O Geceyi Çizmek

8 dakikada okunur

Kübra Kuruali Yaşar

Geçtiğimiz ay Hakk’a yürüyen Ressam Şafak Tavkul, 15 Temmuz 2016’da yaşadığımız o uzun geceyi, verdiği röportajlarda “Biz aslında bir Guernica yaşadık” diye anlatır. Bu benzetmeyi ağır bulanlara Tavkul’un bildiri sonrası eşiyle birlikte darbe girişiminin en yoğun yaşandığı yerlerden Çengelköy sokaklarında olduğunu hatırlatalım.

26 Nisan 1937 Pazartesi… İspanya’nın kuzeydoğusundaki Guernica kasabasında saatler 16:30’u gösterirken çanlar çalmaya başlar. Kiliselerden yükselen bu acı sedalar ağır bir hava saldırısının habercisidir. Tahrip gücü yüksek patlayıcılar, şarapnel ve yangın bombalarıyla Alman savaş uçakları şehri yerle bir eder. Avcı uçaklar ise kalabalık meydanlarda halkı makineli tüfeklerle tarar. Kulakları sağır eden bomba sesleriyle üç saat kesintisiz devam eden saldırılardan sonra Guernica, sivillerin yok edildiği savunmasız bir kentin ilk örneği olarak savaş tarihine geçer. Hedefin Avrupa topraklarının içinden seçilmesi gibi çok sayıda ilki barındıran bu olayı hemen hepimiz Pablo Picasso’nun meşhur Guernica tablosuyla hatırlarız. Bombardımanın akabinde yapılan bu eser, Paris’te sergilendiği ilk andan itibaren sanat tarihinin en etkileyici savaş eleştirilerinden kabul edilir ve zulme kayıt düşen savaş karşıtı bir anıt halini alır.

15 Temmuz’da Guernica yaşadık

Geçtiğimiz ay Hakk’a yürüyen Ressam Şafak Tavkul, 15 Temmuz 2016’da yaşadığımız o uzun geceyi,  verdiği röportajlarda “Biz aslında bir Guernica yaşadık” diye anlatır. Bu benzetmeyi ağır bulanlara Tavkul’un bildiri sonrası eşiyle birlikte darbe girişiminin en yoğun yaşandığı yerlerden Çengelköy sokaklarında olduğunu hatırlatalım. O gece hepimiz gibi Şafak ve Çiğdem Tavkul çifti de enteresan bir ruh halindedir. Ellerinde bayrakları evlerinden çıkarlar. “Belki de bu gecenin sabahına varamayacağız!” diye düşünür Tavkul. Ve yanından ayırmadığı defterine mürekkepli fırça kalemlerle otuz kadar eskiz çizer: Önünden geçen yaralılar, kaldırımlardan akan kanlar, ellerinde bayraklar tankların karşısında duranlar, vurulup tertemiz alnından yatanlar, köprüde tankların üstüne yürüyen o kadın ve motorunu tankların üstüne süren o adam…

“Ben Erol’u nasıl çizeyim?”

Bizzat tanık olmadığı ama o geceyi anlatan, arşivlerde mutlaka bulunmalı diye düşündüğü kareleri de ekler çizimlerine. Farklı semtlerdeki arkadaşlarından önce telefonuna fotoğraflar gelmeye başlar, sonra da arkadaşlarının ölüm haberleri… Onu görenler Erol Olçok’u da çiz der: “Ben onu nasıl çizeyim, o benim dostum dedim onlara. Sonra Cevat geldi, Erol’un erkek kardeşi. Bana ‘Sen abimi çok iyi tanıyorsun. Çizer misin?’ dedi. O isteyince bu benim için bir vazifeye dönüştü. Vurulma anını çizemedim. O anı düşünmek bile istemiyorum. Ona yakışacak bir şey olsun, o günü ve coşkuyu anlatan bir anı kalsın diye bu şekilde resmettim.”

O gece “Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm” mısrasıyla hareket halindeyken, ölümsüzlüğü tadanlara ne yapsın ölüm diyerek olduğumuz yere sabitlendik. Ve sonrasında hiçbir şey ve hiçbirimiz eskisi gibi olmadı. Uzunca bir süre sokaklarda nöbetteydik. Şafak Tavkul bu sürede evde, arabada, sokakta her yerde çizmeye devam etti. Arkadaşlarının ısrarıyla Kısıklı’daki nöbet alanlarında eserleri sergilendi. O, vatana sahip çıkmak için ölmeyi göze alarak sokaklara çıkan halkı mozaiğe değil, daha çok her bir rengi iç içe girmiş tek bayrak altında toplanan ebruya benzetir.

Farklı alanlarda da iz bıraktı

Kendisi de sadece resim değil, karikatür, çizgi film, animasyon, müzik ve okçuluk gibi farklı alanlarda bıraktığı sayısız eserle hayatını tıpkı bir ebru gibi yaşadı. Yaptığı her işle biz farkında bile değilken hayatlarımıza dokundu, dokunmaya devam edecek. 90’ların başında evimize giren Hay bin Yakzan çizgi filminin VHS kasetini başa sarıp tekrar tekrar kardeşlerimle izlerken animatörünün Şafak Tavkul olduğunu bilmiyordum. Aynı yıllarda evimizde sürekli dinlediğimiz ezgilerden İbrahim’i, Asaf Halet Çelebi ve A. Kadir şiirlerini derleyerek onun bestelediğini de…

“İlk kez mutsuz çizdim”

Bir Guernica yaşadık diye tarif ettiği o gece, çizmenin kendisi için hiç de kolay olmadığını şöyle anlatır: “Ben çizerken mutlu olan bir insanım. İlk defa mutsuz çizdim. Bugüne kadar bana en çok acı veren şeydi bu çizimler, bir daha böyle bir şey yapmak istemem.” Şafak Tavkul; bir daha böyle bir şey yapmamak üzere, bazı resimlerine gizlediği sırlarla bir cuma gecesi bu dünyadan göçerken, yoğun bakımda kendisine “Nasılsın?” diye soran eşine son sözü “Allah var gam yok!” olmuş. Beş yıl önce o uzun cuma gecesinde tüm yaşananları aşikâr etmek için sürekli çizerken de içinden aynı sözü geçirmiş olmalı. Nesiller boyu en çok onun çizgisiyle hatırlanacak 15 Temmuz. Mekânı cennet, makamı âlî olsun, o uzun gecenin şehitleriyle birlikte zamansız bahçeleri kucaklasınlar.

Önceki Yazı

12. Sayı Kitaplık

Sonraki Yazı

Türk Sinemasının Darbelerle İmtihanı

Son Yazılar

Suveydâ Vizyonda

Usta yönetmen, senarist ve yapımcı Mesut Uçakan'ın yeni filmi "Suveydâ" izleyicisi ile buluştu.