Mustafa Agabey, Fotoğrafların Ayasofya’da!

12 dakikada okunur

Aylin İZMİR

Türkiye’deki bütün ulu camilerin fotoğraflarını çeken tek sanat ve kayıt fotoğrafçısı, 15 Temmuz şehidimiz Mustafa Cambaz ağabeyin fotoğrafları Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde sergileniyor. Bir dönem mesai arkadaşı olduğum Mustafa ağabey, şehadetinden kısa süre önce bu fotoğrafları tek bir kitapta topladı. Fotoğraflarını İstanbul’un kadim bir camisinde sergilemek isteyen Mustafa ağabeyin bu hayali, ne mutlu ki gerçek oldu.

Neşeli, çalışkan, heyecanlı, babacan, vatansever… Mustafa Cambaz ağabeyi birkaç sıfatla anlatmamız eksik kalacaktır elbette… Yeni Şafak’ta gazetecilik mesleğine henüz yeni adım atmış genç bir muhabirken kesişti yollarımız. Etrafa yaydığı muhteşem enerjisi, şen şakrak kahkahaları ve esprileriyle ofise girer girmez varlığını hissettiren, sırt çantasını ve çok sevdiği fotoğraf makinesini masasının bir ucuna koyduktan sonra harıl harıl çalışmasıyla anımsarım hep kendisini. “Türkiye’nin Ulu Camileri” projesi, yeni haber fikirleri ve planlarıyla ofisin sessizliğini bozan Mustafa ağabey, tabir-i caizse gazetenin gülen yüzüydü. O gülen yüzü ve 250 vatan evladını şehit eden zalimler, 15 Temmuz gecesi hepimizin kalbinde kapanması zor bir yara açtı. FETÖ’nün darbe girişimi esnasında şehadete yürüyen Mustafa ağabeyin sık sık dile getirdiği bir hayali de geçtiğimiz günlerde gerçek oldu. Ömrü boyunca büyük bir titizlikle çektiği ulu camii fotoğrafları İstanbul Valiliği, Albayrak Grubu ve 15 Temmuz Derneği’nin ortak girişimiyle Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi’nde sergilendi. “Memleketimin Ulu Camileri” fotoğraf sergisi, bir süre boyunca fethin sembolü Ayasofya Camii’nde ziyaretçileriyle buluşacak.

“Yunan’a askerlik yapmam!”

Mustafa Cambaz, Batı Trakya Türklerindendi ve Yunan politikalarına karşı idealist bir mücadele verdi. “Yunan’a askerlik yapmam!” diyerek Gümülcine’deki köyünü terk edip asker kaçağı olarak İstanbul’a geldi. O dönemler İstanbul’da Semra Hanım ile evliydi ve tek evladı olan Alpaslan henüz 8 aylıktı. Tam bir İstanbul aşığı olan Mustafa ağabey, Çengelköy’de oturuyordu. Şehadetine günler kala 10 yıldır yaşadığı Çengelköy’de yeni taşındığı evin boya badana işleriyle uğraşıyordu. Topkapı’da bulunan bir çay bahçesinde, haber toplantısı yaptığımız sırada evinin deniz manzarasını anlatıyor, elindeki boya izleri ile yine bilindik kahkahalarını atıyordu. Oğlu Alpaslan o süreci şöyle dile getiriyordu: “Biz annemle evi derleyip toplarken babam balkondan sürekli Boğaz’ı izliyordu. “Dokunmayın, ben düzenleyeceğim” dediği kitaplarını bile biz yerleştirdik raflara, eli kolu gitmemişti hiçbir şeye. Meğer biz annemle taziye evini hazırlıyormuşuz, o da son günlerini birikmiş yorgunluğunu atarak geçiriyormuş.” Evinin manzarasına doyamayan Mustafa ağabeyin o kara geceden sonra ebedi yuvası Çengelköy Mezarlığı oldu.

En ön saftaydı

Takvimler 15 Temmuz 2016’yı gösterdiğinde ofiste her zamanki gibi işlerimizi yapıyor, gazeteyi baskıya göndermeden önceki son kontrolleri yapıyorduk. Hemen yan masamda oturan Mustafa ağabey de o gün telefonda keyifli bir sohbet gerçekleştiriyor ve şu cümleyi sarf ediyordu: “Daha yolun yarısına bile gelmedik, genciz biz…(Gülüyor)”

Yeni Şafak Gazetesi foto muhabirlerinden Mustafa ağabey, 15 Temmuz akşamı arkadaşlarıyla Çengelköy’de oturuyordu. Eve döndüğünde oğlu Beylerbeyi’nde askerlerin yol kestiğini, bir şeyler olduğunu söyledi ve bunun üzerine konuşup tartıştılar. Mustafa ağabey olanları başta ciddiye almasa da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Meydanlara inin” çağrısının hemen ardından sosyal medya hesabından “Kalkışmayı yapanlar kalktıkları gibi oturamamalı. Hatta hiç oturamamalı. Başkomutan Erdoğan’ın isteği ve emriyle sokağa çıkıyoruz” yazarak soluğu dışarıda aldı. O gece hain darbecilerin ele geçirmeye çalıştığı Çengelköy Polis Karakolu’nun önüne giden Cambaz, üzerlerine açılan ateşe aldırış etmeksizin en ön safta duruyordu. Oğlu Alpaslan o anları şu sözlerle anlattı:

“Babam on, on beş dakika sonra bana telefon açtı. “Asker karakolu bastı, halka ateş ediyorlar” dedi. Ben tabii nasıl olur diye kavramaya çalışıyorum, o sırada arkadan silah sesleri geliyor. “Sen neredesin?” dedim. “Duvarın dibindeyim” dedi. “Ani hareketler yapma” dedim. Onu tanıyan bilir. Ani hareketler yapar, fevridir… Telefon kesildi bir müddet sonra. Bende tabi film koptu. İçeri gittim hemen abdestimi aldım. Bir tane tişörtüm var “O’ndan geldik O’na gideceğiz” ayeti yazıyor üzerinde, onu giydim. Evde silah olsa silah alacağım yanıma. Çakı aldım bir tane… Akla bak! O an zaten sopa mı çakı mı ne geçerse artık… Çengelköy’e bir indim ki hareket etmek mümkün değil. Öyle bir yoğun atış var ki… Sağdan gidin sağdan gidin diye bağırıyorlar… Sağa sola bakıyorum insanlar vuruluyor, vurulanları taşıyorlar… Her taşınana babam mı değil mi diye bakıyorum.”

Kedileri yetim kaldı

Mustafa ağabeyin oğlu, onun şehadetini sosyal medya hesabından şöyle duyurmuştu: “Şehide en yakışan yerinden vurulmuş. Göğsünden. İki kurşunla. İnşallah ben de bir şehit evladıyım.” Sabah saatlerinde Mustafa ağabeyin ağır yaralı olduğunu haberi çok geçmeden yerini şehadet haberine bıraktı. Her daim keyifli haberler vermesine alışık olduğumuz Mustafa ağabeyin şehadet haberi yalnız bizleri değil her gün elleriyle beslediği kedileri de derinden üzdü. Öyle ki gazete bahçesine getirilen cenazesinde kediler dahi saf tutmuş ve cenaze aracının çevresini sarmışlardı. Cambaz, şehit düştükten sonra Türk vatandaşlığına alındı. Cambaz’ın hatırasını yaşatmak isteyen İETT, çalıştığı Yeni Şafak binası yakınındaki Topkapı Metrobüs durağının ismini Şehit Mustafa Cambaz olarak değiştirdi. Her sabah işe gelirken kulaklarımızda o anons yankılandı: Bir sonraki durak; “Şehit Mustafa Cambaz…”

Bütün ulu camilerin fotoğraflarını çeken tek sanatçı

Mustafa ağabey, bir kayıt fotoğrafçısıydı ve www.mustafacambaz.com adlı internet sitesinde binlerce fotoğraf ve alt bilgilerden oluşan büyükçe bir arşivi ardında bıraktı. Ayrıca bu arşivi herkesin kullanımına da ücretsiz olarak açmıştı. Şehadetinden tam 1 ay evvel de en büyük hayalini gerçekleştirerek Türkiye’deki tüm ulu camilerin fotoğraflarını tek bir kitapta toplamıştı. Cambaz, Türkiye’deki 118 ulu caminin binlerce fotoğrafını çekerek arşivlemişti. Çektiği ulu cami fotoğraflarını İstanbul’un kadim camilerinden birinde sergilemek isteğini sık sık dile getirdiğini biliyoruz. Sanat tarihi ve mimari eser fotoğrafçılığı alanında tanınan bir isim olan, yaptığı işi “kayıt fotoğrafçılığı” olarak tanımlayan Cambaz, 2000’li yıllardan itibaren değişik mevsimlerde tüm Türkiye’yi adım adım gezerek 10 binin üzerinde fotoğraf çekti ve ulu camileri kayıt altına aldı. Cumhuriyet tarihinde bir ilk olan bu çalışma, Türkiye Ulu Camileri adıyla Başbakanlık Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığınca basıldı. Kitap, Mayıs 2016’da “Türkiye Ulu Camileri” adıyla Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları tarafından yayımlandı. Şimdi ise Cambaz’ın büyük bir titizlikle çektiği bu fotoğraflar, Ayasofya i Kebir Cami-i Şerifi’nde sergilendi. Cambaz, dünya gözüyle Ayasofya’nın aslına rücu ettiğini ve eserlerinin de burada sergilediğini görebilseydi eminim tarifsiz bir mutluluk ve gurur yaşardı. Şehidimiz Mustafa Ağabeyin mekânı cennet olsun. Rahmetle…

Önceki Yazı

Darbeler Halkı Hizaya Getirme Operasyonlarıdır!

Sonraki Yazı

“80’li Yıllar Deyince; Mahalle, Soba, Tek Kanal.”

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.