“Müzik” insanlara umut için bir pencere

25 dakikada okunur

Suriyeli klarnet ustası Kinan Azmeh grubu CityBand ile Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleşecek konser öncesi sorularımızı Litros Sanat için cevapladı. Kinan Azmeh sanatıyla ilgili: “Sanatın sınırlarını biliyorum. Müziğin bir mermiyi, bombanın düşmesini, dünyadaki adaletsizlikleri durdurmadığına eminim, müzik pek çok şey yapmıyor. Ama bence yaptığı şey, insanlara umut için bir pencere açması. Yine, insanların bazen hayattan ve hayatın sunabileceğinden daha derin duygular yaşamasını sağlar.” diyor.

Festivaller ufkumuzu açıyor, bizi zenginleştiriyor. Ummadığımız, bilmediğimiz diyarlara götürüyor, sarıp sarmalıyor. Bizi değerli isimlerle tanıştırıyor. Kültür sanat alanının kapsam genişliği festivallere de yansıyor. Yansıyanlar arasından bizim için bu sayıda 50. İstanbul Müzik Festivali bir adım öne çıkıyor. Geride bıraktığı yarım asrı kutlayan festivalin öznesi, mekanı İstanbul olmasına karşın, gerçekleşen konserlere baktığımızda bunu görmemiz pek mümkün olmadı. İstanbul’a ve müziğine dair “İstanbul: Şehrin Müziği” ve “İstanbul Semt Şarkıları” konserleri dışında İstanbul’a has konser seçenekleri pek bulunmuyordu. İstanbul’un tarihi mekanlarında gerçekleşen konserlerle belki bu açık kapanmak istenmiş olabilir. Ama İstanbul’un müziğine dair bir festivalde İstanbul’un öne çıkması gerekirdi diye düşünüyorum. İçeriğe dair dikkatimi çeken festival, 6 Haziran’da “Tekfen Filarmoni Orkestrası & Kirill Gerstein” konseriyle açılışını yaptı. 24 Haziran’da Musica Sequenza: “Rameau à la Turque” konseriyle sona erdi. Bizde festival kapsamında ülkemize gelen Suriyeli klarnet ustası Kinan Azmeh ile müziğe, müziğin gücüne, “Songs for Days to Come” operasını ve daha birçok şeyi konuştuk.

İstanbul’a hoşgeldiniz. İstanbul’da olmak nasıl bir his?
İstanbul’u her zaman sevmişimdir. Buranın dünyanın en güzel şehirlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Kültürünü, şehrin dinamik olmasını seviyorum. Ama elbette benim için şehri yapan insanlardır, insanları yapan şehir değil. İstanbul’u seviyorum dediğimde demek istediğim İstanbul’da yaşayan insanları seviyorum. İstanbul’a geldiğinizde tarihe adım atıyorsunuz, Şam’da yürüyüşe çıktığınızda olduğu gibi. O yüzden İstanbul’u evimin bir uzantısı gibi hissediyorum. Bir klarnetçi olarak Türkiye’de ve özellikle İstanbul’da çalmak benim için harika bir şey. Çünkü klarnetin Türk müziğinde ve Türk kültüründe ne kadar var olduğunu biliyorum. Bu yüzden müziğimi evin bir uzantısında paylaşmak harika bir duygu.

Müzik yolculuğunuz nasıl başladı?
Müziği ve sanatı seven bir ailede büyüdüm. Müzikle ilgili ilk anılarım kız kardeşim ve ben küçükken babamın bizim için büyük klasik eserleri çalarken ve bir yandan orkestra şefi taklidi yaparken koltukta oturuyor olmamızdır. Bence bu, müziği sevmenin tohumunu bizlerde atmış olabilir. Babam klasik müziği, annem daha çok Arap müziğini severdi, bu yüzden ikisine de maruz kaldım. Keman çalmaya belki 5 yaşında başladım ama pek iyi gitmedi, solak olduğum için yayı sağ elimle tutmak benim için zor oluyordu. Bu yüzden bana iki eli de aynı kapasitede kullanabileceğim bir enstrümana geçmem söylendi. Bu yüzden klarnet seçildi. Ve sanırım klarnete olan sevgimi zamanla geliştirdim. İlk başta ek bir ev ödevi olarak, ama sonra insanlar için çalmaya başladığımda, çaldığım şeyden etkilenmeye başladım. Yolculuk, çaldığım şeyden etkilenmeye başladığımda başladı.

