Naylon Zamanlarda Ramazan’ı Yaşamak

6 dakikada okunur

O hep sıcaktır… Bazen kar yağarken gelir,  ısıtır donmuş insanlık yüreğini, ısıtır fukaranın hanesini, ısıtır kainatın buz tutan çehresini

O hep yumuşaktır… Pamuğa değer sanki elleriniz, taşlaşan kalpleri kendine benzetir. Katılaşan vicdanları esnetir, değmeye görsün. Merhem olur, merhamet olur,  daha bir başka dokunur eşyaya, zamana, mekâna ve insana.

O hep serindir… Sıcak bunalttıkça o serinletir, güneş yaktıkça o gölgelendirir soyut bir ihtişamla. İçimizde büyüyen yangınları söndürür. Bir yıl boyunca biriken öfke yalazlarını dindirir.

O hep dayanaktır… Tam düşecekken tutunulacak bir dal gibi yetişir gücü, sırtınızı yaslarsınız, ayağınızı sağlamca basarsınız yere. Rabbimizin rızasını kazanmanın kıvancı, saim olmanın iç huzuru kaplar yanımızı yöremizi. O’na dayanır, daha sağlam dururuz yeryüzünde.

O hep güler yüzlüdür… Çağın mekanik çehresini bir an için örter beyaz bir perdeyle. İlkokul çocuklarının teneffüs coşkusunu yaşatır yeniden 70’lik dedelere ninelere. Her şey ve herkes bir başka güzel, bir başka şirin görünür gözümüze. Tebessümün ne büyük sermaye olduğunu fark ederiz. Ve bir tebessümün yeri geldiğinde en büyük sadaka olduğunu öğreniriz yaşayarak.

O hep aydınlıktır… Fitneler, çatışmalar, buhranlarla esmerleşmiş toplum hayatını adeta enfraruj ışınları gibi ışıtır, ziyasıyla gönülleri ferahlatır. Allah’ın bize bahşettiği nimetlerin önemini kavrarız. Gündelik yaşantımız içinde hiç fark etmediğimiz ayrıntılar bir bir  aşikâr olur. İnsanları anlarız, aynı eylemde birleşebileceğimizi öğreniriz. Önümüzde hiç bir fiziksel ve yasal mani yokken, bizi yemek içmekten alıkoyan iradeyi sindiririz gönlümüze, aklımıza.

O hep gizemlidir… O gelince ekmeğin kokusu değişir, güllerin rengi. Canlanır tüm tabiat. Cıvıl cıvıl uçar kuşlar ve yağmurlar bereket taşır sofralara. Caddeler kalabalıklaşır, dükkânlar heyecanlanır, haneler şenlenir, içi içine sığmaz çocukların. En yoksul zamanlarda bile sofralar zengin, zenginler daha cömert olur nasılsa.

O hep özeldir… O oruçtur, o Ramazan’dır.

Ramazan, oruç… Bu coğrafyada yaşayan insanların bir kısmının adıdır. İnsanlar neden çocuklarına bu isimleri verirler?  Namaz da ibadettir. Hac da zekât da… Ancak yalnızca “oruç” ve orucun tutulduğu ay olan “Ramazan” insan ismi olarak kullanılır. Hiç düşündünüz mü? Abdest almaya, namaz kılmaya üşenen kimi mümin insanlar vardır; fakat orucu iştiyakle, şevkle tutarlar. Neden acaba? Bir yıl boyunca cami kapısı bilmeyen kimi insanlar Ramazan ile birlikte cemaata dâhil olurlar. Hatta tüm yıl boyunca dini değerlere sövüp sayan medyanın boyalı kesimi bile Ramazan’la birlikte boyasını yeşile endeksleyerek neşrolunurlar…

Ramazan’ın ruhlar üzerinde mistik bir gücü mü var? Elbette var. Ramazan sadece bir ay adı, oruç sadece bir tür perhiz eylemi değildir. Hiç bir fiziksel ve yasal mani yokken, sadece ve sadece Rabbinin rızasını kazanmak maksadıyla kendini yemek içmekten alıkoyan insana, Cenâbı Zül Celal’in ikramıdır Ramazan ve oruç. O makama yakınlığın bir iltimassıdır.

Ramazan sevap kazanmak için, Cenâb-ı Hakkın müminlere fırsat verdiği bir damping sezonudur, tabir caizse.

Nedir Ramazan? Oruç nedir? Sorularına belki bir sürü bilimsel akademik ve felsefi cevap verilebilir ancak Ramazan’ın mahiyeti, oruçun gizemi hayatın bizzat kendisinde… Kalbinin ibreleri Yaratandan yana olanlar fehmedebiliyor  bu hakikati.

Önceki Yazı

Kitaplık

Sonraki Yazı

Yüce Fedai Kemal Tahir

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.