Öykümüzün Köşe Taşı: Sait Faik

21 dakikada okunur

Türk öykücülüğünün öncü isimlerinden biri olan Sait Faik aramızdan ayrılalı (11 Mayıs 1954) 70 yıl oldu. Hayatının büyük bir bölümünü Burgazada’da geçiren Sait Faik Türk edebiyatının en verimli yazarlarından biri olarak tanınmaktadır. Açtığı çığır Ömer Seyfettin’den sonra Türk hikâyeciliğinin ikinci önemli merhalesi olarak kabul edildi. Eserleri, Milliyet, Kurun, Vakit gazeteleriyle Varlık, Ağaç, Büyük Doğu, Yücel, Yeni Mecmua, Servet-i Fünûn, İnkılâpçı Gençlik, Yürüyüş ve Yedigün gibi dergilerde yayımlandı. Sait Faik Abasıyanık adına açılmış https://saitfaikmuzesi.org/ adlı sitede şu bilgiler dikkat çekmektedir: Ömrünün son günlerinde çeşitli edebiyat matinelerine katılan Sait Faik Abasıyanık, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın teşvikiyle 1954’te Darüşşafaka Lisesi’nde düzenlenen bir edebiyat matinesine katılır ve ortamdan çok etkilenir. Matineden sonra o zaman İstanbul’un Fatih semtinde bulunan Darüşşafaka’yı gezen Sait Faik, orada okuyan çocuklarla ilgilenir ve onları çok takdir eder. Eve döndüğünde annesi Makbule Abasıyanık’a mal varlıklarını, babası hayatta olmayan çocuklara çok güzel olanaklar sağladığını düşündüğü Darüşşafaka’ya bağışlamayı teklif eder. Makbule Hanım, yazarın ölümünden sonra, 8 Kasım 1954’te hazırladığı vasiyetinde mal varlıklarının çoğunu, yazarın eserlerinin telif haklarını ve Sait Faik Abasıyanık Müzesi yapılması koşuluyla Burgazada’daki köşkü Darüşşafaka Cemiyeti’ne bırakır. Darüşşafaka Cemiyeti, kendisine 1964 yılında intikal eden bu vasiyete titizlikle sahip çıkarak, Sait Faik Abasıyanık Müzesi adıyla 22 Ağustos 1959’da halka açılan müze evin bakım, onarım gibi sorumluluklarını üstlenir.  Vasiyetinde, oğlunun adına her yıl bir hikâye armağanı verilmesini şartına da koşmuş olan Makbule Hanım’ın bu isteği de 1964’ten bu yana Darüşşafaka Cemiyeti tarafından yerine getirilmektedir. Tüm eserleri vefatından sonra “Semaver” (1936), “Sarnıç” (1940), “Şahmerdan” (1940), “Medâr-ı Maîşet Motoru” (1944), “Lüzumsuz Adam” (1948), “Mahalle Kahvesi” (1950), “Havada Bulut” (1951), “Kumpanya” (1951), “Havuz Başı” (1952), “Son Kuşlar” (1952), “Şimdi Sevişme Vakti” (şiirler, 1953), “Kayıp Aranıyor” (1953), “Alemdağ’da Var Bir Yılan” (1954), “Yaşamak Hırsı” (Georges Simenon’dan çeviri roman, 1954), “Az Şekerli” (1954), “Tüneldeki Çocuk” (1955), “Mahkeme Kapısı” (röportajlar, 1956), “Balıkçının Ölümü” (1977), “Açık Hava Oteli” (konuşmalar, mektuplar, 1980), “Yaşasın Edebiyat” (çeşitli yazılar, 1981), “Müthiş Bir Tren” (1981), “Sevgiliye Mektup” (çeşitli yazılar, 1987) başlıkları altında yayımlandı ve halen Türkiye İş Bankası Yayınları tarafından neşrediliyor. İyi okumalar diler, 16 Mayıs tarihinde Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleştireceğimiz “Gidenlerin Ardından: Sait Faik” öğrenci panelimize beklerim.

Önerdiklerim

Swift ve Harrier / Minette Walters / Alfa Yayınları

Dorset, 1642. Kral ile Parlamento arasında kanlı bir iç savaş çıktığında, İngiltere’nin dört bir yanındaki aileler ve topluluklar farklı bağlılıklarla bölünürler. Tarafsız kalan çok az insandan biri de, kraliyet yanlısı bir aileden gelen ve çatışmanın her iki tarafına da hizmet sunan Dorsetli doktor Jayne Swift’tir. Her olayda ona eşlik eden kişiyse, iç savaşı bir sonun aracı olarak benimsediği için hor görmesi gereken bir adamdır. Adının William Harrier olduğunu söyleyen bu adam hakkında hiçbir şey bilmemektedir. Geçmişi bir gizem, geleceği ise belirsizdir. Swift ve Harrier, Britanya tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birinde geçen, eşsiz ve unutulmaz kadın kahramanıyla kayıp, fedakârlık ve aşk üzerine sürükleyici bir hikâye. “Swift ve Harrier, Minette Walters’ın mekan ve zaman kullanımı, gerçekten tanıyormuşçasına yakınlık duyacağınız karakterleriyle öylesine canlı ve güzel yazılmış ki okuduklarınız kitabı bitirdikten sonra bile aklınızdan silinmiyor. Kusursuz, mükemmel ve bütün övgüleri hak eden bir roman.”

Geceleyin Dersaadet / Beşir Ayvazoğlu / Kapı Yayınları

Gece bir dildir İstanbul’da. Ay ve güneş onun ipeğini dokumak için yarışırlar. Suya inen mehtapta, Ramazan gecelerinin manevi havasında bu dilin fısıltıları duyulur. Bazen tutuşan camlarda, bazen de fener ve mahya alaylarında şiire döner o dil. Mahrem olanla aşikâr olan kol kola girip sokakları dolaşırlar. Eski şairlerin rüyalarını dolduran gece, yeni şairlerin kâbusuna da dönüşür. Romancı ise bir elmas yağmurunun rüyasını görür onda. Beşir Ayvazoğlu bütün rüyaların yatağı olan geceye İstanbul’dan bakıyor bu kez. Araştırmacı titizliği üslup ve inceliklerle örülüyor. Gecenin sonsuz sırrı yazarın ışığıyla aydınlanıyor. Gece, edebiyat ipeğinin örtüsü altında dans ediyor. “Elinizdeki kitap, gecelerden söz edilirken, aynı zamanda İstanbul’un aydınlatılma macerasının da kısaca anlatıldığı bir’ kitaba dönüştü. Sayfalar arasında gezinirken yer yer bir şehrayinde olduğunuz hissine kapılacağınızı sanıyorum. Ayrıca algılandığına dair bir deneme olarak da okunabilir.”

Destursuz Bağa Girenler / Orhan Şaik Gökyay / Yeditepe Yayınevi

Bir kitabı, yalnızca, o da birçoğu yetersiz olan sözlüklerin yardımıyla anlamanın yolu olmadığı tanıklarıyla gösterilmeye çalışılmıştır. Sadeleştirmeye, bu yoldan tanıtmaya kalkıştığımız bir kitabın, dilinden önce, onun yazıldığı zamanın, çevrenin, yazarının dilini, üslubunu ve özellikle kültürünü kavramadan, bu gömünün tılsımını çözemeyiz. Bu tılsım, masallardaki gibi, birkaç sözcüğün büyüsüyle açılamıyor, meydanda. İşin başka bir yönü de var; o da bize daha da hazırlıklı olmayı buyuruyor. Yoksa sonuç, bir milletin varlığını kalem yerine, bilgisiz ve insafsız kazmalarla yok etmeye varır. Daha da kötüsü bu soydan emeksiz, bilgisiz, açıkçası çırpıştırma yapıtlar, okuyucuyu yanıltır, onu kendi öz zenginliği ve kültür varlığı üzerinde umutsuzluğa sürükler; bu yüzden de onu, kendinden koparıp çok uzaklara atar.” Edebi eleştiri, edebiyatın olmazsa olmazlarındadır. Elinizdeki kitap da Orhan Şaik Gökyay’ın bu minvaldeki yazılarını bir araya getirdiği, tarihe mâl olmuş en önemli eserlerinden bir tanesidir. Türk edebiyatında eleştiri denilince ilk akla gelen eser olan Destursuz Bağa Girenler, adetâ bir mihenk taşı olmuş, içerisinde bulunan yazılar devrinde büyük akisler uyandırmış ve ilmî çalışma bahsinde dikkat edilmesi gereken noktalar bugün de hâlâ geçerliliğini koruyacak şekilde okuyucuya sunulmuştur.

İnkılap Edebiyatı / Şerif Eskin / Dergâh Yayınları

Şerif Eskin bu çalışmada, kritik bir döneme damga vurmasına rağmen edebiyat tarihlerinde müstakil bir yer bulamayan “İnkılâp Edebiyatı” olayına panoramik bir bakış sunuyor. Bu noktada yazar, İnkılâp Edebiyatı’nı tarihsel bağlamından hareketle tespit, tasvir ve tahlil ederken; eş zamanlı olarak Cumhuriyet modernleşmesinin kültürel inşa seferberliği kapsamında edebiyat kurumunun hangi sâiklerle yeniden kurgulanmaya girişildiğinin izini sürüyor. İnkılâp Edebiyatı kanonunda öne çıkan eserlerdeki ulusal kimlik tasarımı, devlet otoritesinin talepleri doğrultusunda gerçekleşen edebî üretim tarzı, yazarlara yüklenen aydın-kurtarıcı rolü, müzeleştirme, yaratılan stereotipler ve ulusal hafızanın mekânı olarak edebiyat gibi meseleler ise kitabın üzerinde yoğunlaştığı konular arasında. Basında yaşanan ve zaman zaman tansiyonun oldukça yükseldiği kimi polemiklerin ayrıntılarıyla sunulduğu kitap, bu yönüyle okuru dönemin edebiyat iklimine bir yolculuk yapmaya davet ediyor. Şerif Eskin’in birincil kaynakları esas alarak ortaya koyduğu inceleme nihayetinde İnkılâp Edebiyatı’na literatürde bir edebiyat hareketi olarak ayrı bir başlık açılmasını teklif ederken alana yeni sorular da bırakıyor.

Yeni Çıkanlar

Müslüman Sicilyayı Anlatmak / William Granara / Ketebe Yayınevi

Müslüman Sicilya’nın hikâyesi, 902 yılında son Bizans kalesinin düşmesiyle başlar, Norman istilasına kadar, tam iki yüzyıl boyunca devam eder. Bir sınır toplumu olarak Sicilya, yerli halktan göçebelere, bağlılardan mevâlîlere, gezgin tüccarlardan âlimlere, hacılardan servet sahibi askerlere ve sadakatleri değişken olup pazarlığa açık bulunan siyasî gruplara kadar çeşitli demografik bileşenlere ev sahipliği yapmıştı. Bu çeşitlilik, Sicilya’ya zengin bir tarihî portre sunmuş, bir yandan da bu kadim bölgeyi kültürel ve sosyo-ekonomik çatışmaların merkezi hâline getirmişti. Müslüman Sicilya’yı Anlatmak, Ortaçağ Sicilyası’nın dinamik ve çok katmanlı yapısını inceleyerek okurları, edebî bir dokunuşla, dönemin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Akdeniz medeniyetinin Müslüman Altın Çağ’ını detaylıca okuruyla paylaşan bu eser; edebiyat tarihçileri, tarih meraklıları, Ortaçağ Akdeniz dünyasına ilgi duyan ve Sicilya’nın İslâmî döneminin izini süren herkes için bir başucu eseri olmaya aday.

Çatlak / F. Scott Fitzgerald / Ketebe Yayınevi

İnsanın çöküşü tam olarak nerede başlar? Artık kendine yabancı gelmeye başlayan hayatın akıntısında boğulan insan, eski heveslerinin ve yaşam gücünün sızıntılarına tekrar ulaşabilir mi? Hayata tat veren o tuz lezzetini yitirirse, ona bir daha nasıl tuz tadı verilebilir? Çatlak, Fitzgerald’ın göz alıcı başarılardan umutsuzluğa düşüşünün hiç de ani olmayan hikâyesini anlatıyor. Eser, otuz dokuz yaşında kendisini çökmüş halde bulan yazarın, yaklaşık yirmi yıl boyunca içinde taşıdığı o derin çatlağın aslında ilk günden beri ona nasıl hücum ettiğini ve bir daha asla eskisi gibi iyi bir adam olmayacağını anlayıp kırılmasını aktarıyor. 1936’da Esquire dergisinin Şubat, Mart ve Nisan sayılarında üç bölümlük bir dizi olarak yayımlanan yazıların, F. Scott Fitzgerald’ın ölümünden kısa bir süre sonra derlenmesiyle oluşan ve Türkçeye ilk kez çevrilen Çatlak, gösterişli bir yazarın yükselişi ile düşüşü arasındaki derin yarıklardan oluşan otoportresi…

Osmanlı’da Siyasal Dilin İnşası / İbrahim Şirin / Ketebe Yayınevi

“Osmanlı’da Siyasal Dilin İnşası”, 7-9 Eylül 2022’de düzenlenen III. Uluslararası Osmanlı Araştırmaları Kongresi (OSARK) bünyesindeki “Siyasal Dilin İnşası: Değişen ve Dönüşen Osmanlı İmparatorluğu’nda Kavram ve Söylem” başlıklı panelde sunulan tebliğlere dayalı olarak oluşturulmuştur. Kitaptaki her bir makale, Osmanlı modernitesine ait başat kavram dağarcığından hareketle kaleme alındı. 16. yüzyıldan erken 20. yüzyıla uzanan süreç içerisinde tarihi, siyasal ve toplumsal saikleriyle birlikte, kavram ve zaman aralıkları üzerinden farklılaşan ancak inceledikleri toplumsal ve siyasi kodlar üzerinden Osmalı-Türk modernitesine dokunan ya da bunun etrafında dönen kavramların semantik gelişimini, değişimini ve dönüşümünü irdeleyen kitapta yer alan makaleler, dönem hafızasının kodlarını yine dönemin tarihsel olguları ve düşünce dünyasındaki gelişmeler üzerinden okuyucuya sunmaktadır. Böylece, kitabın Osmanlı-Türk düşünce tarihçiliğinde kavram çalışmaları adına yol gösterici bir başlangıç olmasını umut ediyoruz.

Vatan Namus İttihad / Kolektif / Timaş Yayınları

Saptırma ve intikam amaçlı çiziştirmelerin, yazıştırmaların etkisi elan devam ediyor; bugün de İkinci Meşrutiyet Dönemi ele alınırken yoğun ön yargılar gündeme geliyor. Bir de sonradan ne olduğunu bilmenin rahatlığıyla karmaşa içinde geçmiş bir dönemi izah ve bugüne nakletmekte kolaycılığa kaçmak; Osmanlı İmparatorluğu’nun ayakta kalması için verilen son mücadeleyi yok sayıp, “Sonra’nın Kılıcı”nı kuşanarak lider bir nesle sövmekte rahatsız edici çok şey var. Bu sövüp sayma kadar, eninde sonunda Osmanlılar adına verilmiş bir ölüm kalım mücadelesinin söz konusu olduğunun unutulması da insanın yüreğine girmiyor. Ters ve kötü gitmiş her şeyin “İttihadçılar”ın kapısının eşine yığılması yoluyla bir sağıltım sağlanmış olacağının zannedilmesi ise doğru ve bilimsel değil. İttihad ve Terakki liderliğindeki Osmanlılar, belki de olmamaları gereken bir yerde boy göstermeye kalkıştılar; sonunda da kendilerinden teknik donanım ve teçhizatta üstün ordular karşısında yenildiler. Ama mesele savaşta yenilip yenilmemek değil, zorlanan bir kadere teslim olmamaktı… Onlar, kaderlerinin Büyük Güçler tarafından kendilerine tebliğ edildiğini görmek yerine, kalplerini ellerine alıp, kaderlerini her şeye rağmen seçmiş olmayı tercih ettiler.

Önceki Yazı

Müzik evreninin manevi yurttaşı Kaptanzâde Ali Rıza Bey

Sonraki Yazı

Adım adım Taksim, adım adım kültür turu 

Son Yazılar

Burgazada, Sait Faik ve gençler

Sakarya Cemil Meriç Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileriyle yazar Sait Faik’in vefatının 70. yılında Burgazada’da birlikteydik. Burgazada

Şiir daima bir fazladır

Şair İhsan Deniz: “Şiir kendi başına vardır, olduğu yerde durur, orda, ancak orada vardır. Tanımlar ne