Klarnetin esnekliğiyle coğrafi sınırları aşıyorum

Klarneti sizin için ayrı kılan, özel kılan şey nedir?
Enstrümana onu diğer enstrümanlardan ayıran şeyin ne olduğunu bilemeyecek kadar yakınım. Anlamlı sanat veya anlamlı müzik yapmak için üç şeye sahip olmanız gerektiğini düşünüyorum; dünyayla paylaşmak isteyeceğin bir fikre sahip olmalısın ve ikincisi, bunu yapmak için bir araca sahip olmalısın ve benim durumumda bu bir klarnet ve üçüncüsü, aracı kullanma becerilerine sahip olmalısın bir fikri ifade etmek için. Yani, bence en önemli olan fikir. Klarnet tabii ki benim için eşsiz çünkü onu kullanmayı biliyorum, bu yüzden bana avantaj sağlıyor. Ama aynı zamanda, klarnetin insan sesine ne kadar benzer olduğunu seviyorum, hem ton olarak hem de volüm olarak; çok yumuşak çalabilir, yüksek sesli olabilir, ancak çok derin ve çok keskin olabilir. Yani klarnet ile ilgili sevdiğim bir şey de çok esnek bir enstrüman olması, birçok farklı müzik türünde kullanılan bir enstrüman olması; klasik müzik, caz, doğudan gelen müzik, adını siz koyun. Bu esnekliği seviyorum ve bu esneklik bana müziğimi coğrafi sınırlarla da bağlı olmayan bir şekilde yapma özgürlüğü veriyor.

Müziğinizin tarzını bizlere nasıl anlatırsınız?
Müziğimi kelimelerle anlatabilseydim, müziği çalmazdım, sadece müziğin ne olduğunu anlatırdım. Müziğin bize gerçek hayatta deneyimleme lüksüne sahip olmadığımız duyguların kapılarını ve pencerelerini açmasını seviyorum. Bu yüzden müziği ve sanatı seçtiğimizi düşünüyorum. Ama mecbursam, müziğimi, hiçbiriyle sınırlı kalmadan, çok sayıda tür ve gelenekten ilham alan bir müzik olarak tanımlamayı tercih ederim. Çoğunlukla istediğimi çaldığımı ve duymak istediklerimi bestelediğimi söylerim. Bunu böyle tarif ediyorum. Ama kesinlikle Arap müziğinin, cazın, Balkan müziklerinin unsurları var ve tabii ki klasik müzik var, çünkü ben klasik eğitim de aldım.

İçinde bulunduğumuz zamanı belgeliyoruz

Düşünsel anlamda sizi besleyen kaynaklar nelerdir? İlhamınızı nereden, nelerden alırsınız?
Bu aslında zor çünkü, bilirsiniz, bazen bir müzisyen olarak çevrenizdeki dünyaya tepki veriyorsunuz, içinde bulunduğunuz zamanı belgelemeye çalışıyorsunuz. Bazen de dünyayı kendinize göre en ideal şekilde yeniden yaratmaya çalışıyorsunuz. Ama yine de beni besleyen şeyin müziğin daha önce yaşamadığım duyguları yaşamamı sağlayan pencereler olduğunu düşünüyorum. Klarnet çalmak veya genel olarak müzik çalmak ya da müzik dinlemek, daha önce bulunmadığım mekanlarda olmamı sağlıyor. Beni etkileyen şeyin ötesinden etkilenirim. Beni besleyen de bu. Ama beni entelektüel olarak besleyen şey sadece müzik değil, etrafımdaki dünya ve dünyayı insanlar için nasıl daha iyi bir yer haline getirebileceğim düşüncesi. Yani bazen öfke, bazen mutluluk, bazen büyük duygu karışımları beni besliyor, ama kalbimde, her zaman dünyanın bana söylediklerini dinlemeye çalışıyorum. Kalbim, beynim ve enstrümanım arasındaki bağlantıyı mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışırım ki böylece sahnede ve sahne dışında sunduklarım da olabildiğince dürüst olsun.

Yaşadığımız çağın kendi içinde birçok sorunu, problemi, çıkmazı var. Müziğin bunlar karşısında rolü sizce nedir?
Sanatın sınırlarını biliyorum. Müziğin bir mermiyi, bombanın düşmesini, dünyadaki adaletsizlikleri durdurmadığına eminim, müzik pek çok şey yapmıyor. Ama bence yaptığı şey, insanlara umut için bir pencere açması. Yine, insanların bazen hayattan ve hayatın sunabileceğinden daha derin duygular yaşamasını sağlar. Ancak sanatçıların adaletin savunucuları olabileceğini düşünüyorum. Müziği bir özgürlük eylemi olarak düşünüyorum ve bu özgürlüğü sahnede ve sahne dışında uygulayarak insanlara aynı şeyi yapmaları için ilham verdiğimizi. Neticede, ne zaman çalsam, kendimi ifade etmek için harika bir araca sahip olduğumu fark ediyorum. Ve dünyadaki birçok insanın bu lükse, kendini ifade etme lüksüne bile sahip olmadığını hatırlıyor olmak iyi bir şey. Bu yüzden, ne zaman sahneye çıksam hep bunu düşünürüm ve kendimi ifade edebileceğim bir platforma sahip olduğum için şükrediyorum.

Dünyayı oyun alanım olarak görüyorum

Göçmen bir müzisyen olmanın yaşamınızdaki etkileri nelerdir?
Bence hepimizin birden fazla kültüre ait olması giderek daha fazla norm haline geliyor. Birinin tamamen tek bir şey olabileceğine inanmıyorum; hepimiz farklı yemeklerden, müziklerden, yaşam tarzlarından hoşlanırız. Dolayısıyla kendimi sadece göçmen bir müzisyen olarak görmüyorum; ben bir müzisyenim ve dünyayı oyun alanım olarak görüyorum, kültürel farklılıkları seviyorum ve elimden geldiğince her birinin derinliklerine inmeye çalışıyorum. Eminim ki bu ilgi, yaptığım müziğe yolunu buluyor. Yani, bir göçmen olarak, Şam’da, New York’ta, Berlin’de, Stockholm’de, İstanbul’da, Montreal’de olmam, gerçekten fark etmiyor. Önemli olan çevrenizdeki topluma nasıl davrandığınız. Benim için İstanbul’da çalmak, farklı evlerinizdeki insanlarla, toplulukla etkileşim kurarak, onlar için çalarak ve onları dinleyerek bağlantı kurabileceğiniz yollardan sadece biri. Yani ben bir göçmen değilim, bu klasik göçmen nostalji bağlantısına sahip değilim. Bulunduğum her yerle, evdeyken sahip olduğum aynı tutkuyla bağlantı kurmayı seviyorum. Bu da benim için her yeni yeri evimin bir uzantısı yapıyor.

9 yaşında Suriyeli bir mülteci kız çocuğunu simgeleyen 3.5 metre boyundaki Amal adlı kukla annesine ulaşmaya çalıştığı bir yolculuk gerçekleştiriyor. Siz de projenin destekçileri arasında yer alıyorsunuz. Projeye nasıl dahil oldunuz?
Projenin sanat yönetmeni olan Amir Nizar Zuabi benimle iletişime geçtiği için dahil oldum. Dahil olmaktan, derinden saygı duyduğum ve hayran olduğum birçok insanla birlikte elçilerden biri olmaktan çok mutlu oldum. Fransa’nın Marsilya kentinde gerçekleşen projelerden birine müzikal olarak katkıda bulunabildim. Projenin yakında ABD’ye de geleceğini biliyorum ve buna dahil olduğum için mutluyum. İlgi alanım, çünkü bu konuyu insanların dikkatine sunmayı seviyorum. Haberlerde artık bir şeyden bahsedilmiyorsa, bu sorunun bittiği anlamına gelmez. Bu dünyadaki her adaletsizlik için geçerlidir. Onlar hakkında bir şey duymamamız, sorunların çözüldüğü anlamına gelmez. Amal, sadece Suriyeli çocukların değil, dünyanın dört bir yanından çocukların bu zorlu yolculukta çok hızlı bir şekilde yetişkin olmak zorunda kaldıklarının bir hatırlatıcısı. Amal’ın sesini yükselten birçok sesten biri olduğum için mutluyum.

İlk opera besteniz “Songs for Days to Come” geçtiğimiz günlerde müzikseverlerle buluştu. Opera eseri bestelemek nasıl bir serüvendi? Devamı için nasıl düşünceleriniz var?
Opera yazmak benim için inanılmaz zorlayıcı bir şeydi. “Songs for Days to Come” yaklaşık 5 yıl önce başladığım bir proje. Suriyeli şairlerin iç savaşıyla ilgili yazdıkları, Suriyelilerin neler hakkında daha açık bir şekilde konuşmaya başladıklarını gösteriyor, seslendiriyor, güçlendiriyor; otorite, din, özgürlükler olsun, adını siz koyun. İşte şiire olan ilgim beni “Songs for Days to Come” adlı bir şarkı döngüsü yazmaya yöneltti ve bu bir opera ortaya çıktı. Bu benim ilk operam ve bugüne kadar yaptığım en büyük proje. Çünkü birden fazla şarkıcısı, büyük bir korosu, bir senfoni orkestrası, sahnesi, set tasarımı, kostümü var. Bir sanat eseri için kaç kişinin bir araya gelebileceğini görmek harika. Küçük bir toplulukla çalışmaktan çok farklı. Ama özünde, aynı şekilde devam ediyor, bilhassa daha önce sanat hakkında söylediğim şey; bir fikir, araçlar ve beceriler var. Bu opera fikri ile, şairlerinin sözlerini kullanarak Suriye’yi bir ülke olarak yeniden çizebiliriz. Her zaman inandığım şudur; Suriye’nin hikâyesini bilmek istiyorsanız, hikâyelerini anlatan 24 milyon Suriyeliyi dinlemeniz gerektiğidir. Ancak o zaman ne olduğunu anlamaya yaklaşabilirsiniz. Tabii ki 24 milyon hikâyeden oluşan bir opera yazamadım, o yüzden 15 farklı şairden hikâyeler seçtim. Bu opera yoluyla, operadaki ana karakter, bize son 12 yılda gerçek Suriyelilerin başına gelen gerçek şeyler hakkında hikâyeler anlatmak için yolculuğu sırasında küçük bir pencere açıyor. Devamı içinse operanın kendi başına bir hayat süreceğini umuyorum. Almanya, Osnabruck’ta 7 performans gerçekleştirdik. Ama gerçekten dünyanın her yerine gidebileceğini umuyorum. Umarım bir gün Türkiye’ye getiririm, elbette bir gün Suriye’ye getirmenin hayalini kuruyorum. Ama gerçekten kendi kendine kanatlanıp dünyayı dolaşmasını umuyorum.

Canlı müzik hayatımı değiştirdi

Dünyanın çeşitli yerlerinde konserler verdiniz. Başka nerelerde konserler vermek istersiniz?
Evet, dünyanın birçok yerinde performans sergiledim. Başka neresi derseniz her yerde çalmak isterim. Sahneye çıktığınızda olan bağı çok seviyorum. Özellikle de kimseyi tanımadığınız yeni bir şehirde sahneye çıktığınızda, bir grup yabancı için çalıyorsunuz ve inanılmaz olan, bir buçuk saatlik bir konserin sonunda artık birbirinize yabancı değilsiniz. Çünkü çok anlamlı bir deneyim paylaştınız. Benim için nerede olduğu değil, coğrafi şehirlerle ilgili değil, insanlarla ilgili. Canlı müziğe erişimi olmayan yerlerde daha çok çalmak isterim. Canlı müzik hayatımı değiştirdi ve müziğimi günlük yaşamlarında buna erişimi olmayan herkese ulaştırmak istiyorum.

Beraber aynı sahnede olmayı hayal ettiğiniz sanatçılar kimlerdir?
Liste hakkında konuşmak için çok uzun. Birlikte sahnede olmayı dilediğim insanlardan bazıları şimdi belki ölmüştür ve belki de birlikte çalmaktan çok mutlu olacağım bazı müzisyenler daha doğmamışlardır bile. Birlikte çalmayı sevdiğim insanlar tutkulu, keşfetmeye istekli, risk almaya ve hata yapmaya hazır ama en önemlisi, yaptıkları işte dürüst insanlar. Aynı sahnede olmak istediğim insanlar bunlar. İsimleri listeleyemem, bir kişiyi bir kişiyi ayırıp öner çıkarmayı sevmem. Ama beni etkileyen bazı insanlar ve müzisyen grupları var. Umarım bir gün ben de bunların hepsini içeren daha büyük bir kolektifin parçası olabilirim.

Yeni albüm hazırlıkları var mıdır?
Son albümüm “Flow” birkaç ay önce çıktı. Kasım ayında Hamburg’da NDR Bigband ile yaptığım bestelerden oluşan bir albüm. Önceki albümüm “Deutsches Symphonie-Orchester Berlin” ile büyük bir tezat oluşturuyor. Şimdi CityBand ile bir süredir ikinci albümümüzün hazırlıklarını yapıyoruz. Çünkü neredeyse 10 yıl önce sadece bir albüm çıkardık. Operanın da yakında bir albüm olarak çıkacağını düşünüyorum.

“Yolculuğun tadını çıkarın”

Sizinle ve müziğinizle ilk kez tanışacak müzikseverlere neler söylemek istersiniz?
Öncelikle benimle ve müziğimle ilk kez tanışacak olan tüm müzikseverlere söylemek isterim ki, geldiğiniz için, merakınız için ve sevginiz için şimdiden teşekkür ederim. Çünkü bilirsiniz, bir konsere gittiğinizde, bileti önceden aldığınızda biraz sevgi vardır. Sadece gelin ve yolculuğun tadını çıkarın. Çalmayı seviyorum ve tanımadığım insanlar için çalmayı seviyorum çünkü dediğim gibi performansın sonunda artık yabancı olmuyoruz. Dürüst bir konser olacağını düşünüyorum ve şehirden, mekandan çok ilham alacağını biliyorum ama en önemlisi, asıl katılan tüm insanlardan ilham alacağım. Bu yüzden, duyacağınız müziğe katkıda bulunduğunuz için çok teşekkür ederim.

Önceki Yazı

Çini sanatının özünü bilmeden bugüne yorumlayamazsın

Sonraki Yazı

Özgün sanata değer verilmiyor!

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye