Orhan Kemal Türkiye’dir

23 dakikada okunur

Yazar Orhan Kemal’i ülkemizi temsil eden yazarlardan biri olarak işaret eden Işık Öğütçü: “Orhan Kemal Türkiye’dir. Orhan Kemal bu coğrafyanın her karakterini her insanını eserlerine almıştır. Bu yüzden Orhan Kemal’in yerli olması bu toprakları ve bu toprakların hikayelerini gerçek hayat acılarını anlatmasıyla çok ilgilidir.”

Doğumunun 108. yıl dönümünde Orhan Kemal’i yalnız bırakmayarak Orhan Kemal Müzesi’ne gidip kendisini ve edebiyatını oğlu Işık Öğütçü’den dinlemek istedik. Işık Bey önemli bir isim. Babasının mirasının dünya edebiyatında çok önemli noktalara erişmiş olması onun sayesinde diyebiliriz. Babasının ölümünün üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen eserlerini, mektuplarını ve anılarını derleyip bir araya getirmiş. Bu eserler edebiyat tarihi açısından önemli bir noktaya erişmiş. Öğütçü, kendisinin babasının edebiyatıyla ve onları derlemesiyle nasıl bir ilişki kurduğunu anlattı. Öğütçü ile birlikte Orhan Kemal müzesini gezerken, Orhan Kemal’i iliklerimize kadar hissettik. Orhan Kemal adeta hatıralarıyla kullandığı eşyalarıyla yanımızdaydı. Litros Sanat’ın yeni sayısında biz de “Orhan Kemal Müzesi”nin arka planını ve müzeyi kurarken yaşadığı zorlukların neler olduğunu sizler için oğlu Işık Öğütçü ile konuştuk.

Işık Öğütçü

Orhan Kemal’in sizin hayatınızın üzerindeki etkisi, onun nezdinde yetişen biri olarak size neler kattı? Geçtiğimiz günlerde babanızın doğumunun 108. yıl dönümüydü. Neler hissediyorsunuz?
Ben hep keşke 13 yaşındayken babamı kaybetmeseydim, onunla daha uzun süre kalıp sohbet etseydim ve onun bilgilerinden faydalansaydım derim. Çünkü edebiyat, sanat işlerinin okulları yok. Bu işi yürüten, yapan veya yaratıcılığını ortaya koyan insanlarla birlikte olunduğu zaman her şeyi bütün kademeleriyle görme şansınız oluyor. Ben bu zamanları yakalayamadığım içinde çok üzülüyorum. Daha sonrasında bu müzeyi açtıktan sonra gerçek anlamda Orhan Kemal’i keşfettim. Her bir eserini on kere, on iki kere hatta on beş kere okudum. Bu süreç bana onunla ilgili on üç kitap hazırlama fırsatı sağladı.

Orhan Kemal edebiyata şiirle başlamadı!

Babanızla ilgili mektupları, yazıları derleyip kitap haline getirdiniz. Son zamanlarda yaptığınız yeni çalışmalarınız var mı?
Orhan Kemal’in edebiyata adım atması şiirle başladı derler oysa o teoriyi de alt üst ettim. Çünkü 20 yaşında babamın yazdığı bir öyküyü buldum. Babamı ilk araştırmaya başladığım yıllarda araştırmaya çok merak ettiğim üstadın şiirlerinden başladım ve 95’e yakın şiirini buldum. İlk çıkardığım “Yazmak Doludizgin” kitapta Orhan Kemal’in şiirlerini ve günlüklerini bir araya getirdim. “Yazmak Doludizgin” adlı kitabı Orhan Kemal’in dünyasına inmek ya da Orhan Kemal’i araştırma noktasında başlangıç noktam oldu. Orhan Kemal bir hazine, kazdıkça yeni şeyler ortaya çıkıyor. Yeni çalışmalara yol açılıyor. Babamın “Nazım Hikmetle 3,5 yıl”, “Arkadaş Islıkları” ve “Tersine Dünya” eserlerini tiyatroya uyarladım. Tiyatroya uyarlanmış eserler hem İBB Şehir Tiyatroları hem de Devlet tiyatrolarının dramaturjisinden geçti. Şu anda oyun havuzunda oynanmayı bekliyor. Şu an elimde “Orhan Kemal Anılar ve Anekdotlar” adlı projem var ve şu ana kadar 85 sayfa kadar yazdım. Bu projede Orhan Kemal’in ölümünün ardından on, on beş yıllık süreçte dostları ve arkadaşları tarafından onunla ilgili anıları ve anekdotları yer alıyor. Bu anıları ve anekdotları bir kitapta toplayacağım. Aynı zamanda bu kitapta benim, annemin, ablamın anıları da yer alacak.

13 yaşına kadar babanızla birlikte vakit geçirdiniz. Bir röportajınızda babanızın çikolatayı yiyişinizi eserinde anlattığını söylemiştiniz. Sizi derinden etkileyen, anlatmadığınız, babanızla ilgili bir hatıranız var mı?
Babamı 13 yaşında kaybettim. Babam evde yazı yazıyor, birileriyle sohbet ediyor ben ise dışarıda oyun oynuyordum. Şu an ki aklım olsaydı erken gideceğini bilseydim babamın dibinden ayrılmazdım. Babamın ağzından çıkan her kelimesini bir yere kayıt ederdim. Çok az anlattığım bir anıyı anlatayım. 1968 yaz aylarıydı. Basınköy’de oturuyorduk. Basınköy’e yakın Menekşe’de gazetecilerin bir plajı var. Akşam saatlerine doğru saat 4-5 civarı, babam dışarıdan geldi. Ona “Baba denize gidelim” dedim. O da “Haydi gidelim.” dedi. O gün babamın ilk defa mayolu bembeyaz vücudunu gördüm. Babamı böyle görünce içimden çok üzüldüm. Orhan Kemal’in tatil yapmadığını ve yaşam mücadelesi içerisinde olduğunu yıllar sonra anladım.

Babanızın Orhan Kemal olması sizi sanata yakınlaştırdı mı? Edebiyat ile ilişki kurmanızda nasıl bir etkisi oldu?
Siz böyle sorunca babamla ilgili bir anım canlandı. 1970 yılının Ocak veya Şubat ayıydı. Genelde cumartesi-pazar günleri babam evde olurdu. Abimle babam divanın üstünde oturuyordu. Ben de onları dinliyordum. Havadan sudan konuşurken bakışlar bir anda benim üzerime döndü. Abim “artık yaşın geldi, kitap okuman lazım” dedi. Ben o tarihe kadar belki bir iki kitap okumuştum ya da hiç okumamıştım. Abim ise sürekli kitap okuyan biriydi. Babam bana o gün sadece “Evet, abin haklı, kitap okuman lazım. İki Çocuğun Devrialemi kitabını oku” dedi. 2 Haziran’da babamı kaybettik. Aradan biraz zaman geçtikten sonra abime “babamın şu dediği kitabı bana alsana” dedim. Abim gitti aldı. Babamın söylediği kitap tam on ciltti. Kitap özürlüsü bir adam olarak on cildi görünce şaşırdım ve kitabı okumaya başladım. Kitapta Paris’te yaşayan iki çocuk anlatılıyordu. Müthiş bir hayal gücü olan yazar, çocukları dünya turuna çıkartıyor ve onlara her yeri gezdiriyordu. Eserde korsanlar, boğa yılanları, Afrika’da yaşayan yamyamlar vardı. Kısacası yazar o kitaba her şeyi sığdırmıştı. Çocuk dünyasına hitap eden o kitap beni sardı ve on cildi de okudum. Arkasından babamın kitaplarını okumaya başladım. Babamın kitaplarında “İki Çocuğun Devrialemi” kitabına dair yorumlar gördüm. Babam bana o kitabı çocuk ruhunu yakalayan kitap olduğunu bildiğinden tavsiye etmişti. Sonraki süreçte arka arkaya babamın kitaplarını okumaya devam ettim.

 

Orhan Kemal’in zorlu yaşam koşullarının etkilerini eserlerinde görmek mümkün mü?
Orhan Kemal toplumcu gerçekçi bir yazar, insan hikâyelerinde yaşanmışlıklarını ve gözlemlerini kalemiyle yaşamı kayıt eden bir yazar. “Dönüş” isimli bir öyküsü var. O öyküde babam Malatya’ya çalışmaya gider. Fakat Malatya’da tutunamaz. Malatya’dan Adana’ya geliş sürecini anlatır. Orhan Kemal’in her öyküsü her romanı “Dönüş” isimli öykü gibi hayata değmiş olan konulardan oluşur. Bazen Orhan Kemal’e “Bu anlattıklarınız gerçekten oldu mu?” diye sormuşlardır. Babam da onların sorusuna karşılık “ Sizce bunlar olabilir mi? Eğer olabilir derseniz eser amacına ulaşmış demektir.” cevabını vermiştir.

Türkiye’nin milli kültürünü ve sanatını en iyi ifade eden edebiyatçılardan birisini Orhan Kemal olarak görüyoruz. Eserlerinde de Anadolu kimliğini Anadolu halkını ön plana çıkarması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bunu tek bir cümleyle özetleyebilirim “Orhan Kemal Türkiye’dir”. Orhan Kemal bu coğrafyanın her karakterini her insanını eserlerine almıştır. Bu yüzden Orhan Kemal’in yerli olması, bu toprakların hikayelerini gerçek acılarını anlatmasıyla çok ilgilidir. Sorunların değişmesi için kalemine sarılmıştır. Orhan Kemal bir insanın köylünün, emekçinin ve ezilenin yanındadır. Herkesin iyi yaşamaya hakkı var tezini savunur.

Orhan Kemal’in yabancı dillere çevrilmiş birçok eseri bulunmakta. Dünya edebiyatında bu kadar ilgi görmesinin sebebi sizce nedir?
Orhan Kemal 40 ülkede okunan bir yazar. Farklı coğrafyalarda küçük insanların sorunları hep aynı, herkes geçim derdinde, zor ekonomik koşullarda eziliyor ve sömürülüyor. Orhan Kemal’in eserleri de bu insanların sesi olarak karşılık buluyor. Kimsenin dikkat etmediği, adam saymadığı o küçük insanlardan devasa eserler çıkarıyor. Orhan Kemal’i sadece bizim toplum değil, 40 farklı ülkenin insanı okuyor. Her ülkenin edebiyatında başı çeken yazarlar vardır. Ben bunlara amiral gemileri diyorum. Türkiye’de bunlardan biri Orhan Kemal’dir. Onun doğum gününde “Orhan Kemal hala yaşıyor” dediğim bir konuşma yaptım. Çünkü anlattığı insanlar hâlâ yaşıyor hâlâ varlar. Onların sıkıntılarını biz ne zaman giderirsek ne zaman o sorunlar biter, o zaman Orhan Kemal klasik sınıfına girer. Bugün Cervantes’in “Don Kişot’”u gibi Tolstoy’un veyahutta Dostoyevski’nin kitaplarını okuduğumuz gibi dünya klasikleri arasında yer alır. Ama Orhan Kemal şu anda anlattıklarıyla yaşıyor. Emekçileri, ezilenleri ve onların sorunlarını dikkate almamız gerektiğine dair sürekli bizi uyarıyor. Bizler de okurları olarak o insanlara yakından bakmamız lazım.

Türk sinemasına damga vurdu

“Farkıma Takılanlar” isimli bir kitabınız da mevcut geçen sene çıkardığınız…
Orhan Kemal’in Türk sinemasına uyarlanmış birçok eseri mevcut, bu eserlerin sinema üzerinden halkla buluşması hakkında ne düşünüyorsunuz? Sinema edebiyat ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Babam bir röportajında üç yüze yakın senaryo yazdığını söylüyor. Türk sineması 1950’lerde Orhan Kemal’i keşfediyor. Senaryo yazması isteniyor ama kendi adıyla hiçbir zaman yazmıyor. Çünkü onun kaygısı evinin geçimini sağlamaktı. Orhan Kemal’in keşfedilen iyi tarafı iyi diyalog yazması. Sinema dediğiniz şey de iyi bir diyalogla olayın anlatılmasıdır. Sadece kendi eserleri değil başka eserleri de babama verip onların diyaloglarını yazdırıyorlar. Türk edebiyatına damga vurduğu gibi Türk sinemasına da damga vurmuştur. Onun eserlerinin günümüzde filme uyarlanması söz konusu değil ama dizi için teklifler geliyor. Daha önce 2010-2011 yıllarında hepimizin seyrettiği “Hanımın Çiftliği” dizisini biliyoruz. Orhan Kemal’in yazdığı eserler şu anda bile çeşitli amatörler ve belediye tiyatroları tarafından oynanıyor. Sinema edebiyat ilişkisi birazda bu tür dev eserler için çok önemlidir.

Orhan Kemal’in edebiyatında ve hayatında Nazım Hikmet’in ciddi bir etkisinin olduğunu görüyoruz. Siz bu etki ile ilgili ve bir edebiyatçının usta çırak ilişkisi yaşaması meselesi ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Babam 1938’de askere gidiyor. Nazım Hikmet’in eserlerini okudu diye içeri düşüyor. Zamanla şiirle olan ilgisini biraz daha hızlandırıyor. Sıkıntısını, isyanını şiirle anlatıyor. Babam Bursa Cezaevi’ndeyken 1940’ta oraya Nazım Hikmet geliyor. Nazım Hikmet’in gelmesiyle buluşma çok daha olağanüstü bir havaya bürünüyor. Abi kardeş gibi usta çırak, öğretmen öğrenci ilişkisi var. Nazım Hikmet babamın şiirlerini okuyor ve beğenmiyor. Ama ondan da umudunu yitirmiyor. Sabırla çalışmasına ön ayak oluyor. Babam bir röportajında “Nazım Hikmet bana bakmasını öğretti”. Nazım Hikmet babamın halkın sıkıntılarına odaklanmasını istiyor. Bu isteğini slogancı bir dil ile değil, bir estetik ve sanat anlayışıyla roman veya öykü kurgusunda anlatmasını istiyor. Orhan Kemal gün geliyor “Artık Nazım Hikmet’e bile ihtiyacım kalmadı” diyor. Artık o işin sırrını öğrenmiş yazıyor. Gösterdiği o yolda o bakış açısıyla bütün eserlerini kaleme alıyor.

Bu müzede Orhan Kemal rüzgârı esiyor

“Orhan Kemal Müzesi”ni oluştururken neler yaşadınız?
Babamın ölümünün üzerinden 30 yıl geçtikten sonra bu müzeyi oluşturduk. Ailenin bir tasarrufu olarak ortaya çıktı. Tüm eşyalar, objeler çeşitli evlerden abimden halalarımdan toplandı. Malzemelerin bir kısmı dedemin bir kısmı babamın kullandığı eşyalar hatıra olarak değişik evlere gitmişti. Müzenin açıldığını gören aile dostları sonrasında bu eşyaları buraya getirmeye başladı. Buradaki en yeni obje bile 52 yıllık. Şu anda bizim üzerinde oturduğumuz bankların üzerindeki minder Orhan Kemal’in oturduğu minderdir. Çalışma masası, eşyaları, çatalı, kaşığı ve tabakları var. Orhan Kemal o eşyalara nasıl bir rüzgâr estirdiyse bazen ben de o rüzgârı duyuyorum. Gezenler arasında çok duygulanarak buradan ayrılanları biliyorum. Hatta bir dostumuz “Gelirken Orhan Kemal müzesine gelirsiniz. Çıkarken Orhan Kemal ile kol kola çıkarsınız” dedi. Bu sözü çok sevdim.

Orhan Kemal umudun yazarıydı

Başlangıçta benim bir kültür merkezi, araştırma enstitüsü ve müzenin yer aldığı bir yer kurma hayalim vardı. Belki bin metrelik bir alanı kapsayabilirdi. Çünkü bizim daha göstermediğimiz ona dair çok malzeme var. Bunların hepsi sergilenebilse çok güzel olur. Ona dair bir müze kurmak 30 yıl boyunca kimsenin aklına gelmedi. Beyoğlu’nda bulunduğumuz yer 80-90 metrekarelik yerde bu müzeyi açtık. Bir ses getirdi. Yabancı konuklar, devlet adamları, kültür bakanları, belediye başkanları geldi. Anı defterlerine yazılar yazdılar. Ama bir türlü bir sonraki aşamaya geçemedik. Hiçbir zaman umutsuz değilim. Biz Orhan Kemal’in ailesiyiz. O umudun yazarıydı, hiçbir zaman karamsar olmadı. Bir gün ben olmasamda benden sonraki gelecekte bu hayal gerçek olacak. Orhan Kemal’in tüm Türkiye için çok önemli bir amiral gemisi, bayrak taşıyıcı yazar olduğunu gördükleri anda Orhan Kemal’in pek sorunuda çözülmüş olacak.

Önceki Yazı

Dijital platformlar yeni arşivlerimiz

Sonraki Yazı

Şehirler Sanatçılarına Sahip Çıkmalı

Son Yazılar

Alyoşa’dan aşk ile selam

Sanat ajandası, sanat dolu bir sayfa ile karşınızda. Bu sayımızda sanatçı Aliye Berger’in hikayesini anlatacağız. Aliye