadığı anılara değinerek kitabına samimi bir hava katıyor. Bunun yanı sıra Tanpınar, şehirlerin tarihi dokusuna ve geçmişine de değiniyor. Ve şehirlerin Tanzimat Dönemi’nden 1946 yılına kadar geçirdikleri tüm değişimleri okurlarına bir bir aktarıyor. Bunu yaparken çeşitli belgelerden de yararlanan yazar, bu belgeleri okuyucusuyla doğrudan paylaşmaktan da geri durmuyor. Beş Şehir, Tanpınar’ın üstün gözlem yeteneğine önemli bir kanıt niteliği taşıyor. Yazar, kitapta söz konusu şehirlerin tarihi, sosyokültürel yapısı ve geleneklerinin yanı sıra coğrafi güzellikleri ve önemli mekânlarından da söz ediyor. Bunları anlatırken, araştırma sonuçlarıyla birlikte kendi görüşleri ve gözlemlerini de ustalıkla anlatıma dâhil ediyor. 

Firavun İmanı / Tarık Buğra / İletişim

Tarık Buğra, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşu sorunsalını bu kez Sakarya Savaşı arefesi ve hemen ertesi dönem bağlamında romanlaştırıyor. Kahramanları yine “sıradan” halk veya dönemin ikinci, üçüncü plandaki kişilerin temsil eden tipler. Roman Mustafa Kemal’in tartışılmaz liderliği etrafında şekillenen Cumhuriyet’in kurucu kadrosu ve onun iradesine karşı, bizzat Kuvayi Milliye hareketi içinden şekillenmekte olan milli-muhafazakâr hoşnutsuzluk, tepki ve muhalefetin şekillenişini konu alıyor. Bu tepki ve muhalefetin sonraki yıllarda Mustafa Kemal’i ve onun “devrimlerini” doğrudan karşısına almak yerine bunu bir anti-komünizm edebiyatı içine yerleştirilmiş imalarla ifade eden bir politik söylem tutturduğu bilinir. Bu bakımdan Firavun İmanı’nda milli-muhafazakâr tepki ve muhalefetin 1920’lerin Sovyetçi ve komünist sıfatla tiplerine yönelik ve onların üzerinden ifade ediliyor olması, Cumhuriyet’in daha sonraki yıllarını haber veriyor.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu / Peyami Safa / Ötüken

Birçok araştırmacı ve yazar tarafından Türk edebiyatında bir ilk kabul edilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Tanpınar dediği gibi, “acının ve ıstırabın yegâne kitabı” olarak hem kemiyet hem de keyfiyet bakımından başka hiçbir eser olmasa da Türk romanının var olduğuna delil gösterilebilecek kudrette bir eserdir. Romanın genç kahramanı, ayağındaki rahatsızlıktan kurtulabilmek için sayısız doktora görünür ve en nihayetinde havadar bir ortamda, stresten uzak bir istirahat dönemi geçirmesi gerektiğine ikna edilir. Ancak, gerek akrabaları olan bir Paşa’nın Erenköyü’ndeki köşkünde misafir kaldığı dönemde, gerekse kendi evi ve hastaneye gidiş gelişlerinde şuurunu adeta bir facia atmosferinde yoğurur. Peyami Safa’nın çocukluk ve gençlik dönemlerinden fazlasıyla izler taşıyan roman, hem umudu ve umutsuzluğu, hem de sevinci ve felaketi aynı sayfalara sığdırabilmiş olması bakımından insanın eşsiz bir tarifini sunuyor.

Önceki Yazı

Tam gaz izlemeye devam!

Sonraki Yazı

Sergi var gezersen, tiyatro var izlersen 

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye